18 Aralık 2017 Pazartesi
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Ekmeğimizi Bölüşürüz, Vatanımızı Böldürmeyiz
Ekmeğimizi Bölüşürüz, Vatanımızı Böldürmeyiz
Kırıkkale’ye yeni bir heyecan Berslan Grup
Kırıkkale’ye yeni bir heyecan Berslan Grup
Hayat Boşluk Kabul Etmez
Hayat Boşluk Kabul Etmez
Kastamonu'ya TOSLADIK 0-1
Kastamonu'ya TOSLADIK 0-1
  YAZARLARIMIZ
MUHABBET VE SEVGİNİN KAPISI
26 Eylül 2013 Perşembe Bu yazı 9054 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Bazı kelimeleri ağızdan dökmek çok kolay. Konuşurken veya öğüt verirken öyle güzel laflar ediyoruz ki bunları hayatında tatbik ediyor musun diye sorsalar söyleyeceğimiz tek şey “hık mık” olur.     

            Öğütlerimizde Mevlana’yı örnek verir, onun sözlerinden alıntılar yaparız. Efendim hayatımıza uygular mıyız? Bu konuda galiba çok zayıfız. Öğütlerimize aldığımız Mevla’nın bugünlerde doğum yıl dönümüdür. Bu nedenle öğütlerinden feyiz aldığımız Mevlana’yı E. Erdoğan’ın söylemlerinde şöyle biliyoruz.

            Mevlana, Belh'te 30 Eylül 1207 ( 6 Rebiülevvel 604) ‘de dünyaya gelmiş. İslam dünyasında hürmet belirtmek için önemli kişilerin isimlerinin önünde kullanılan “ efendimiz” anlamındaki “ Mevlana” lakabı Mevlana Celaladdin Muhammed ile birlikte özel bir isime dönüşmüştür. Yaşadığı Belh'de siyasi istikrar bozulduğunda ailesi ile birlikte Selçuklu devletinin başkenti olan Konya'ya yerleşmiştir. Mevlana, babası Bahaeddin Veled gibi zahitti, bilgin ve bütün bilginlerin başıydı. Babasının ölümünden sonra onun yerini aldı. Görüşleri ve felsefi çalışmaları ile Selçuklu devletinin yönetimi tarafından büyük saygı görüp, fikirlerinden istifade edilmiştir. İlmin, irfanın ve şairce duygunun buluştuğu bir bilge kişi olarak, toplumun gündelik hayatıyla yakından ilgilenmiş ve insan ruhunun problemlerine ikna edici çözümler sunmuştur.

            Ruh verilen ve bedeni toprakla yoğrulan insanoğlunun başlıca özelliğinin akıl ve nefis ile izah ederken, insanın diğer canlılardan farklılığını üçe ayırır. Birincisi, meleklerin yalnızca akıldan ibaret olduğunu, ikincisinin, hayvanlarda akıl olmadığı için, yalnızca nefis sahibi oldukları, üçüncü grup olan insanda ise; akıl ve nefisten meydana geldiğini ve kulluk sorumluluğunu taşıyan insanın, yarısının melek, yarısının hayvan şeklinde olduğunu söyler. Mevlana bir başka değişle, yarısının balık, yarısının yılan olduğunu, her iki unsurun da insanı kendi tarafına çektiğini, balık yönünün onu suya, yılan olan tarafın ise toprağa sürüklediğini, akıl veya nefis arasındaki hangi unsur galip gelirse insanında o gruba dâhil olacağını belirtmiştir. Yok, mu çevremizde bu üç grup insandan? Sanırım gün geçtikçe de akıldan uzaklaşan hayvanı nefse doğru kayan yılan tipli insan türü çoğalmakta ve aramızda canavarca yaşamakta.

            Mevlana'da diğer tasavvuf ustaları gibi, insan ruhunun yüceltilmesinin, olgunluğa ulaşmasının “ Sevgiyle” mümkün olacağını söylemiştir. Aşkın hayatın aslı, kainatın yaratılış sebebi olduğunu belirtirken, insanın yaratılmasındaki yegane amacın, Allah'ı tanımak, sevmek ve kulluk etmek olduğunu, onu unutarak, mal, mülk ve mevkii gibi tuzakları olan dünyaya gönül vermenin yalnızca bir esaret olduğunu ve asla sevgi olamayacağını, gönlünü ilahi aşka açanların bütün kötü huylarından arınacağını, gerçek aşka sahip olmanın ise bir çok derde, belaya sabretmek ve zor sınavlardan geçmek gerektiğini, aşkın dava, cefanın da şahit, şahidi olmayan davanın da düşeceğini ifade etmiştir.

Her canlının olduğu gibi hepimiz bir gün ölümü tadacağız. Mevlana ölüm gününü “ şeb-i arus” yani “ düğün gecemdi. Ölüydüm, dirildim. Dost aldı götürdü beni” sözleriyle insanlar için büyük bir korku sebebi olan ölümü sevgiliye kavuşmak olarak görmüştür. Mevlana; ölüm korkusunu açıklarken, ölümü bir aynaya benzetir. İyi insanlar, için ölüm güzel, kötüler için de çirkindir. Dolayısıyla insanı korkutan husus ölüm değil, aynada gördükleri kendi çirkinlikleri ve kendi hatalarıdır” sözleriyle ölüm gerçeğini kavramak, dünyaya gönül bağlamamak, kaçınılmaz konu güzel ve hayırlı işlerle geçen bir ömrün sonundaki mükâfat haline getirmeyi isterken son vasiyetinde ise şunları söylemiştir.

Yaptığımız her işte attığımız her adımda Mevlana’nın öğütlerini hayata geçirmemiz gerektiğine inanıyorum. İnsanca yaşamanın, her iki cihanımızı gül bahçesine çevirmenin sevgi ve muhabbetten geçtiğini anlıyorum. İnsanın Rabbine sevgisi onu kurtuluşa erdirecektir. Sevginiz bol, ibadetiniz muhabbetli olsun.

Selam ve dua ile…

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  YORUMLAR
NADİR  -  27-09-2013 - 09:04
“Ey gönül! Ne tuhaf değil mi ? Bir ömür, sana şah damarından daha yakın olan bir Sevgiliyi aramakla geçiyor .” – Hz. Mevlana
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
İsmail Tekpınar
Kırlangıçoğlu Oktay
Şevket ÖZSOY
Fazlı GÜVENTÜRK
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  18 Aralık 2017 Pazartesi
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net