Makale Arşivi
  
  
  
Fotoğraf Çekimleri
  
Yurtdışı Gezi Fotoğrafları
  
Hazırladığı Eserler
  
Seminer ve Konferanslar
  
Plaketler
  
Teşekkür Belgeleri
  
Ödül Törenleri
 ŞEVKİ KÖKSAL İLE 12 EYLÜL ÜZERİNE

ACI DOLU GÜNLERİ ANLATTI

12 Eylül 2010 günü Halkın Oyuna sunulacak Anayasa Değişikliği oylaması için bir döneme damgasını vuran ve 12 Eylül’ün mağdurları ülkücülerin liderlerinden Ahılı Eski Belediye Başkanı Şevki Köksal o acı dolu günleri anlattı.

GÖZYAŞLARINI TUTAMADI
Köksal 12 Eylül İhtilal sonrasında kendisi ile birlikte Kırıkkale’den 28 kişinin yargılandığı Mamak zindanlarında yaşanan acı olayları anlatırken gözyaşlarını tutamadı. Anayasa değişikliğine Mamak Ülkücülerinin ‘hayır’ diyeceğini belirten Köksal “Bu anayasa değişikliği bizlerin hukuksal olarak haklarını aramaya imkân sağlamıyor. İçi boş. Ancak Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Ülkücü Şehit Mustafa Pehlivanoğlu ’nun mektubunu ağlayarak okuması bizleri kandıramaz. Acıyı, zulmü bizler gördük. Başbakan 30 yıldır nerede idi?”dedi.

19 AGUSTOS ANLAMLI GÜN
19 Ağustos Mamak Ülkücüleri için ayrı bir anlam taşıyor. Çünkü ülkücüler ilk olarak duruşmalara 19 Ağustos 1981 yılında hâkim karşısına çıkarak başladılar. Her yıl Kırıkkale ’de kendileri için bu anlamlı günde 24-25 kişi bir araya gelerek sessiz sedasız o acı günleri yâd ediyorlar. Haklarının gasp edildiğini ifade ediyorlar ve yıllarca hücrelerde işkencelere maruz bırakılmalarının hukuk önünde hesaplarının sorulmasını bekliyorlar.

DUYGULU RÖPORTAJ
Kalehaber.net İmtiyaz Sahibi ve Genel Yayın Müdürü Ercihan Çakmak Mamak ülkülerinin yaşadığı acı dolu günleri dönemin canlı şahitlerinden Şevki Köksal ile konuştu.Köksal suçsuz olarak geçen yılların acı anılarını anlatırken adeta o günleri tekrar yaşar gibi duygulu anlar yaşadı.Zaman zaman ağladığı anlar oldu.

12 Eylül 1980 içimizde kanayan bir yara, siz bu dönemleri acı tecrübelerle yaşamış biri olarak kısaca o yıllardan bahseder misiniz? Siz ve arkadaşların neler yaşadınız.?

12 Eylül 1980 öncesi Türkiye bir kan gölüne dönmüştü. İşte hep derler kardeş kavgası. O kardeş kavgası hep devam etti. İnsanların birbirlerini vurup öldürdüğü o günlerde Türk Milliyetçileri olarak bizim de esas derdimiz, esas amacımız; o gün de, bugün de vatanın birliğini, bütünlüğünü muhafaza etmekti. Bu milleti, memleketimizi ileri noktaya taşımaktı. Hedefimiz bizim buydu. Ancak zaman zaman Türkiye’de ölümleri sol başlatmıştır. Nefsi müdafaalar olmuştur. Karşılıklı farklı yanlış işler de yapılmıştır. Bu dönemde neticede o gün bunlara müsaade eden, devlet demeyim; iktidarlar, “İşte yollar yürünmekle aşınmaz” diyenler oldu. İşte “Ellemeyin birbirini kırsınlar” diyenler oldu. Kırıldı, edildi ve bir 12 Eylül ihtilâli oldu. 12 Eylül İhtilâlinde üniversitede okuyordum. İhtilâl olduğunda kaçtım. Daha sonra imtihanları falan tamamladım, bitirdik. Öğretmenlik diplomamızı aldık. Ondan sonrada gittik, kuzu kuzu teslim olduk. Mamak Ceza Evi’ne girdik. Benim babamı, kardeşimi hepsini aldılar. Bir hafta babam karakolda kaldı.

