22 Haziran 2018 Cuma
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Örnek Davranış
Örnek Davranış
MKEK'den MPT-76  sevkiyatı
MKEK'den MPT-76 sevkiyatı
KÜ'de  mezuniyet Sevinci
KÜ'de mezuniyet Sevinci
Büyük Anadolu Kırıkkalespor'dan  Vali Haktankaçmaz’a Ziyaret
Büyük Anadolu Kırıkkalespor'dan Vali Haktankaçmaz’a Ziyaret
  YAZARLARIMIZ
SELAHATTİN
19 Aralık 2012 Çarşamba Bu yazı 11406 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

 

Köyün etrafından geçen ana yolda duran otobüsten mavi gözlü iri yapılı genç bir adam indi. Otobüs homurdanarak uzaklaşırken derin bir nefes aldı önce. Tek omzunda Amerikan malı yeşil bir asker çantası aynı çantadan birde diğer elinde vardı. Tatlı serin bir rüzgâr esti. Havada, köylerin o bilindik tezek kokusuna karşı zafer kazanmış fındık ağaçlarının baskın kokusu vardı. Bütün uzuvları elbirliği ile memleket havasını taşıdı ciğerlerine. Aylar önce bıraktığı gibi görünüyordu her şey oysa o nasıl da değişmişti. Dünyanın öbür ucuna Güney Kore ye barış götüren  Anadolu’nun yiğit delikanlılarından biriydi. Kader arkadaşları gibi gördüklerini yaşadıklarını ömür boyu unutamayacak, dağları denizleri çekik gözlü insanları pirinç tarlalarını anlatacaktı hep. Hasbelkader tanık olduğu gelişmiş Batı teknolojisi ile memleketindeki fakirliğin boyutlarını kıyaslayacak isyan edecekti kimi zaman.  Yaşadıklarını anlatacak anlaşılamayacaktı çok zaman. Ama buradaydı işte memleketindeydi. Nasıl da özlemişti havasını suyunu kokusunu.  Ağır ağır yürürken kaldırımlarda tekrar tekrar her nefesinde yeniden Allah’a şükretti. Burası asırlardır Müslüman Türk kültürünün harcıyla hemhal olmuş büyükçe nezih bir köydü.   1900lü yılların başına kadar köy de bir tekke, tekkeye vakfedilmiş hanlar, hamamlar, su sebilleri vardı. Köyün bir başından öbür başına kadar uzanan yolun iki tarafında taş kaldırımlar, birkaç yerde de umumi tuvaletler vardı. Birinci dünya savaşından sonra ihmal edilmiş hatta hor kullanılmış olmasına rağmen her köşesinde bu muazzam kültür mirasının mistik havası hissediliyordu. Köylüler yer yer göçmüş kaldırımlardan hala ayakları çamura değmeden yürüyebiliyorlardı. Birkaç tanıdıkla karşılaştı eve doğru ilerlerken yaşlıların elini öptü. Adamlar, çizgili örtülerle başları bürgülü kadınlar, hoş geldin deyip hal hatır sordular. Az ileride oyun  oynayan çocuklarla karşılaştı. Onlarda koşup geldiler yanına kucaklaştılar çantasından çıkardığı birkaç küçük hediyeyi verdi onlara. Derken çocuklardan birisi “Hallabi Selahattin öldü.”dedi.

Selahattin! Üç yaşındaydı o giderken. Kapkara sürmeli gözleri yanaklarında gülümseyince ortaya çıkan minik gamzeleri vardı. Doğduğu gün idare lambası ışığında okuduğu tarih kitaplarının etkisiyle Selahaddin Eyyubi’den esinlenerek, Selahaddin koymuştu adını. Selahaddin Eyyubi gibi mert yiğit gözü kara cesur olsun diye. Öylede olmuştu gerçekten. Dayısının Ankaraya çalışmaya giderken getirip bıraktığı köpeği can yoldaşıydı. Selahattin nereye gitse köpeği peşinden ayrılmıyordu. Anası, “Bebek bahçeye oturmuş elindeki ekmeği bi kendi ısırıyo bi köpeğe ısıtrttırıyo.” diye anlatmıştı bir gün. Babası giderken Evkaya’ya kadar gelmiş, feryat figan ağlamıştı “Baba beni de götür.” diye de “Baban az sonra geri gelecek.” diye azıtmışlardı asker uğurlamaya gelenler. Babası gittikten sonra ağıldaki koyunları tek başına sürüye kattığını gören köylüler bakalım ne yapacak diye şakacıktan keçilerinden birisini arkalarına saklamışlardı da eğilip eğilip köylülerin bacaklarının arkasından sakladıkları keçilerine bakmış,  kandıramamıştı koca koca adamlar. Bir ramazan gecesi anasının pişirdiği çörekleri birer birer emmisine taşımaktan yorulmuş “Yeter heri emmi yoruldum.” diye kocaman emmisine bile kafa tutmuştu.

 “Kızamıktan, kızamıktan öldü” diye bir çırpıda anlatıverdiler olan biteni. Eve doğru ilerlerken çaresiz, kabullenmişti. İsyan değil tevekkül etti. Allahın takdiri işte. Hem onun nesli kaybetmeye alışkındı. Savaş artığı bir neslin çocuklarıydı onlar.  Hani, şu çılgın Türklerden arta kalanların çocukları.Bilgisizlik cehalet yokluklar yüzünden kimleri kaybetmemişlerdi ki. Eve yaklaşırken oğluna aldığı oyuncak tabancayı az sonra yolda karşılaştığı bir başka çocuğun eline tutuşturdu. Tahta kapı gıcırdayarak açılıp avludan içeri girdiğinde yüzünden anlaşılıyordu zaten olup bitenleri öğrendiği. Bahçedeki ağacın altındaki sekide otururken anlattı karısı her şeyi “Sen gideli bir iki ay olmuştu. Kızamık çıkardı bebek. Ama nasıl? Kulaklarının arkasına saçının diplerine kadar çıkardı. Üstüne birde zatürre olmuş. Emmisi ilaç almak için Çorum’a doğru yola çıktıktan beş on dakika sonra öldü. Getirdiği ilacı başka bir hasta çocuğa kullandılar o iyileşti. Sonra kardeşin “Ben abime nasıl, ne söylerim.” diye çekti gitti Kırıkkale’ye ” dedi.Soluklandı biraz ”Köpek!  çocuk ölünce saatlerce adam gibi ağıt söyler gibi ağladı. Ne ettilerse ayıramadılar cenazenin başından. Mezarlığa kadar gitmiş, ardı sıra. Defnedinceye kadar beklemiş başında. Sonra da bir baş gitmiş oradan. O gün bugündür izide yok kendide.” 

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
İsmail Dursun Kuzucu
Kırlangıçoğlu Oktay
Gökhan Demir
Hakan Öztürk
Fazlı GÜVENTÜRK
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  22 Haziran 2018 Cuma
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net