25 Nisan 2018 Çarşamba
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Elbiseler El-Bab'a Ulaştı
Elbiseler El-Bab'a Ulaştı
İngilizce Sokağı
İngilizce Sokağı
3 Aylık Bebeğe Böbrek Ameliyatı
3 Aylık Bebeğe Böbrek Ameliyatı
MKE Futbol Turnuvası Başladı
MKE Futbol Turnuvası Başladı
  YAZARLARIMIZ
KAYMAKAM SAİT AŞGIN BEY
22 Ekim 2014 Çarşamba Bu yazı 15511 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Yıllar önceydi, gençlik yılları, kimi arkadaşlar deli dolu çağlarında. Bizde onlarla aynı yaşlarda olsak ta, sorumluluk dolu her bir yanımız. Okulu daha yenice bitirmişiz, yanı başımızda henüz hiç kimsecikler yok. İşte o yıllarda köylerde vekil ilkokul öğretmenliği yapıyorum. Öğretmenlikte öylesine başarılıyım ki, teftişe gelen müfettişler bile şaşırıyorlar bu duruma... Birleştirilmiş sınıflarda eğitim yapıyoruz. Her sıra bir sınıfı temsil ediyor. Gözümün içine bakan bilgiye muhtaç Anadolu’nun fakir çocukları ve yokluğun, fakirliğin her eve sarıp sarmaladığı günler... Her şeyden yoksun, gözleri ışıl, ışıl köy çocukları sorumluluklarını aldığım bu çocuklardan başka hiçbir şey düşünmüyorum. O çocukların hayalleri şimdi gözlerimin önünden gelip geçiyor. Hafta sonları dahi köyden ayrılmıyor, ilçeye gitmiyordum. Günlerdir geceli, gündüzlü okuma yapıyorum, hem çocuk psikolojisi, hem ilköğretim müfredatını okuyor, notlar alıyorum. Neyi nasıl öğreteceğimi imkânlar ölçüsünde araştırıyor, çevre köy öğretmenleriyle istişareler ediyorum.

 

Ve o yıl birinci sınıf öğrencilerim tüm köylerden, hatta merkez okullarından önce Kasım ayının ilk haftasında okuma yazmaya geçtiler. Elbette bu başarıda öncelik çocukların zeki olması olsa da, o çocukları kendi çocuğumuz, kendi kardeşimiz gibi görmemizin de rolü vardı. Biraz şefkat, biraz sevgi, biraz sorumluluk, biraz fedakârlık göstermemiz sebebiyle erken sayılabilecek bir zamanda okuma yazmayı öğrenmişlerdi. O günlerde özellikle birinci sınıf talebelerini, bir somya, bir kırık masa, birkaç kırık dökük eşyadan müteşekkil bekâr hanemde ağırlıyor, çikolatalar meyveler ikram ediyor, okuma, yazma çalışmaları yaptırıyordum.

 

O minicik karagözlü, bakımsız, sümüğü akan yavruların sümüğünü siliyor, evlerinde ziyaret ederek derslerine çalıştırıyordum. Evet, belki de başarının sırrı, o çocukların sorumluluğunu omuzlarımda, yüreğimde hissetmem ve çocuklarda kendimi bulmamla birlikte canımızdan aziz bildiğimiz ülkemize faydalı olmak, hizmet etmek gibi düşünceler başarıyı kendiliğinden getiriyordu… Okuldaki başarı teftişe gelen ilköğretim müfettişlerinin dikkatini çekiyor, teşekkür ve takdir belgeleri ile beni ödüllendiriyorlardı.

 

İşte bu tür duygu, düşünce ve ideallerle, böylesi bir ortamda öğretmenlik günlerimiz devam edip gitmekteydi.

 

* * *

 

 Bir sonraki eğitim öğretim döneminde İlçemize yeni genç, idealist bir Kaymakam ataması yapılmış görevine yenice başlamıştı. Bir gün küçük fakir ilçemizin kahvehanesinin önünde oturan ilçe sakinlerinin yanına çok sade bir kıyafetle, uzun kollu beyaz bir gömlekle yürüyerek gelmişti. Kahvehanede oturanlara kendini tanıtarak tek, tek tokalaşarak selamlaşmıştı. İlçe sakinleri, bu duruma çok şaşırmışlardı. Çünkü ilçemiz yılların ilçesi olmasına rağmen ilk defa bir kaymakam korumasız, askersiz, kravatsız, halkın içine karışıyor, mütevazilikle, samimiyetle onlarla sohbet ediyordu. Belli ki mütevazı, inançlı, ideal, ülkü sahibi bir Anadolu çocuğuydu. Evet, o yıllarda gencecik bir yaşta ilçemize kaymakam vekili olarak atanan o kişi Kaymakam Sait AŞGIN Bey’ den başkası değildi.