AİLE BOYU İŞKENCE GÖRDÜK
Aile boyu işkence gördük, sıkıntı gördük. Mamak Cezaevi, son derece sıkıntılı geçti bizim için. Düşünün, C-5 denilen yerden, askeri savcının yanına gidiyorum. Nurettin Soyar ismini hiç unutamıyoruz. Gırtlağımı sıkıyor. Ellerim arkadan bağlı, iki tanesi tutuyor, savcı gırtlağımı sıkıyor, sen daha konuşmadın mı? Sen daha itiraf etmedin mi? Ben seni asacağım faşist köpek diyerek tacizde bulunuyor. Tabii; asın buyurun, ne isterseniz yapın, serbestsiniz diyorum. Ben buraya kendim geldim, teslim oldum. Bu devlet benim diye teslim oldum. Beni siz yakalamadınız. Ben arandığımı duyarak kendim teslim oldum. İşkence faslı falan derken. Tekrar dönüyoruz, yine aynı muamele. En sonunda üç defa idam hakkı talebinde bulunuldu hakkımda. Fakat benim üç satır ifadem var. Yani herhangi bir suçu, herhangi bir şeyi, hiçbir şeyi kabulüm yok. Fakat herkes bir değil. İşkencelere maruz kalan arkadaşlarımızın birçoğu Şevki Köksal yaptı. O bilir, o eder diyerek birçok suçlamaları üzerimize atmıştır. Netice de toplu bir dava. Bir buçuk yıl sonra bana sıra geldi ki ifademi vereyim.

5 SENE SONRA BERAAT ETTİM
Tutuklandıktan sonra mahkeme sırasında toplam beş seneye yakın bir süre sonra ben ancak tahliye olabildim. Önce tahliye oldum, on bir senenin sonunda da bize berat kararı çıktı. Beş yıllık bir süre sonra berat ettim. Çıktıktan sonra mesleğim olan öğretmenliği yapamadım. Beş yıl gibi uzun bir süre kayıp geçti. Hiçbir hak-hukuk talep edemiyorsun. Bugünlere geliyoruz. O günlere döneyim. Şimdi bakıyorsun 12 Eylül’le ilgili hesaplaşma başlıyor.

GÜNLÜKLERİMDEN 10 KİTAP ÇIKARDI
Ülkücü arkadaşlarımın hepsi birbirini tanırdı. Kırıkkale’de, zaten birbirini tanımayan insan yoktur. Yani eskiye göre daha içli dışlıydık. Tanıdığımız insanlar hepsi. Bizim arkadaşımız, arkadaş grubumuz, bu arkadaş grubunun birliktelikleri, yani öyle olaylarla siyaseten çok aman aman bir şey yoktu. Bizzat tanıdığımız insanlar. Aynı tabandan geliyoruz hepimiz. MHP’nin içerisinde Türk Ocakları’ndan yetişmiş insanlarız. Ben ortaokul sondaydım. Türk Ocağına giderdim. Bunlar anlatmakla bitmez. Yani belki otursam, yazsam on tane kitap yazarım. Hazırladığım günlüklerim vardı. Cezaevinden hiç birini çıkaramadım. Mamak’la ilgili, C5’le ilgili arkadaşlarımızın yaşadığı, kendi yaşadığım olayların büyük bir çoğunluğu tabii aklımızda tutmak mümkün değil. Biz her yıl Kırıkkale’de ki bu arkadaşlarla 19 ağustos’ta bir araya geliyoruz. Neden 19 ağustos derseniz, 19 Ağustos bizim mahkemelerimizin ilk başladığı gün, özgürlüğe adım atabileceğimizin ümidini yaşadığımız ilk gün. İhtilâlden sonraki ilk mahkemelerin başladığı o gün mahkeme salonuna çıktık ve bundan sonra derdimizi anlatırız, çıkarız dedik. Ama dediğim gibi bana bir buçuk sene sonra geldi Savunmamı yapmam için. 687 kişilik bir dava toplamda. Türkiye genelinde hepsini birleştirdiler. Kırıkkale ayrı Ankara ayrı falan yargılama olmadı. 687 sanıklı dava. Sadece rahmetli Alpaslan Türkeş’in savunması 3 gün sürdü.

