25 Nisan 2018 Çarşamba
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Elbiseler El-Bab'a Ulaştı
Elbiseler El-Bab'a Ulaştı
İngilizce Sokağı
İngilizce Sokağı
3 Aylık Bebeğe Böbrek Ameliyatı
3 Aylık Bebeğe Böbrek Ameliyatı
MKE Futbol Turnuvası Başladı
MKE Futbol Turnuvası Başladı
  YAZARLARIMIZ
12 EYLÜLÜN HATIRLATTIKLARI
08 Ağustos 2014 Cuma Bu yazı 10869 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Yine bilgisayarın başındayım. Karşımda bir word sayfası duruyor öylece... Yazılacak yazıyı bekliyor kendince… Hemen karşımdaki duvarda asılı takvim yaprağı dikkatimi çekiyor. Her yıl diyanetten almaya özen gösterdiğim takvim 12 Eylül’ü gösteriyor.

 

Ayağa kakıyorum, takvim yaprağını koparıyorum. Bilgisayarımın sağ üst köşesine yapıştırıyorum. Ellerim yine buz gibi nedenini bilemiyorum. Üşür benim ellerim temmuz sıcaklarında… Ve parmaklarım klavyenin üzerinde kendi kendine yazmaya başlıyor.

 

Hayale dalıyorum. Çocuk hallerim geliyor gözlerimin önüne. Kara bir çocuktum ve o kadar karaydım ki, lakabım bile vardı karalık üzerine “karamaça’’derlerdi benim lakabıma... İşte o çocuk, dede yadigârı iki katlı, üç odalı, mutfaklı çatısız, kiremitsiz, kerpiç evin merdivenlerinden koşturarak çıkıyor... Ve o günlerdeki yaşadığımı hayatı hayalen yaşamaya başlıyorum.

 

O günlerin zorluklarını hatırlıyorum. Bir şey isteyip de alamamayı. Anneden babadan hiç bir şey istememeyi hatırlıyorum. Bunlar benim için adeta temel kuraldı. Ama mutluydum, umutluydum, yarına dair hayallerimiz vardı o kısa boylu, minyon tipli kara çocuğun.

 

* * *

Yoksulluk had safhadaydı. Ve sadece bizim hanemiz değildi yoksul olan. Ülkemizin hemen her ocağı aynı yoksulluğu yaşıyordu. Ülkemiz üçüncü sınıf bir fakir ülkeydi. Yokluk, yoksulluk olsa da hayata nazire edercesine ebemlerle, amcamlarla, bir çinko sininin etrafında, tek tencereye kaşık sallayarak yaşayıp gidiyorduk işte…

Ancak o yıllar kahrolası, olmayacası diyebileceğimiz yıllardı. Aileler bir yandan yoklar içinde, yoklarla yaşarken, diğer yandan çirkin bir senaryonun figüranı haline getirilen masum Anadolu’mun, masun gençleri birbirine kırdırılıyordu.

 

Kardeş kardeşe vurduruyorlar. Evladı babanın karşısına dikiyorlardı. Hüzünlerin Ülkesi Türkiye’min gelişmemesi için, çirkin bir senaryo kaleme alınmış, senaryonun her bölümü acımasızca, kahpece sahneye konuluyordu.

 

Senaryonun figüranları ise, gariban Anadolu’nun fakir çocuklarıydı. Ülkemin hemen her sokağı, caddesi, ocağı ateşler içindeydi. Her ananın, babanın, sevgilinin yüreğine kor ateşler atılıyordu.

O zamanların tek kanalı TRT’nin yayınlarında hemen her gün, her saat başı bir cinayet, bir suikast ya da bir soygun haberinden geçilmiyordu. Türkiye’miz mahalle, mahalle, sokak, sokak bölünüyordu. Bu bölünmüşlük hayatın her bir halini kapsadığı gibi, aşklara bile bölüyor, başlamadan bitiriyordu.

 

Bu vatanı kendinin gören Ermeni, Yahudi artıkları, Türk postuna bürünerek, vatan adına öldürtüyorlar, vatan adına böldürtüyorlardı.

