25 Nisan 2018 Çarşamba
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Elbiseler El-Bab'a Ulaştı
Elbiseler El-Bab'a Ulaştı
İngilizce Sokağı
İngilizce Sokağı
3 Aylık Bebeğe Böbrek Ameliyatı
3 Aylık Bebeğe Böbrek Ameliyatı
MKE Futbol Turnuvası Başladı
MKE Futbol Turnuvası Başladı
  YAZARLARIMIZ
ŞİİR YOLCULUĞUMUZ
07 Şubat 2015 Cumartesi Bu yazı 11837 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Şiir yazıyoruz kendimizce, duygu ikliminde yolculuk ediyoruz ezelden, ebede… Elbette olanı, olmayanı dizelere düşürmek adına duygu ikliminde yaşıyoruz sessizce… Bir kaç dizede olsa yüreğimizdeki hisleri ifade edebilmek adına, şiir yolculuğunun, eşsiz mevsiminde kalabilmek adına, şiir ikliminde yürüyebilmek adına yazıyoruz işte kendimizce...

Kimi zaman şiirlerde, gönülle, akıl çelişir. Kimi zaman ise çelişmez, çelişse de, çelişmese de lakin imkânsızlıklar, imkânsız kılıyor çelişenleri... Eğer ki yazılan şiirler gerçekten gönülden yazılmışsa, şiir sevgiye uçan kanat oluyor, o kanat alıp götürüyor, sevgi iklimlerinin uçsuz, bucaksız dehlizlerine bırakıyor o iklimlerde ıslanıyor, gecemiz, gündüzümüz…Seviniyor kendi kendine yorgun, üzgün, bezgin hüzünlü yüreğimiz…

Kimi zaman ise, şiirler bizleri ifade eden, dünümüzü, bugünümüzü çağrıştıran, içimizi döken bir cezbe haline dönüşüyor... İşte o zaman alaca bir at koşuyor yüreğimizde, zamansız, mekânsız sevgilere, iyiliklere, hüzünlere dörtnala bu seferde titriyor her bir yanımız, üşüyor ellerimiz…

Biz onca hengâmenin içinde, hayatı iliklerimizi kadar yaşarken, gündelik telaşın, koşuşturmaların içinde zihnimiz istilaya uğrarken, şiirler, yazılar bize korunacak bir liman, bir sığınak haline geliveriyor...

Kendimizi şiirlerle, yazılarda kâh çocukluk yıllarımıza, kah okul yıllarımıza, kah gençlik yıllarımıza, kah deli dolu çağımıza, on yedi yaşımıza atıveriyor, soluklanıyoruz o günlerde ve ilk sevda, son sevda, ara sevda, kara sevda deyip o günleri anıyor anılar ikliminde kalıyor, anılar şiirlerde canlanıyor.

İşte o zaman başlıyor bizimde şiir ve yazı yolculuğumuz... Şiirlerle sevdiklerimize, sevincimizi, hasretimizi, hüznümüzü ve dahi sevemediklerimize, gönül kırgınlıklarımızı, eleştirilerimizi, hayal kırıklıklarımızı, haksızlığı, hukuksuzluğu anlatıyoruz mısralarda, dizeler, dize geliyor...

Dilimizin döndüğünce, yüreğimizin yettiğince kalemin yazdığınca, şiir yolculuğu devam ediyor yoluna... Kimi zaman oluyor, hüznümüzü, hicranımızı, vuslatın verdiği dertlerimizi şiirlerle yazılarla soluklayarak dile getiriyoruz...

Söyleyemediklerimiz, gizli saklı yanlarımız, hep şiirlerle üstü örtülüyor, gecenin bizleri örttüğü gibi... Bizlerin biline, bilinmeyen yâda tanınan, tanınmayan yanlarımızı şiirlerle dile geliyor hayat hikâyelerimizi, yüreğimizde yaşananlar, gerçek hayatta yaşanamayanlar...

Sanki konuşan ne can, ne canan oluyor. Şiir, yazı başlı başına canlanıyor bir can, canan haline dönüşüveriyor.

Ve canlanıyor, cansız, puslu , imkansız hallerimiz, ahvallerimiz , hayallerimiz…Şiirlerde dile geliyor, yağmur yüklü bulutların ağlamaları, yüreğimize yansımaları...