Sizinle birlikte koğuşta yatanlar arasında tanıdık isimler var mı?
Biz koğuşta 113 kişi kalıyorduk . Bunlardan 13 tanesi ülkücü, 100 tanesi sol görüşlü idi. Bizim arkadaşlardan doğunun başbuğu kabul edilen Yılma Durak, eski Kültür bakanı Namık Kemal Zeybek, Mustafa Mit, Mehmet Ekici, Celal Adan, Mustafa Verkaya, Adem Eroğlu ve idam edilen Hüseyin Kurumahmutoğlu yer alıyordu. Başbakan Tayyip Erdoğa’nın mektubunu okuduğu idam edilen dava arkadaşımız Mustafa Pehlivanoğlu bizim koğuşta kalmadı. Ama diğer koğuşlarda kaldığını biliyorduk. Cezaevine girdiğim ilk gün 25 paket sigara götürdüm. Pek sigaraları vermezlerdi. Ancak ağzı açılmış 25 paket sigarayı alma şansım oldu. Sigaraları ortaya bıraktım. Sabaha bir tane sigara kalmamıştı. O gün sigarayı bıraktım. 5 yıl boyunca içmedim. Tahliye olduğum ilk gün tekrar sigaraya başladım.

ÖZGÜRLÜGE ADAPTE OLMAKTA ZORLANDIK
Sonuç olarak bu davadan 5 yıl sonra tahliye oldunuz, dışarıya çıktınız ve baktınız ki birçok şey değişmiş, peki hayatınızı bundan sonra nasıl idame ettirdiniz?
5 yıl cezaevinde kaldım. Çıktıktan bir ay sonra kısa dönem askerlikten faydalandım ve askere gittim. Zaten üç buçuk, dört ay gibi bir süre askerlik yaptık. Dışarıya adapte olmak çok zor. Bir anda çok şey bekliyorsun. Ama dışarıda beklediklerinin birçoğunu bulamıyorsun. Tabii ki biz fakir ailenin insanlarıyız. Babam Makine Kimya’dan emekli olmuş bir insan. Ne yapabilirdik? Devlet memuru olamıyorsun, iş kurma şansın yok, paran yok, pulun yok ne yapacaksın? Kendi ayakların üzerinde durmanın mücadelesini veriyorsun. O dönemde parti falanda kalmamış. Ne yapılmış bilmem, siyaset kabuk değiştirmiş. Sana sahip çıkacak kimse de yok. O aralar Kırıkkale’de Çağrı A.Ş. diye Kırıkkale’nin insanlarından müteşekkil bir şirket kurduk. Bir market açıldı. O marketin hem kurucu derneğine hem de müdürlüğüne başladım. Kendi çabalarımızla, ekonomik hayatımızı devam ettirmek zorundaydık. Bekârız evleneceksin daha hayat seni bekliyor. Her şey bitmedi. Yani böyle bir hayat mücadelesi. Ceza evinde çok şey gördük de dışarıda ki hayat daha ağır geldi.

ANAYASA KESİNLİKLE ‘HAYIR’ DİYECEĞİZ
Son dönemde 1980’yılların acısını çekmiş, C-5’lerde işkencelere maruz kalmış insanların gerek ülkücüler gerekse solcuların yapılacak referandum da ‘Evet’ oyu kullanacağı şeklinde bir söylenti var. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Referandumla gündeme gelen Mamak Mağduru, ihtilal mağduru ülkücüler evet mi hayır mı diyecek?

Şunu söyleyeyim; Bu arkadaşlarımızın adına da iddia ediyorum; yüzde 99’u, hatta tamamı ‘hayır’ der. Belki başbakanın kalkıp da o ağlaması, yani Mustafa Pehlivanoğlu’nun hayatıyla ilgili bir takım şeyleri söylemese işi acıtasyona getirmese, sinsi senaryo kurmasa idi. bazı arkadaşlarımız ‘evet’ de diyebilirdi. İşte bizim adımıza bazılarının çıkıpta ‘ MHP’den bir grup bize ‘evet’ diyecek’ söylentileri bize son derece ters. Çünkü onu yaşayan benim. Mustafa Pehlivanoğlu asıldığında ben orda yatıyordum. Oradan başka bir davayla ilgili Mamak’tan naklettiler. Ulucanlar ceza evindeydim. Benim orda olduğum gün asıldı Mustafa Pehlivanoğlu idamından yola çıkarak bizleri etkilemeye çalışan Başbakanın, bu konularla ilgili bizi anlaması mümkün değil. Gerçekten bu işi anlıyorsa, ben isterdim ki şimdiye kadar defalarca mecliste 12 Eylül yargılansın. 15. madde kaldırılsın. İşte bu insanların hak ve hukukları iade edilsin.

