19 Ekim 2018 Cuma
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
TGF’de Büyük Bir Ailedir
TGF’de Büyük Bir Ailedir
Öztürk’ten Çiftçilere ve Taşıma Sektörüne Müjdeli Haber
Öztürk’ten Çiftçilere ve Taşıma Sektörüne Müjdeli Haber
Ticaret Borsası’ndan enflasyon mücadelesi
Ticaret Borsası’ndan enflasyon mücadelesi
Fikir Sizin Kırıkkale Hepimizin
Fikir Sizin Kırıkkale Hepimizin
  YAZARLARIMIZ
HRANT DİNK CİNAYETİNEBİR BAŞKA BAKIŞ AÇISI
14 Ekim 2014 Salı Bu yazı 14007 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Uzun zamandır arkadaşlarım siyaset üzerine yazı yaz diyorlar. Ben nedense bu konuda isteksizlik gösteriyorum. Halbuki siyaseti ülke gündemini yakından takip eden, siyasetin çeşitli kademelerinde yakınları, arkadaşları bulunan, biri için siyaset üzerine, ülke gündemi üzerine yazı yazmak o kadar da zor bir şey değildi. Karalama defterimi açıp baktığımda geçmiş yıllarda ülkemizin siyasi gündemine dair onlarca siyasi yazılarım, yorumlarım vardı kimselerin bilmediği…

 

Bugünkü konumuz siyasi olsa da ben yine meselenin insani yönüne dikkatleri çekmek istiyorum . Evet, Türkiyeli bir ermeni aydın olan Hrant DİNK cinayetine bir başka zaviye ile bakmak istiyorum. Amacım hiç kimseyi savunmak, övmek yada yermek değil, meselenin insani yönüne ve gerçekten mübarek bir Millet olduğuna inandığım Aziz Türk Milletinin hususiyetlerine dikkatlerinizi çekmek istiyorum.

 

Evet, sadece bunu mili, manevi değerler adına yaptım diyenlere, yapılanların milli manevi değerlerimizle çeliştiğini, çekiştiğini, vatan sevmekle, din sevmekle hiç bir alakasının olmadığını anlatmaya çalışacağım... Ve her şeyden önemlisi bir insana canı kim vermişse almaya muktedir olanında canı verenin olduğunu hatırlatmak istiyorum. Hiç kimsenin, bir başkasının canına, malına, huzuruna kastetmeye hakkı olmadığını, varsa ki bir haksızlık, hukuksuzluk Mahkemelerde ve ötelerde bedelinin er geç ödeneceğini her daim söyleyenlerdenim. Rabbin verdiği tüm canların, kime, hangi millete, hangi dine ait olursa olsun aziz ve kıymetli olduğunu bir kez daha buradan yüksek sesle altını çizerek ifade ediyorum.

 

* * *

 

Şimdi konumuzun özüne gelelim.

Bilmem sizler tanır mısınız ama ben Hrant Dink’i hiç bilmez, tanımazdım. Ta ki 301. maddeden yargılandığı günlere kadar işte o günlerde televizyon haberlerine konu oluyor ve tanınır, bilinir hale geliyordu. Yargılamasının devam ettiği o günlerde bir gazetede kendisiyle yapılan röportajı da okuma fırsatı bulmuş ve onu birazcık da olsa tanır hale gelmiş, hakkında fikir edinir olmuştum.

 

Ama inanır mısınız o güne kadar onun iyi bir yazar, iyi bir şair ve güçlü bir kalem olduğunu hiç bilmezdim. Bizim gibi edebiyata, şiire meraklı kimselere, yazı yazma gücü, dile hâkimliliği bakımından örnek alınabilecek halinden habersizdim.

Agos adında, hem Türkçe, hem Ermenice yayın yapan bir gazete çıkardığını, Ermeni lobilerince sevilmediğini, onların isteklerine göre davranmadığını, kimsenin oyuncağı olmak istemediğini ve Ermeni lobileriyle arasının bozuk olduğunu bilmiyordum.

 

Hollanda’da bir programda ödül alırken, yaptığı konuşmayı Türkçe yapıp, Batı hiç bedel ödemedi, ödemesi gereken bir bedel varsa, bu bedeli de artık AB ödemelidir diye haykırdığını yine duymamıştım...

Katıldığı bir başka programda Türklüğü aşağılama suçlamasının alnına sürülen kara bir leke olduğunu bunu bir utanç kabul ettiğini ve bu haliyle bu ülkede yaşayamayacağını gözyaşları içinde anlatıyordu.

