22 Ekim 2017 Pazar
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Okulda Cetvelli Saldırı
Okulda Cetvelli Saldırı
4,5 milyon liralık iki atölye
4,5 milyon liralık iki atölye
Sinem Başkanlığa Aday
Sinem Başkanlığa Aday
Sincan'dan 1 Puan 0-0
Sincan'dan 1 Puan 0-0
  YAZARLARIMIZ
NASIL YAPIYORDUK
12 Mayıs 2014 Pazartesi Bu yazı 7948 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Bazen yazılarımızda bir konuya bağlı kalmanın yani bazı konularda radikal olmanın insanı yanlışa düşürebileceğini, fikrimiz olmasını, fikrimizde ve eylemlerimizde tutarlı olmanın erdemliliğinden ama çok sabitliliğin de hata olduğunu yazdık.

            Ancak bazı konular var ki bizim onu yaparken kelimenin en hafifi ile bağımlısı olduğumuzu gösteriyor. Özellikle teknolojiyi kullanırken tamda benim bu dediğim konu yani bağımlılık konusu ortaya çıkıyor.

            Hele bir cep telefonu ve internet olayı var ki gerçekten evlere şenlik. Elimizden beş dakika alsalar sanki hayat damarlarımızdan birini kesmişler gibi geliyor.

            Bu konuda Ö. Öztür isimli değerli bir yazar şöyle diyor. Cep telefonları ve internet son 15 senede hayatın içine giren ve dünyanın tabiri caizse yeniden kurulmasına neden olan iki büyük icat. İnternet ilk yaygınlaşmaya başladığında 14.4 kilobyte indirme hızlarından bugün saniyede 8 megabyte’ların rutin olduğu bir dünyaya ulaştık, yani evinden internet kullanan birisi bugün 500 kat daha hızlı internet kullanıyor. 1997 yılında bir arkadaşımızın uzun süre para biriktirerek aldığı cep telefonu ayakkabılarımın büyüklüğüne yakındı (44 numara!) ve sadece mesaj gönderip, şansınız varsa konuşabiliyordunuz.

            Cep telefonlarının sadece büyüklükleri değil, teknik özellikleri de baş döndürücü bir hızla gelişirken, bir yandan da ulaşılabilirliklerinin artması, her sosyal gruptan ve yaştan insanların cep telefonu sahibi olmasını da sağladı. Türkiye ‘de 2000 yılında 8 milyon olan cep telefonu aboneliği,  bugün 70 milyonlara dayanmış durumda. Dolayısıyla artık tanıştığımız kişiye cep telefonunun var olup olmadığını sorduğumuz yıllar çoktan geride kaldı.

            Teknolojiyi kullanırken bazen abartıyoruz gibi geliyor. Elbette en iyisini en yenisini kullanacağız ama bu kullanım abartı olmayacak. Hayatımız buna endeksli olmayacak. Ama öylemi oluyor derseniz koca bir hayır.

            Ofisi sabah açacak Kamil kardeşimizin on dakika geç kalması adeta bizleri bunalıma soktu Cumartesi sabahı. Doğal olarak hemen cep telefonuna sarıldık. “aradığınız kişiye ulaşılamıyor” cümlesini kabul etme günlerimizin çoktan geçtiğini anladık. Tekraren aramamız bir dakika içinde birkaç defaya çıktı. Oysa bir yirmi sene önce ne yapıyorsak onu yapsak belki daha mutlu olacakken bizim neredeyse klinik vakalık olacak kadar psikolojimiz bozuldu.

            Yoğun stres altında kaldığında cep telefonuna sarılmak, aslında özgüven eksikliğinin bir tezahürü de olabiliyor. Ayrıca, anksiyete-kaygı düzeyleri yüksek kişilerin cep telefonlarından uzak kalmakta zorlandıklarını, telefonlarını kapatamadıklarını-sanki bir şey kaçırıyormuş hissi-nedeniyle 24 saat bağlantılı olma baskısı altında uyku düzenlerinin bile bozulabildiğini klinisyenler zaman zaman gözlüyorlar.

            Birde Öztürkün dediği gibi anti sosyallik durumu var bu kullanımın. Cep telefonları ve internetin, kendi filtreleri yok. Siz ne kadar kullanmak isterseniz, bu cihazı ve olanakları istediğiniz kadar kullanabilirsiniz. Ancak bunları kullanırken, kendi yaşam standartlarınıza uygun bir filtrelemeyi (sansürden değil, bilinçli kullanımdan bahsediyorum) geliştiremezseniz, korkarım bu mucizevi iletişim araçlarının psikolojik mağduru olmak, iletişim kurmaya çalışırken asosyalleşmek, hiç de uzak ihtimal değil.

            Hülasa teknolojiye evet, elbet derinliklerine inerek kullanalım bu aletleri. Ama o insanlığımızın ve aklımızın önüne geçiyorsa orda dur demesini bilmeli ve kullanmada sıkıntı olduğu anda geriye dönüp yirmi yıl önce ne yapılıyorsa onu yapmakta yarar var.  Yani git evinden çağır Kamil beyi, bırak ulaşılmasın telefonuna.

            Selam ve dua ile…


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Hakan Gökkaya
Kırlangıçoğlu Oktay
Fazlı GÜVENTÜRK
Nursan Gül Annaç
İsmail Tekpınar
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  21 Ekim 2017 Cumartesi
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net