GIRTLAĞIMI SIKANDAN HESAP SORMALIYIM
Mağdur olan insanlar tazminat davası açabilsin. Anlatabiliyor muyum, bir takım şeyler olsun. Şimdi bunların hiçbirisi, bu güne kadar yapılmadı ki. Fatih Belediye Başkanı bugün AK Partili, İstanbul’da Diyarbakır ceza evi komutanının anıtını parka dikiyor. Başbakanda eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren’le sarmaş dolaş oluyor. Yani 12 Eylül’ün neyi ile hesaplaşılıyor. Yargılama şansın yok bu insanların hiçbir şeyini. Ne yapacağız o zaman benim yüreğimi soğutacak ne yapılıyor 12 Eylülle ilgili. Ben o Nurettin Soyar’ın hesap sorabiliyor muyum? Sen benim gırtlağımı sıktın devletin makamında benim gırtlağımı niye sıktın beni niye idamla yargıladın ben berat ettim benim şu haklarımı iade et diyebiliyor muyum? diyemiyorum. O asılan insanların hak ve hukuklarını bugün bir Allahın kulu kalkıp da sorabiliyor mu? Yok, ne getiriyor bu anayasa bize, 15. maddenin kalkması bir şey yok ki, daha öncekilerde de olduğu gibi içi bomboş bir madde. Mağdurlarına verdiği en ufak bir şey yok. Evet 12 Eylül anayasası değişsin amenna sivil bir anayasa yapılsın ona da amenna ama bu topluma bir şey verdiğine benim inancım yok. Aynı Kürt meselesinde olduğu gibi demokratik açılım dendi Kürt meselesi dendi, Kürt açılımı dendi onlarda memnun değil bende memnun değilim gerçekten. Bu ülkeye demokrasi gelecekse Kürdüne Türk’üne hepsine gelsin.

Tekrar Mamak cezaevinin acı dolu, hasret dolu, işkence dolu koğuşlarına dönecek olursak. Kırıkkale den kimler bu acı dolu günleri yaşadı.
Bu 28 kişiden ölenlerimiz var. Allah rahmet eylesin. Birisi 2 ay kadar önce öldü İlhami Altın onun haricinde benim kardeşim var Metin Köksal, Cevdet Yayla, Atilla Alpar, İsmail Tekeli. Muhittin Kılıçarslan, 15 yaşında bir çocuktu benim koğuşumda, bu insan ne yapabilirdi merak ediyorum. Hiç bir şey değil. Düşünün daha 15 yaşındaydı. O zaman yıllarca ceza evinde kaldı. Şimdi Muhittin Kılıçarslan’ın bu acısını ne dindirecek ki şimdi bugün bütün arkadaşları çağırıyım hepsi aynı isyanları oynayacak. Musa Yağlı, Hüseyin Dirlik, Hasan Ersanlı, Ahmet Aslan İstanbul da yaşıyor arkadaşımız. Muhittin Yüksel öldü. Allah rahmet eylesin bu insanın bizim davamızla hiç alakası olmayan bir insandı. Muhittin Yüksel, silah tamirciliği yaparmış, bilmem neymiş, bu adamı da sende bunlardansın demişler almışlar gelmişler adam davanın içinde kaldı. İrfan Arısan genç bir arkadaşımızdı o zaman, 17-18 yaşlarında bir çocuktu. Mustafa Bişkin, Mustafa Esen, Rasim Ölmez, İlhami Altın, Miktat Evci, Yusuf İzzettin Yıldız, Özcan Kılıç, İrfan Topbaş, Mehmet Rıza, Hulusi Ulusan, Fazıl Kaygusuz, Rıza Bozkaya, Habip Güleç, Ali Asker Torun. Yani bunların hepsi buralarda görüşüyoruz, arkadaşlarımızla bir araya geliyoruz. Dediğim gibi 19 Ağustos’ ta bu ayda Ramazan ayına gelecek bu sene beraber iftar yemeğiyle yine dertleşeceğiz, sohbet edeceğiz.