 

* * *

 

Hrant DİNK’in hayat hikâyesinden birazcık ta olsa değinmek istiyorum. Bakınız bizlerle kimi yönleriyle nasıl benzerlikler taşıyor. Hrant Dink Malatya’nın Salköprü mahallesinde dünyaya geliyor. Daha sonraki yılarda İstanbul’da yetimhanede büyüyerek yine yetimhanede yetim bir kızla evleniyor. Hayatını tıpkı diğer Anadolu çocukları gibi tırnaklarıyla kazıyarak kazanıyor.

Ve aradan yıllar geçiyor mücadeleyle, bugünlere geliniyor...

Türklüğe hakaretten yargılandığında, üzüntüsünden gözü nemlenerek; “ben yıllardır beraber yaşadığım, doğduğum, büyüdüğüm kendi memleketimin insanlarına nasıl hakaret ederim ve bundan sonra onların yüzüne nasıl bakarım” diyordu.

 

Ve yine bir başka konuşmasında; Ben bu utançla yaşayamam bu ülkeyi terk eder giderim, gidebilirsem diyor Ermeni meselesi Türkiyeli olarak çözülmelidir diyordu. Bu mesele ancak bu topraklarda ve iki kesimce çözülebilir üçüncü devletlerin bu işe karışmaması gerektiğinin altını her defasında çiziyordu.

 

Fransa’nın Ermeni katliamını ilgili kararı çıktığında, “Fransa ‘ya giderek bu karara katılmadığını Ermeni kimliğimle, Türkiyeli kimliğimle yaşamaya devam ediyorum. Böyle bir yaşam içinde ben, Türk kimliğimi nasıl aşağılarım. Ben ne Türk kimliğini aşağılarım, ne de Ermeni kimliğini aşağılatırım. Mücadelem bununla zaten. “ diyerek çözüme katkıda bulunmaya çalışıyordu.

 

* * *

 

Türkiye Mahkeme önlerinde tanımıştı Hrant Dink’i o günlerde basınımızın tamamı onu Türklüğe hakaret ettiği iddia edilen bir cümlesine takılıp kalmıştı. Hrant Dink bir çok kesim tarafından bu haberler sayesinde bir Türk düşmanı olarak algılanmasına, tanınmasına vesile olmuştu ve belki de bizlerin, birçoğumuzun zihninde o ifadeleriyle öylece kalıvermişti…

 

Hâlbuki ölümünden sonra yapılan yayınlara bakıldığında, sevgi adına, saygı adına, hoşgörü adına Türkiye adına nice olumlu konuşmaları, yazıları, şiirleri vardı daha bizlerin bilmediği… Kafama takılan bir soru ne kadar meşgul etmekte duygularımı, madem böylesine iyi bir insandı, madem entelektüel bir Türkiye aşığı idi, neden o günlerde televizyonlarımız, yazılı basınımız, bilinen, bilinmeyen yönleriyle, olumlu, olumsuz hal ve ahvalleriyle objektif bir biçimde bize tanıtmamışlardı onu… Şimdilerde basının arkasından mersiyeler dizmesine bakıyorum da buruk bir tebessümle izliyorum gösterilenleri, okuyorum yazılanları...

 

Ve neden diyorum, onca tehdit aldığı söylenirken, onca Ülkemiz adına olumlu sözler sarf ettiği, yazdığı bilinirken,

Neden bugün bize her yönüyle tanıtanlar o günlerde Ülkemize onu her yönüyle tanıtmamışlardı. Evet, üzülüyorum doğrusu ülkem adına... Hrank Dink’in ailesi adına üzülüyorum... Ülkemin böylesine karanlık, hoşgörüsüz, tahammülsüz bir ülke olarak tanıtılmasına üzülüyorum... Ve o günlerde sesini çıkarmayanlar şimdi öldürüldüğü yere giderek çiçek bırakıp, şarkı türkü söyleyenlere, hepimiz Hrantız, hepimiz Ermeniyiz diye slogan atanları da şaşkınlıkla, garipseyerek, şov yapıyorlar diyerek izliyorum.

Hâlbuki bizler ne HRANT’IZ, ne de ERMENİYİZ, öz be öz Türk oğlu TÜRKÜZ... Ve onlarda ERMENİ’ler, herkesi kendi konumunda, kendi durumunda kabullenmek saygı duymak en doğrusu değil miydi?