 

Okulların açılmasıyla birlikte, yine bir başka köyde öğretmenlik yapacaktım. Ancak o dönem Vekil İlkokul öğretmenliğine atamam yapılmamış büyük bir haksızlığa, hayal kırıklığına uğramıştım. Hayatımda ilk defa haksızlığa uğrayışımdı. Bu haksızlığa, hukuksuzluğa öylesine içerliyordum ki, o günlerde üzüntüden yemekten kesildiğimi hatırlıyorum.

Üç yıldır yaptığım öğretmenliğe ait başarı belgelerine ve Bakanlığın başarılı olanlara öncelik tanınsın, atansın içerikli genelgesine rağmen, İlçe Milli Eğitim Müdürü tarafından öğretmen olarak atamam yapılmayacaktı.

 

Kafaya koymuştum, kaymakamın lojmanına gidecek, kapısını çalacak, olanı biteni, şahsıma yapılan haksızlığı anlatacaktım. Dosyamda teşekkür, takdir belgelerim, bakanlığın genelgesiyle birlikte, bir akşamüstü, çekinerek, ümit ederek, Kaymakam beyin lojmanının kapısının önünde titreyen parmaklarımla kapı zilini çalıyordum.

 

Kaymakam bey hatırladığım kadarıyla o yıllarda bekârdı. Zilin bir kere çalmasıyla kapıyı kaymakam bey açtı. Öncelikle selam vererek, kendimi tanıttım. Sonra kapı önünde heyecan içinde şahsıma yapılan haksızlığı anlattım. Çok asil, kendinden emin, şefkatli bir insan olduğu her halinden belliydi. Kanım, canım ısınmıştı kaymakam beye, aramızda belki de üç beş yaş vardı. Yaşından beklenmeyen ama makamından beklenen bir olgunluk içinde elini omzuma koyarak beni dinledi. Yarın saat dokuzda makamda seni bekliyorum dedi.

 

Ertesi gün sabah çok erken kalkarak, abdest almış, bir çay ocağına giderek randevu saatini bekler olmuştum. Saat dokuzda kaymakamlık makamının kapısındaydım. Beni hemen içeri aldılar. Hoş geldin diyerek ayağa kalktı ve beni koltuğa buyur etti. Hayatımda ilk defa bir kaymakamlı ziyarete gelmiştim. Hal hatır sorarak, hemen çay söyledi. Ve olanı biteni tekrar anlatmamı istedi. Bu sefer daha sakin bir şekilde şahsıma yapılan haksızlığı anlattım.

 

Ve elindeki belgeleri kendisine verdim. Daha sonra bana ömrüm boyunca aklımdan hiç çıkmayacak nasihatlar da bulundu. Şunları diyordu Kaymakam Sait Aşgın bey;

 

Devlet görevlerinde haksızlıklara alışmalısın bu kadar etkilenmemelisin. Devlette idareciler kimi zaman haksızlık yaparlar. Ama hiç bir zaman ümidini, devletine olan inancını, sevgini kaybetmemelisin. Elbette bir gün hak yerini bulurBu nasihatı ömrüm boyunca hiç unutmadım yıllardır devlete hizmet etmeye çalışıyorum. Memuriyet hayatımda çeşitli zamanlarda aleni haksızlıklara maruz kaldığım oldu. Şubat soğuklarında üşümelerim, titremelerim oldu. Devlete olan inancımdan, ülkeme olan sevgimden hiçbir zaman hiç bir eksilme olmadı.