AVUNDUKLUOĞLUNA MİNNETTARIZ
Allah işini gücünü rastgetirsin, Sadık Avundukluoğlu bizim avukatımız 12 sene bir kuruş para almadan davalarımıza katıldı.. 19 Agustos toplantılarımıza oda katılıyor avukatımız olarak onu da çağırıyoruz vefa borcumuzu ödemeye çalışıyoruz böylelikle. Sadık abinin hak ve emeğini inkâr etmemiz mümkün değil. Haftada bir iki gün herkesi ziyaret etmeye çalışırdı. En çok bana gelirdi. İşi gücü rast gitsin. Şimdi bize bizzat ulaşmaları mümkün değildi. Ana babanın kardeşimizin haricinde görüşümüze başka kişinin gelme şansı yoktu. Allah rahmet eylesin babam hayattaydı o zaman oğlum ömrüm yettiği kadar geleceğim derdi. Baba her hafta gelmeyin, ana her hafta gelmeyin derdim. Çünkü sıkıntılı oralar, o ızdırabı onlarda çekiyorlar, kolay değildi. Gelirlerdi hiç aksattıklarını hatırlamıyorum yani bir hafta dahi aksatmadılar. Asılan arkadaşlarımızdan Mustafa Pehlivanoğlu’nu bizzat tanırdım. Öbürlerini isim olarak hep bilirdim ama bizzat tanıdığım kimse yoktu.

KOĞUŞ ARKADAŞIM İDAM EDİLDİ
Hüseyin Kurumahmutoğlu benim ceza evinde beraber kaldığım bir arkadaştı, aslan gibi bir insandı. Dünya tatlısı bir insandı. Bunları yaşamak çok zor. Yani gülmek suçtu. Mamak ceza evinde gülmek suçtu, gülmenin suç olduğu ağlamanın yasak olduğu ama ızdırabı her gün yaşadığım bir yerde geçen ömür. Gözünün önünde ölen insanlar, sopayla işkenceyle ve ayaklarından tutup köpek gibi sürüklenen insanlar gördük.

HÜCREDE FARE BESLERDİK
Zindanlarda kaldım, hücrelerde kaldım, rahmetli Muhsin abiyle (Yazıcıoğlu) yan yanaydı hücrem. Onlarla yattım zindanda, bir haftam geçti. Atılan bir lokma ekmeği orda ki fareye vermek zorundaydım. Uyurum gelir bu fare benim kulağımı falan yer diye, vermezsen o sana saldıracak üstüne basıp öldüremiyorsun bile. Bir tane ışık yok o günleri yaşadık.

ASKERİMİZİ AVRUPA ŞİKÂYET ETMEDİK
O günleri yaşarken solun baskısı üzerine Avrupa insan hakları falan geliyordu, ‘size işkence yapıyorlarmış söyleyin’ bilmem ne diye gazeteciler geliyordu. Şimdi ben Avrupa’ya kendi devletimin askerini nasıl şikâyet edeyim. Biz diyorduk ki ‘yok öyle bir şey biz gayet iyiyiz’. Buradan Türk askerinden Allah razı olsun memnunuz diyorduk. Yabancı yerden gelenlere derdimizi anlatacak halimiz yok, biz bunu yaptık solcular sürekli şikâyet ediyordu. Gelen heyettekiler İki arada bir derede kalıp gidiyorlardı. Birileri şikâyet ediyor, birileri yok böyle bir şey diyor, ama aslında vardı.

HEPİMİZ FEDAKARLIK YAPIYORDUK
Ama ben sonra Türk gazetecilerine şikâyet ettim, Milliyetten ve birçok gazeteden gelindi. Onlara söyledik bunu. Namık Kemal Zeybek, başlangıçta benim koğuşumdaydı. Kalp hastasıydı, sıkıntılıydı onun için yediğim dayakların sopaların haddi hesabı yok. Dokunmayın ona, beni dövün dediğim günler çok oldu el kol olduk. Beni niye buraya aldınız bende müsteşarım beni de Türkeş’in yanına alın diyemiyordu. Gazetecilerle falan akrabalıklarını da öğrenmiştim. O zamanlar ben dedim ki Namık Kemal Zeybek eski müsteşar bu insanı niye burada tutuyorsunuz? Onun alınması lazım buradan. Vay sen misin bunu diyen, bir hafta falan hücre cezasına çarptırıldım. Ama Namık Kemal abi gitti, o kurtuldu. Fedakârdık birbirimize karşı. Yediğimiz içtiğimiz birdi. Aslında paran yok zaten yani dışarıdan eş dost belki ailemizden üç beş veren insanlar vardı, ama sistematik olarak bizlere yardım söz konusu değildi. Herkesin ailesi ne yapabildiyse ortaya koydu.