Kâh gökyüzünde yıldıza, aya, güneşe anlatıyoruz, hayal kırıklıklarımızı... Kah şiirlerle, yazılarla yürüyor, yürümeyen tepeler, dağlar ovalar, şenleniyor bağlar, bahçeler, gülistanlar... Hayatımıza canlılık, heyecan veriyor, şiirlerle uçuşuyor, yaşıyor saka kuşları, ömürsüz kelebeklere, ömür oluyor dizeler…

Yazılarda, şiirlerle adlı, adsız kelebeklere adlar veriliyor ve içlerinde sevdalı bir kelebek, beyaz bir kelebeğin kırık gönlü, kırık kanadıyla üç günlük hayatında aşk iklimlerinde geziniyor... Sonra gelip, bir göçmen güzelinin gönlüne düşüveriyor, belli belirsiz oluyor...

Ne olduğunu anlayamadan, sen benim neyimsin diyemeden, yoksa sen aşkın acemisisin sevgili diyor... O yüzdendir kıymet bilemeyişin ey sevda acemisi deyip şiirlere, yazılara düşüyor kelimeler cümleler,şiir haline geliyor, neyimiz olduklarını anlayamadıklarımız, bilemediklerimiz...

Şiirlerde kimi zaman bir saka kuşu, bir beyaz güvercin, bir serçenin titreyen küçücük yüreği, ya da bir beyaz gülde bir tırtıl üreyip kelebek oluyor, sevda kelebeğine dönüşüyor, sevda rayihaları yayıyor, sevdasız gönüllere, sevgi kokuları sindiriyor...

Şiirler bir denizde uçuşan martı oluyor, ya da bir bülbül oluyor sevgiliye şakıyor, serenat yapıyor, gecenin zifir, zindan kimsesiz hüzün soluyan zamanlarında...

Şiirlerde, dizelerin içinde gönlü yaralı, gururu kırılmış bir can, canan oluyor heceler, kelimeler... Sesleniyor bir göçmen kızına, köylü güzeline...

Şiirler Firuze ye sesleniyor; Ve ey, ve ey Firuze/Gelmez misin, gelemez misin/Gönlünü açamaz mısın? / Sen gelmezsen ben geleyim “ diyor olmayan hayali sevgiliye…

 

* * *

 

Bazen kırlangıç yada bir keklik oluyor, kendi yarasını kendi sarmaya çalışan, bazen gürül gürül çağlayan bir ırmak olup, denizlere okyanuslara akıyor, sevgisiz gönüllere, sevgi nehri oluyor tüm dünyaya sevgisiyle sulayan... Ya da bir sevda denizi olup, bir acılar denizine dönüşüyor, buluşuluyor, hüzün kıyılarında gezinen, hüznün ta da kendisi olunuyor...

Şiirler, yazılar anlatıyor Sevgimizi bir kırmızı gül yad bir pembe oluyor,gönülleri dolduruyor, bir kanaviçe misali işleniyor mısralara mesajlarını veriyor anlayanlara..... Sevgiliye, serenat oluyor başka gönüllere huzur doluyor... Gül kokluyor güle sesleniyor, dikeni olsa bile... Sevgiliye ses veriliyor, sesime ses verir misin deniliyor, beyaz, tertemiz bir dokunuş, sesleniş, gecenin siyahlığına, sığlığına sana geldim sevgili, bir dokunuş da, bir bakış da ben olsaydım deniliyor...

 

* * *

 

Şiir üzerine yazı yazmak, geçiverdi bugünde içimden... Hüzün ayının, bulutlu, yağmurlu, soğuk bir gününde... Şiir üzerine söz söylemek, şiir üzerine konuşmak, şiirle hem,hal olmak,beni alıp götürüyor, huzurun, sevincin ülkesine... Bazen de oluyor ki, hüznümü katmerleştiriyor , başkalaştırıyor, beni alıp, sevinç ülkesinin hüzünlü şehirlerine bırakıyor...

Şiir sözlülerde, şiir özlülerde, şiir gibi yaşayanlarda, şair ruhlularda bulunmamalı kin, garaz, nefret diye düşünülüyor... İnsanı incitecek en ufak bir sözden hep kaçar olmalı, yalandan,çıyandan kaçar gibi şiir sözlü, şair ruhlu insanlar…

Kırılsan da kırmayacaksın, insanları üzmeyeceksin, kendini Kaf dağının üzerinde sanmayacaksın, şu dağları da ben yarattım dercesine yürümeyeceksin...