 

Kaymakam Bey daha sonara sekreterine telefon açarak Milli Eğitim Müdürünün hemen gelmesini istedi. Milli Eğitim Müdürü beş dakika içinde makamdaydı. Beni görünce çok şaşırdı. Milli Eğitim müdürüne evrakları vererek benim atamamın niçin yapılmadığını sordu. Müdür Bey, kem, küm etti, bir şeyler söyleyecek oldu. İnandırıcı bir şeyler söyleyemedi. Atamaların tamamının hemen iptal edilmesini atanacak vekil öğretmenlerin, tahsile, liyakate, tecrübeye, belgeye ve genelgeye göre haksızlık yapılmadan yeniden tekrarlanmasını emretti. Mili Eğitim Müdürü atamaları yaptık, iptal edemem efendim dediyse de, Kaymakam Bey’in bir bakışı ona cevap oldu.

 

Nihayetinde birkaç gün içinde liyakate, eğitime, tecrübeye göre yeni bir listeyle bir Kürt köyüne atamam yapılmış oldu.

 

* * *

 

Kaymakam Sait AŞGIN beyin kişisel özelliklerinden biraz bahsetmek isterim.

Öncelikle devlet vakar ve ciddiyetine sahip şimdilerin moda deyiminin o yıllarda farkına varan “önce insan’’ diyebilen ufuk sahibi bir insandı. Onu o dönemde hep yakından takip etmeye, onu örnek almaya çalışmışımdır. Yöneticiliğinin ilk yıllarında, şahsiyetinde, ilgisizliğe, samimiyetsizliğe ve art niyete hiçbir zaman yer olmadığına şahidimdir. O kısa dönem içinde hem halk tarafından hem de kaymakamlık personeli tarafından çok sevilmiştir. Ama her nedense bu tür iyi yöneticiler bir yerde uzun süre görev yapmıyorlar. İlçede çok uzun kalmadı. Zannedersem bizim ilçeden sonra İngiltere’ye gitti.

 

Şuna gönülden inanıyorum ki; devletine, insanına hizmet etmek için elindeki tüm imkânları zorlayan, kimi yönetici tabularını o yıllarda yıkan birisiydi. Devletin kuruşunun sorumluluğu ile milletin gözyaşının sorumluluğunu yüreğinde vicdanında hisseden güler yüzlü bir Anadolu insanıydı. Kaymakam Sait Aşgın Bey, milli, manevi değerleri önemseyen, önce insan diyebilen, yönetim tarzı olarak halkla içi içe olan, düşenin yanında olan farklı bir yöneticiydi. İlçemiz sakinleri Kaymakam Beyi çok sevdiler. Ve her zaman adı anıldığında hayır duayla yâd ederler.

 

Davranışlarında, nezaket ve asalet sahibi, onunla konuşan herkes farkına varır ve çevresinde bir saygınlık uyandırırdı. Ülkemiz insanlarının; doğruluktan ayrılmadan, halka yukardan bakmadan, kamu malını israf etmeden, mütevazılığı bilen Sait AŞGIN gibi o kadar çok yöneticiye ihtiyacı var ki… Böylesine hususiyetleri olan insanların önünü açmak gerekmez mi?

 

Kaymakamlık ve Vali yardımcılığı yaptığı dönemlerde akademik eğitimini tamamlayarak Prof. unvanın alan ilk mülki idare amiri olduğunu internetten öğrendim.

Valiliği çoktan hak eden bir insandır. Bir ilin Valiliğine atanarak kesinlikle değerlendirilmesi gerekir. Çünkü mevcut iktidarın düsturu olan ‘insanı yaşat ki, devlet yaşasın düsturunu’’ yıllar önce uygulayan bir yöneticidir.

 

* * *

 

Sevgili okuyucularım, yıllar öncesine bir yolculuk yapmak istedim. Öğretmenlik yaptığım dönemleri yâd ederek.

O yıllarda hayatımda iz bırakan bir Kaymakamı, bir önemli şahsiyeti, yâd etmiş oldum. O günden bugüne kadar kendisiyle hiç görüşmedim. Yeri geldikçe arkadaşlarıma anlattığım sevgili kaymakamım Sait AŞGIN’ beyi bir yazıyla da olsa yıllar sonra anmak ve selamlamak istedim. Allah önünü açık etsin her makama yakışacak layığıyla yerine getirecek özü vardır. Zaten bir yöneticide aranması gereken özünün olmasıdır.

Gerisi zaten kendiliğinden gelecektir.

 


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
İsmail Dursun Kuzucu
Hakan Gökkaya
Fazlı GÜVENTÜRK
Kırlangıçoğlu Oktay
Şevket ÖZSOY
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  24 Nisan 2018 Salı
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net