 

Ailesinin, Ermeni vatandaşların üzüldüğü kadar herhangi bir insanın canına kıyıldığı kadar üzülüyorum... Kolay mı? öyle Bir eşin kocasını, bir evladın babasını kaybetmesi, bir torunun dedesini kaybetmesi, kolay mı?

 

* * *

 

Tüm dünyaya sevgi, saygı, karşılıklı anlayış, herkesi kendi konumunda kabullenme, hoşgörü gibi duyguların hâkim olmasını istiyoruz. Her şeyden önce o da hatalarıyla, sevaplarıyla Allah’ın yarattığı bir kuldu. Bu ülkeye askerlik yapmış vatandaşlık görevlerini yerine getirmiş bir TÜRK vatandaşıydı.

 

Bu ülke hayrına söylenmiş, yazılmış bir çok konuşması varken neden o günlerde bu konular gündeme getirilmemişti? Ve neden her konuya ekranlarını açan televizyoncular bu sese kulak vermemiş, bir güvercin tedirginliği, ürkekliği yaşayan bir insanın ne demek istediğini birinci ağızdan öğrenmemiştik… Kim olduğunu, ne söylediğini, ne yazdığını bilseydik, tanısaydık ne olurdu. Onun ve onun gibilerini neden kaybedeydik?

 

Hele ki bir güvercin ürkekliği adlı yazısında diyordu ki; “ Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkenin insanları güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet, biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce. “ aslında bu ifadeleriyle dahi bu millete ne kadarda yüceltiyor, büyütüyor değil miydi?

Elbette ki onun böylesine duygusal muhteşem bir yazı yazmış olması onu ülke aleyhine varsa ki yazdıklarını haklı kılmadığı gibi... Haince öldürülmüş olması da sebep ne olursa olsun öldürenleri haklı kılmıyordu...

 

Elbette ki hiç kimse görüş ve düşüncelerinden dolayı hesaba çekilmemeliydi. Eylemlerine fiillerine göre hesaba çekilmeli, varsa bir suçu mahkemelerde hukuk önünde hesabını vermeliydi...

 

Karıncayı dahi incitmemeye özen gösteren, leylekler için evlerinin çatılarını yuva yapan, çatı aralarında güvercinleri besleyen, saka kuşlarının yaraların saran ve daha akla gelmeyen nice güzellikleri yaşatan, asırlarca dünyaya adalet, sevgi, hoşgörü soluyan bir milletin evlatları, torunları bizler değimliydik?

Bağrından Fatih gibi, Yavuz gibi, Mevlana gibi, Yunus gibi devasa kametler çıkaran büyük Milletin, evlatları bizler değil miydik?

 

Bu ülke; Ermeni’ye, Kürde, Laza, Çerkez yetecek, yaşatacak bir ülkeydi… Zaten Aziz ülkemizin ana unsuru Türk’ler değil miydi? Bu gerçeği kim hangi güçle değiştirebilirdi? Hangi milletin buna gücü yetebilir di...

 

Herkesle, herkesimle beraber acılarımızı, sevinçlerimizi paylaşarak, birbirimizi anlayarak bu Aziz ülkeyi daha yaşanır, daha müreffeh bir ülke haline nasıl getirebiliriz bunun derdinde, bunun tasasında olmalı değil miydik? Bunun rüyalarını, hülyalarını kurmalı değil miydik? Asıl milliyetçilik, maneviyatçılık, ülkücülük Ülkemizi teknolojiyle donatarak, eğitim seviyesi en yükseklerde olan, İslam’ın tüm değerlerini yaşayan, yaşatmaya çalışan, başka milletlere örnek olan bir millet olmak değil miydi?

Büyük Türkiye, Güçlü Türkiye hedefine ilimle, bilimle, milli manevi değerlerimizi yaşayarak başkalarına örnek olarak ulaşmak emelinde çabasında olmalıdır. Birbirimizi vurarak, kırarak, dökerek, kan akıtarak düşüncelerimize prangalar vurarak, hapislere atarak bu ülkenin gelişmeyeceği aşikâr...

 

Kesinlikle bu ülkenin ana unsuru biz Türkleriz…

Bu vatan, bu topraklar asırlardır Türk vatanıdır ve öylede kalacaktır... Bundan kimin şüphesi, kimin korkusu var ki... Ülkümüz bu ülkede yaşayan farklı ırklardan, farklı dinlerden, farklı insanlarla bu ülke benimde vatanımdır diyebilenlerle beraber asgari müştereklerde birleşerek bu ülkeyi daha yaşanır, daha müreffeh bir ülke haline getirmek olmalıdır.