 

* * *

 

İşte o günlerde küçücük kasabalar, köyler dahi kendi içinde bölünüyor, bizim mahalle, öteki mahalle diye kamplara ayrılıyordu. Aziz ve talihsiz Ülkeme birkaç yıldır atılan nefret tohumları artık boy verir hale gelmişti.

Ülkemin insanları birbirine kırdırılıyordu. Kaos ortamının her bir yana hakim olması isteniyordu. Çok kötü, çok acımasız, çok çirkin bir senaryo, sahne almıştı. İki asırdır mağdur olan aziz Ülkemiz kanlar içindeydi. Türkiye için yazılan senaryo kurgulanmış, tasarlanmış tıkır, tıkır işleyen bir film senaryosu haline gelmişti. Yapımcısı, senaristi, başrolleri, figüranları olan bir sinema filmi gibiydi. Daha sonraki yıllarda bu senaryo üzerine onlarca dizi ve sinema filmi çekilecek, nasıl da kandırıldığımız geç de olsa anlayacaktık…

 

Evet, iki asırdır mağdur ülkemin, masum, masun çocukları bir kez daha kaybedecekti. Ama filmin yapımcıları, senaristleri her halükarda yine kazananlardan olacaklardı. Filmin başrol sahipleri ise, Ülkenin köşe başlarını tutacak ve bir daha o köşe başlarını hiç bırakmak istemeyeceklerdi.

 

Köşe başlarını bırakmamak adına türlü, türlü oyunlar çevireceklerdi. Hangi iktidar, Ülke yönetime gelirse gelsin Ülkenin efendileri, halkın iktidarını muktedir yapmayacaklardı.

Ta ki, bugünlere gelip o mahfillere yapılan operasyonlara, 12 Eylül referandumuna kadar…

 

* * *

 

On iki eylül gecesi saat beşte Darbenin sesi radyolardan yankılanıyordu. Ordu Ülke Yönetimine el koymuştu. Darbeyle birlikte ülkeyi karabasanlar basacak, şucu, bucu demeden Anadolu’mun samimi, idealist, saf, temiz, fakir delikanlılarının tutuklayacak, zindanlarda işkencelerden geçireceklerdi.

 

Evet, şartlar olgunlaşmış, darbe yapılmıştı…

Artık zaman, fakir fukara Anadolu çocuklarının zindanlara atılma, türlü, türlü işkencelere maruz bırakma ve gencecik insanların ruhsal dengelerini bozma ve bazılarının da idama gönderme zamanıydı…

 

Suçsuz, hukuksuz birçok genç işkencelerden geçecek ve kimileri de suçu olmasa da, bir suç isnat edilerek denge adına darağacından sallandırılacaktı. Ve bahtsız Ülkemin, yitik kuşağı böylece yok olup gideceği günler yaşayacaktık.

 

Bahtsız, yitik kuşağın bir kısmı zindanlarda ömür tüketecek, bir kısmı idam edilecek, bir kısmı firar ederek, terk-i diyar eyleyeceklerdi. Darbeciler sağcı, solcu, haklı, haksız demeden herkesimi perim perişan edecekti.

 

Zaman çok kötü bir zamandı. Adeta ülke cinnet geçiriyordu. Eşlerin dul kalacağı, nişanlıların nişanlısız kalacağı, çocukların yetim kalacağı, geri kalanlarında yokluk ve yoksullukla uğraşacağı çok kötü bir vakitti

 

* * *

 

İşte o darbe günlerinden bu günlere sadece, yürekleri dağlayacak, gözyaşlarını akıtacak, infazdan önce yazılmış veda mektupları kalacaktı.

 

Tıpkı 12 Eylül ‘den sadece yirmi yedi gün sonra, suçsuz, hukuksuz, doğru dürüst yargılama dahi yapılmadan denge olsun diye asılan Necdet Adalı’dan bir kaç saat sonra idam edilen dokuz ülkücüden ilki olan Mustafa Pehlivanoğlu’nun idam öncesinde yazdığı mektuplar gibi…

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
İsmail Dursun Kuzucu
Hakan Gökkaya
Fazlı GÜVENTÜRK
Kırlangıçoğlu Oktay
Şevket ÖZSOY
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  24 Nisan 2018 Salı
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net