Mütevazı olmanın eteklerinde yer alacak hayatımızın tüm kareleri, şiirlerin dizelerinde, kelimelerinde, hecelerinde... Ve hece,hece soluyacaksın mütevazılığı, sevgiyi,sevdayı, mütevazı olamayan , sevgi bilmeyen gönüllere... Yunus gibi olmaya çalışacak sevgiler sunacak, sevdalar yudumlayacak ve insanlara soluyacaksın tüm güzelliklerini dizelerinde...

Bir Mevlana olup, “gel her ne olursan gel” diyecek , açacaksın sineni , saf temiz gönlünü, sevgi deyip soluyacak, sevgi deyip ağlayacak, sevgisiz bir harf dahi etmeyeceksin şiirlerinde, yazılarında , tüm dizelerinde, yani şiir gibi bir hayat yaşayacaksın, ömrün olduğu sürece...

Saygıyla hürmetle karşılayacak, hoşgörüyle selamlayacaksın tüm insanlığı, cinsiyet,dil,ırk, din farkı gözetmeksizin şiirlerde... Ve seveceksin, sev diyenin ali hatırına yarattığı tüm canlı, cansız varlıkları...

Şiir gibi yürüyecek, şiir gibi oturacak, kalkacak, şiir gibi konuşacak, şiir gibi yaşayacak, şiir gibi görünecek, şiir olup akacağız sevdasız, vefasız yüreklere, kendini bilmeyenlere...

Sesleneceğiz yine göçmen gelinine, köylü güzeline, al fistanlım, mor düğmelim diyeceğiz, kara gözlüm, kara, uzun lüleli saçlım diye sesleneceğiz... Gel artık gezinme, gir gayri gönlüme diye inleyecek, ama hiç kimselere yine gelmeyecek...

Hasılı bizler şiir yazmaya olabildiği kadarıyla, yüreğimizin yettiği kadarıyla, ömrümüz vefa ettiği sürece sevgi yazıları yazmaya devam edeceğiz...

 

* * *

 

Ve ey, ve ey bendeki ben Rabbin aciz, hüzün soluyan, dert kokan, günahkar kulu, bendeki beni sevmeyen ben, şiirler yazmaya, duygularımı anlatmaya gücüm nispetinde, ömrümüzün var olduğu sürece devam etme azminde olacaksın...

Gün gelir de şiirler kesilirse, yazılar yazılmazsa, sevdamız biterse, nefesimiz tükenirse, bizimde ötelere yolculuğumuz, başlayacak, biletimiz kesilecek, asıl sevgiliye,asıl aşka kavuşacağız işte o gün...

Ve artık hesap vaktidir, ve artık vuslatın bittiği, beklenen, istenen anın geldiği andır o gün... Yazdıklarımın, yazamadıklarımın hayatım tüm noktalarının, virgüllerinin, ünlemlerinin,soru işaretlerinin hasılı her şeyin, ama her şeyin hesap verme vaktidir o gün.....

 

ACZ ŞERHİ

 

Sultan,

Seçkin,

Bir kimse değilim.

İsmimin baş harfleri,

ACZ tutuyor,

Bağışlamanı dilerim…

Sana zorsa bırak yanayım

Kolaysa esirgeme…

 

Rahmetli A. Cahit Zarif Oğlu’nun iç seslenişleri “Acz Şerhi’’ şiirinin mısralarıyla başlamak istedim acizane satırlarıma...

Aczi, azcık yazdığı şiirinde ne de güzel ifade ediyordu. Sevgili Zarifoğlu; Sultan değildik, Seçkin değildik, olmayı da hiç istemezdik, sadece insanlardan bir insandık… İnsan olmamız bile başlı başına aczimizi ifade ederdi.

Onca günahların içinde yaşayan ruhumuz ancak ve ancak bağışlanmayı dilenmekten başka neyi dileyebilirdi. O’na elbette zor değildi bağışlama... Bağışlanmaktan bizi esirgeme Ya RABBİM diye inim, inim, inlemek bizim gibilerin her daim duası olmalıydı.