Birbirimizi anlayarak, birbirimize kıymayarak, herkesle, herkesimle yaşamaya mecburuz… Türk vatanının, yabancı ellerin işgal edileceğine, hiçbir şekilde değişeceğine, yok olacağına ihtimal vermiyorum. Böyle haince emelleri, niyetleri olanlar varsa bile, böyle bir şey olursa hepimiz, canımızı, malımızı, mülkümüzü, kanımızı, evladımızı vermeye hazır değil miyiz?

Yakın tarihimizde kanımızın son damlasına kadar akıtmadık mı?

Yedi düvele bunu kurtuluş harbinde, Çanakkale’ de göstermedik mi?

 

* * *

 

Hrant Dink’ler elbette bizimdir. Osmanlının bize bıraktıkları değerlerdir, mirastır, yadigârdır. Her dilden, her dinden, her ırktan nice HRANT’lar Osmanlı kimliğiyle bizlerle beraber bu topraklarda yaşadılar. Hep beraber aynı sevinçleri, aynı zorlukları yaşıyoruz. Ben bu devleti, bu milleti seviyor, bölünmez bütünlüğünü savunuyorum diyen herkese açıktır bizim her daim gönül kapılarımız...

 

Bu ülke özgürleşmeli, demokratikleşmeli, farklılaşmalı, gelişmeli, modern dünyanın tüm teknolojileriyle donatılmalı... Bir elimizde Kuran, diğer elimizde teknolojinin tüm imkânları bulunmalı… Milli ve manevi değerlerimizi koruyarak, korkmayarak, gelişerek, tahammül ederek, farklılıkları savunarak, İslam’ın hoşgörüsünü, sevgisini sunarak, yaşayarak tüm bunları yapabiliriz… Bu ülke hepimize yeter, yeter ki biz birbirimize yetmesini bilelim. Kendi konumunda herkesi kabullenmesini bilelim, anlayalım. Farklılıklara sahip çıkmasını bilelim, hepimiz bir kilimin deseniydik aslında yoktu birbirimizden farkımız…

 

Hrant Dink, bir güvercin ürkekliğini, tedirginliğini yaşadığı yazısında şöyle devam ediyordu;

 

‘‘... Bu ülkenin insanları güvercinleri bile çatılarında, cami avlularında beslerler, onları ürkütmeden sevgiyle bakarlar... ‘‘ bu ifadeleriyle bu milletin nasıl merhametli, nasıl sevgi ve hoşgörü dolu bir millet olduğunu anlatmaya çalışıyor değil miydi? Daha dün peşmergelere kucak açan ülke biz değil miydik? Yakın tarihimizde Yahudiler Avrupa’dan sürüldüğünde onlara sahip çıkan biz değil miydik? Ne oldu bizi biz yapan değerlere, ne oldu...

 

Milli ve manevi değerleriyle yıllarca yaşayan, yaşamaya çalışan önem veren bir insan olarak, karanlık güçlerin ellerine düşmeyelim diyorum… Birliğe, beraberliğe, sevgiye, hoşgörüye, herkesi kendi konumunda kabullenmeye fazlasıyla muhtaç olduğumuz şu günlerde, Allah’tan kendisine rahmet, ailesine başsağlığı diliyor, üzüntülerimi ifade ediyorum…

 

Rabbim Ülkemize hayırlar vermesini, birlik, beraberlik duygularıyla, sevgi alıp veren, hoşgörü soluyan BÜYÜK TÜRKİYE haline gelmemiz nasip etsin diliyorum...

 

John Don ne’nin güzel bir sözü vardır; Ey insanlar! Herhangi bir insanın ölümü beni de yaralar. Çünkü parçasıyım bende insanlığın, sorma kimin için çalıyor (sorma kimin için veriliyor selalar) çanlar ola ki senin içindir, sana da tehlike vardır...

 

Bu tür dilek ve temennilerle Hrant Dink’in bir güvercin tedirginliği ile uçtuğu Ahiret hayatında Rabbimden rahmet, kederli ailesine tüm basın camiasına başsağlığı diliyorum…


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kırlangıçoğlu Oktay
Şevket ÖZSOY
Fazlı GÜVENTÜRK
İsmail Dursun Kuzucu
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  18 Ekim 2018 Perşembe
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net