17 Ekim 2017 Salı
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
TÜRK OCAKLARI EVLAD-I FATİHAN’IN İZİNDE : BALKANLAR’DA
   Bu haber 9494 kez okunmuştur.
09 Eylül 2014 Salı 08:31:00
Yazı boyutu :13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto
Her şey Ercihan Bey’in telefonu ile başladı. Daha önceki ziyaretlerinde kurduğu dostluklar ve bağlantılar aracılığı ile Balkan Devletleri turu planlamış. Ne zamandır aslında hayalini kurup da bir türlü gerçekleştirmek için fırsat bulamadığımız evlad-ı fatihan topraklarını ziyaret etmek için bir fırsat bizi heyecanlandırdı

Teklif Türk Ocakları yönetim kuruluna idi ve bütün arkadaşlarımız tereddütsüz “evet” diyerek bu anlamlı ziyaretler için startı vermiş olduk. Gezi için yol hazırlığı yapan Türk Ocaklılar Halil Murat Ünver, Ercihan Çakmak, Şevket Özsoy, Hasan Yaylı, Murat Yıldırım, Tuncay Erduran, Taki Kaplan, Osman Kara, Mehmet Al, Bayram Aydoğdu, Ahmet Erdal, Mustafa Meydan, Efraim Soyak, Murat Lüy, Mehmet İpekçi ve genç Türk Ocaklı  Muzaffer Murathan Ünver’di. Gezi planı çıktı. Uçak biletlerimiz konusunda bize ilk desteği İpekçi Turizm’in yönetim kurul başkanı Mehmet İpekçi verdi. Bir ay önce uçakla gidişte Ankara-İstanbul, İstanbul-Priştine dönüşte ise Saraybosna-İstanbul, İstanbul- Ankara aktarmalı olarak biletlerimiz aldık.

 

Bu gezi 16 arkadaşla beraber 27 Ağustos-2 Eylül 2014 tarihleri arasında toplam beş ülkeye, Osmanlı izlerini takip ederek, “torunlarıyız” diye gururlandığımız, “600 yıl dünyaya hükmettik” diye övündüğümüz Osmanlı’nın kimini kendinin kurduğu kimini ise eserleriyle abad ettiği şehirleri dolaşacaktık.  Seyahati duyan dostlarımızın bazıları “gidecek başka yer bulamadınız mı?” derken, büyük bir bölümünün de imrendiğini ve desdtek verdiğini gördük.

 

 

KOSOVA

 

PRİŞTİNA

 

Gezimiz 27 Ağustos günü Ankara’dan başladı. Arkasında İstanbul aktarma ile Pegasus hava yollarına ait uçakla bir buçuk saat  süren bir yolculuk sonunda Kosova’nın başkenti Priştina’ya vardık. Sabah 5:30 gibi yola çıkmanın verdiği açlık hepimizi esir almış olacak ki Kosova’nın meşhur kaymaklı köftesi ile karnımızı doyurduk. Arkasından 1460 tarihli Fatih Sultan Mehmet camiini ziyaret ederek namazlarımızı eda eyledik.

 

Kosova’yı hepimiz Osmanlı’nın Sırplara karşı kazandığı çok kanlı bir savaş ve Sultan 1. Murad’ın (Hüdavendigar) “Allah bir daha böyle zafer nasip etmesin” dediği zafer ile duymuşuzdur. Savaşın yapıldığı ova Priştina’ya 15 dakika uzaklıktadır ve savaş sonunda şehit edilen Sultan I. Murad’ın iç organları burada yaptırılan bir türbeye, vücudundan geri kalanlar ise Bursa’daki türbesine gömülmüştür. Aynı ovada Sultan Murad Hüdavendigar’ı  öldüren Sırp  Miloş Obiliç adına dikilen bir de anıt bulunmaktadır. Miloş Obiliç’in Osmanlı sultanını öldürmesi Sırp milliyetçiliğinin yeşermesi yolundaki ilk adımdır ve bu özelliği nedeniyle savaş Sırplar tarafından kaybedilmiş olsa bile aradan geçen yüzlerce yıla rağmen anılmakta, savaşın cereyan ettiği ovada törenler düzenlenmektedir.

 

Hüdavendigar’ın Priştina’daki türbesi, Türbe 14. yy’da Yıldırım Bayezıd dönemimde inşa edilmiş “ Meşhed-i Hüdavendigar” olarak anılır. Buharalı bir türbedar tarafından korunmaya başlanmış. Bugün bile o Buharalı türbedarın soyundan geldiği söylenen ama sarışın ve mavi gözlü olan Saniye teyze türbedarlık yapmakta. 2010 yılında TİKA tarafından yaptırılan türbeyi ziyaret ederek Sultan Murad türbesinde, Müze, Türbe ile yaşıt dut ağacı, Silistre kumandanı Rıfat Paşa’nın mezarı(1859), Kosova valisi Hafız Mehmet Paşa’nın mezarı( 1903), ilk türbedar Hacı Ali Buhara’nın mezarı, Sultan Abdülaziz’i çeşmesi ve kitabesi, Ali Hacı Yakova çeşmesi ve kitabesi (1898), Sultan Reşat anısına yaptırılan çeşme (1911)yi gezdik.