BAŞBAKAN ÜLKÜCÜLERİ SALAK MI SANIYOR?
O günleri biz yaşadık. Şimdi her gün televizyon karşısında haber yorumlarını sürekli takip ediyorum. Dalga geçiyorlar insan hakkıyla, hele de ülkücünün hakkıyla dün hakaret eden başbakan bugün ülkücülerden medet umup yani bunlar aptal salak der gibisine ülkücüler eski MHP’liler bize evet diyecek diyor, ülkücünün aklı bu kadar mı küçük, MHP’linin aklı bu kadar mı küçük, hiç kusura bakmasınlar, elimizin uzandığı gücümüzün yettiği her arkadaş herkes hayır diyecek sonuna kadar.

15. maddenin içini doldursunlar evet diyelim. Demokratikleşmenin içini doldursunlar evet diyelim. ama bu gerçekleri bırakarak o mektuplu kandırmaları, sahte gözyaşlarıyla mümkün değil. Anadolu’da bir tabir vardır. Bu iş affedersin sünnet olanlar parmağı kesilenler bilir derler ülkücünün solun MHP’nin hepsinin bu kesildi bu işin acısını biliyor ama bugünkü iktidarda olanların hiç canı yanmadı, hiç görmediler. Böyle bir şey hep kıyıdan köşeden dolandılar. Bugünde bir şekilde iktidarın başındalar hiç canları yanmadı. Bu işin ne olduğunu bilmezler hapiste yatanlar olmadı, edenler olmadı bu çile ve ızdırapları hiç biri çekmedi biz yaşadık. O günkü solcuların liderleri yaşadı ama bugün bakıyorum bu işle hiç alakası olmayan. 12 Eylül’le ilgili hesaplaşma veriyor. Neyle hesaplaşacaksın yani hesaplaşmak isteyen benim ceza evi komutanı Raci’yle hesaplaşmak olan benim, askeri savcıyla hesaplaşmak isteyen benim, Kenan Evrenle ile hesaplaşmak isteyen benim ama sen bana o kapıyı açmıyorsun ki demokratik yollardan ben hesabımı sormak istiyorum.

BİZİM ACIMIZI DİNDİREMEZLER
O insanlarında orda bir yargılandıklarını görmek istiyorum bana bunu vermiyorsun sen dolayısıyla boş bunların hepsi, bizim acımızı dindirmez bunlar dindiremezler, o arkadaşlarımızın öldürülenlerin asılanların efendime şöyleyim o işkence gören insanların hiç birinin acısı dindirmez bunlar. Dindirecek bir şey yok, yani bakıyorum çok da merak ediyorum çıkartıyorlar bazen ulusal televizyonlarda falan konuşma için hakikaten can atıyor nedir kardeşim bunu bilenlerimizi hiç çıkarmıyorlar, onlara ulaşamıyoruz yani çıkmıyor Yaşar Okuyan çıkmış, bir MHP’de bir ANAP’ta bir CHP’ye geçti. Şimdi diyor ben bağımsızım ama ilk defa doğruları söylemeye başladı. Dedi ki bomboş bu madde ben kime hesaplaşacağım, iki yıl yattım kime hesabını soracağım diyor oda berat edenlerden

HASTALANMAYA BİLE HAKKIMIZ YOKTU
Mamak zindanlarında hastalanmaya bile hakkımız yoktu. Yav senin hastalanmaya hakkın yok ya o günleri çok anlatıyoruz ya evli barklı insanlar vardı içerisinde mesela Mithat Evci, Evliydi Osman Ölmez, evliydi İzzet Yıldız, evliydi Hasan Ersanlı evliydi. Evli olan insanlar için daha zor bir hayat. Hüngür hüngür ağladıklarını biliyoruz, dayanamıyorlardı hakikatten zor, biz biraz daha bekar olmanın hürlüğüyle sağlıklıyız, mücadele diyoruz. Karşı koyuyoruz ama onlar için daha çekilmezdi.

YEMEK İŞKENCESİ
Hatırlıyorum bir gün etli kuru fasulye geldi, onda da generaller falan denetlemeye gelmişti. Şaşırdık bu neyin nesi ve o günde biz protesto ettik, yemedik paşa soruyor ‘Bize niye yemiyorsunuz evladım’ ilk defa görüyoruz bunu yani sayın paşam etli kuru fasulye, bugün için geldi, bizde yemiyoruz protesto ediyoruz, yemiyoruz eğer her hafta çıkacaksa yiyelim ve o günde onu yemedik işin enteresan tarafı sabah bulgur çorbası öğlen bulgur pilavı, akşam makarna, sabah kapuska çorbası öğlen kapuska yemeği akşam pilav hayat öle geçti. Yeme içme, günde 3 sefer spor, sol, sağ sizi kardeş edeceğiz dediler. Fakat iki buçuk yıl kavgamız içerde de devam etti, iki buçuk yıl. bir gün durduk bir gün kavgalar devam etti.

NAMAZ KILAMAZDIK
113 kişilik koğuşta kalıyordum 13 kişi sağdan, 100 kişi soldan hadi ne yapacaksın şimdi orada bizi birde kardeş etmeye kalktılar. Onlar seni birde içerde ezmeye çalışıyor. ha babam de babam iki buçuk yıl bu hayat böyle devam eder mi, asker geliyor hepimizi dövüyor böyle iki buçuk yılda geçti gitti. Namaz kılmaya durursun hadi oradan müdahale. Kalkarsın kavga yani hiçbir günümüz rahat değildi ki bizim. En son dediler ki karşı gruplar biz sizinle uğraşmayacağız, bizim işimiz askerle biz açlık grevine gideceğiz ölene kadar mücadele edeceğiz dediler. ‘Ölene kadar yanınızdayız’ dedik adamlara, mücadele dedik adamlarla öylelikle bitti kavgamız.

ASKERİMİZİ SEVERİZ
Yani şimdi bizim askere karşı durmamız mümkün değil, dün de değil, bugünde değil, yarında değil. Benim askerim, benim polisim, benim devletime olan bağımlılığımı hiçbir güç elimden alamaz, ne çekersem çekeyim kimse beni vatan haini yapamaz, hiç kimse yapamaz. Bunu 5 değil 10 senede yatsam ömrümü de versem yapamaz, bunu bizim o duygu ve düşüncelerimizin değişmesi mümkün değil. Ama dün hakkımız arayamıyorduk, soramıyorduk, konuşamıyorduk belki, ama şimdi konuşuyorum her şeyi söylerim hesap veremeyeceğim hiçbir şey yok çünkü. Hayatımın hiçbir safhasında siyasetimde olsun, başka yerde olsun hesap veremeyeceğim hiçbir şey yok. Allaha hamdolsun arkadaşlarımızın hepsi de aynı, ben bütün bu arkadaşlarımızın adına şunu söyleyebilirim bu referanduma kesinlikle hayır, bizden evet çıkmaz. Bizim adımıza kimse konuşmasın.

19 AGUSTOS DAHA ANLAMLI OLDU
Bu yıl 19 Ağustos toplantısını bende biraz geniş tutmak istiyorum. Böyle sizin gibi kıymetli arkadaşlarımızla biraz daha genişleterek bunu yapmak istiyoruz inşallah o gün sizlerde olursanız çünkü benim unuttuğum bir ayrıntıyı biri anlatıyor. Size verdiğim bilgiler ve anayasaya hayır oyu vereceğiz açıklaması tüm arkadaşlarımın ortak görüşü diyebilirim. Çünkü bizler sık sık bir araya gelip konuşuyoruz. Senaryolara kanmayacağız. O acıları yaşayan bilir. 12 Eylül’ü unutmamız mümkün değil. Kaybolan yılları silmemiz mümkün değil.

BİRİNCİ BÖLÜM

İKİNCİ BÖLÜM
kalehaber.net 2010 - Tüm hakları saklıdır.