 

Ziyaretle dualarımızı okuduk, Kur’an-ı Kerim tilavetinden sonra ziyaretçi defterine Kırıkkale’den ziyaretçiler olarak tarihe notumuzu düştük.

 

Kosova 2008’de bağımsızlığını ilan etmiş, politik sorunların devam ettiği bir ülke sadece Amerika yanlısı devletlerin tanıdığı ve maalesef kendi para birimi bile olmayan bir ülke geçerli para birimi ise Euro. Bağımsızlıklarını ilan ettikleri gün kendi bayraklarının yanında dalgalandırdıkları Amerika bayraklarını bugün hala ülkenin her yerinde dalgalanırken görebiliyoruz.

 

Ülke Müslümanların, Ortodoksların ve Katoliklerin bir arada yaşamak için çabaladığı ama bir türlü beceremediği koca Balkan coğrafyasında küçük bir ülke. Nüfusun çoğunluğunu Arnavutlar oluşturmakta, az sayıda Sırp, Türk ve Boşnak da var. Yugoslavya'nın dağılmasıyla birlikte bağımsızlık isteyen Kosova Kurtuluş Ordusu'nun taleplerine kulak tıkayan Sırpların başlattıkları etnik temizlik neticesinde NATO’nun sayesinde bağımsızlığını kazanmış.

 

MAMUŞA

 

Priştina’dan çıkıp Prizren’e yola çıktık. Yol pek iyi değil uzaklığı 78 kilometre ve 1,5 saat sürüyor. Bu arada yol üstünde bulunan Mamuşa isimli tamamen Türklerden oluşan bir kasabaya uğradık. Mesai saati sonu olduğu için belediyeye uğrayamadık. Ama belediye binasının önündeki Türk bayrakları bizi duygulandırdı. Gerçi sadece belediye binası önünde değil her yerde Türk bayrağı görmek mümkün hatta birkaç evin çatısında Türk Bayrağı ile birlikte üç hilalleri de görmek ayrıca duygulandırdı. Mamuşa Belediyesinin aldığı kararla resmi dili Türkçe olmuş, geçim kaynakları seracılık ve bütün Kosova’nın domatesi burada yetişiyor. Hatta biz gitmeden bir hafta önce Domates festivali yapmışlar. Ayrıca araba yedek parçası işi çok yaygın.

 

Mamuşa her yönü ile Anadolu’da bir kasabadan farksız, Mamuşalıların büyük bir bölümü çifte vatandaş ve Türkiye’de birer akrabaları bulunmakta.

 

Mamuşa’da KFOR adı verilen NATO’ya bağlı Türk subayları bulunmakta ve izleme görevi yapmaktalar. Emir Morina isimli sekizinci sınıfa giden Mamuşalı rehberimiz eşliğinde askeri birliğimizi ziyaret ederek halis Türk çaylarını içtik. Görevlerinde başarılar diledik. Altı aylığına dönüşümlü gelen subaylarımız bölgede izleme faaliyetlerinde bulunuyorlar.

 

PRİZEN

 

Mamuşa’dan ayrıldıktan kısa bir süre sonra Prizren’e vardık. Prizren’in sanki Anadolu’da bir şehir Amasya gibi, nereye baksanız size çok tanıdık gelen bir manzarayla bir camiyle, hamamla veya kervansarayla karşılaşıyorsunuz. Şehrin tam ortasından da çok güzel, gürül gürül bir nehir akmakta.

 

Uzun yıllar Osmanlı hakimiyetinde kalan bir şehir olması dolayısıyla bu tarz mimari eserlerle karşılaşmamız çok normal fakat şaşırdığımız burada herkesin Türkçe konuşması oldu. 165.000 nüfuslu şehrin büyük çoğunluğu Arnavut, sadece 20.000 civarında Türk yaşıyor ama kentte herkes Türkçe konuşuyor. Şehir merkezinde 30 kadar cami, 3’ü Ortodoks, 1’i Katolik olmak üzere 4 kilise bulunmakta. Bunlardan Sinan Paşa, Mehmet Paşa, Emin Paşa camileri ile Şeyh Osman Halveti (tekke) görülmeye değer. 

 

Sinan Paşa Caminin üzerinde bulunduğu sokaktan ilerlediğinizde şehrin meydanına çıkıyorsunuz. Meydan kalabalık ve burada cafeler, barlar ve lokantalar bulunmakta, tanıştığımız Arnavut bir esnaf hanım’ın söylediği çok ilginç ve anlamlı idi. “Burada şehirli olmanın ölçüsü Türkçe bilmektir bu sebeple herkes Türkçe konuşmaktadır”

 

Prizren’de kısa fakat güzel saatler geçirdik. Prizren’deki bu günümüz gezinin ilerleyen günlerinin nasıl geçeceğinin habercisi gibiydi. Neşeli, şaşırtıcı, “aaa bak bizdekinin aynısı” dedirten ve duygusal bir yolculuk oldu. Günün sonunda Üsküp’e doğru yola çıktık.


   
  Sayfayı yazdır  
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
İsmail Tekpınar
Şevket ÖZSOY
Hakan Gökkaya
Halil Eşmebaşı
Baturhan Çetin
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  17 Ekim 2017 Salı
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net