 

* * *

 

Gündemin yoğunluğuna rağmen aczi, acziyeti yazmak geldi içimden… Ve acz şerhinin dizeleri düşüverdi gönül  imbeğimden

İnsanlara acizliğini, fakirliğini en başta kendim olmak üzere hatırlatmak geldi âcizane dizelerime…

 

Hepimiz bir damla sudan yaratılmıştık. İnsanlardan bir insandık. Mademki insandık öyleyse Rabbe karşı acz içindeydik. Cenab-ı Hak karşısında aczimizi, fakrımızı hissederek yaşamak elzemdi bizim gibilerine...

 

Şu küçük dağları da ben yarattım edasıyla yürümekte neydi? Ben yaptım, ben ettim, demek ne demekti…

 

Aczimizi, fakrımızı hissetmemek... Kendimizi bir şey zannetmek adeta kendi varlığımızı inkar etmek, demek değildi de neydi hele söyleyin...

 

Herkesimden birçok insanla çeşitli mahfillerde oturup, kalkıyoruz, konuşuyoruz. Birçok insanda bir enaniyet duygusu, bir kibir furyası, bir büyüklenme hastalığı sürüp gidiyor ki hiç sormayın… Üzülüyorum doğrusu... Hasbelkader bir takım makamları işgal eden insanların makamdan mütevellit kendini büyük görmesine...

 

Ben yaptım, ben ettim, benim eserim, benim sayemde oldu, ben olmasam olmazdı gibi sözlerle adeta Yaratana meydan okunuyor.

 

İnsan aldanıyor, kendi kendini kandırıyor, inkâra düşüyor…Hâlbuki esas olan, doğru olan O idi, yapan O’ idi, eden O’ idi...

 

Efendimize “senin yüzün suyun hürmetine dünyayı yarattım’’ diyen O’ idi.

 

Dua, dua, aczimizle, Rabbe yakarmak, yalvarmak varken, her bir şeyi ondan dilemek varken, onun kapısına kul köle olmak varken, yaratılanlara kul köle olmak da neyin nesiydi?

 

* * *

 

Dualarda aczimizi, fakrımızı inim inleyerek duyurmak, sabah namazlarına kalkıp, birkaç sayfada olsa onun kitabını okumak, anlamak, idrak etmek varken, biz bize verilen ömrü nerelerde, nasıl kimlerle heba ediyorduk.

 

Hayatın, hayıyla, huyuyla her geçen gün azalan ömrümüzü yok yere harcıyorduk.

 

Bir insan için, aczini ve fakirliğini bilmesi, idrak edebilmesi , ne güzel bir hal idi.

 

Ve biz insanoğluna düşen aczimizi bilebilmek ve ona göre davranmak, hayatımızı, davranışlarımızı ona göre düzenlemek değil miydi?

 

Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var diyen RABBİMİZ’e aczimizle fakrımızla bir akşam vaktinde, bir seher vaktinde seccademizi gözyaşlarıyla ıslatmamız gerekmez miydi?

 

* * *

 

Ne zaman dara düşsek, ya da bir hastalığa yakalansak, bir sevdiğimize küçücük bir zarar gelse, acizliğimizin o zaman farkına varıyor, yada vardırılıyorduk…

 

Hâlbuki dara düşmeden, hastalığa yakalanmadan aczimizin farkında olarak yaşamalı, hiç kimseye karşı böbürlenmeden, mütevazılığın tüm heceleriyle benliğimizi sarıp sarmalamalıydı…

 

Gerçek anlamda aczinin ve fakrının farkına varabilmiş bir İnsan için; acz-fakr içinde olmak demek RAB karşısında günahlarını da bir anlamda itiraf etmek, af dilemek demekti.

 

Aczinin farkında olan bir insan için, bu farkındalık bir makamın sahibi olmak demekti. Bu makamın mahrumları ise, görünüşte af dilerken bile pazarlık yapmaya kalkan, bir sürü bahane üreten yalancı, hasta ruhlu insancıklar değil miydi?

 

Risale-i nurlarda okumuştum; “İnsan, şu kâinat içinde pek nazik ve nazenin bir çocuğa benzer. Zaafında büyük bir kuvvet ve aczinde büyük bir güç vardır. Çünkü o zaafın kuvvetiyle ve aczin gücüyledir ki, şu mevcudat, onun emrine verilmiş. “Aczini bilen, kabullenen küçülmüyor, büyüyor güçleniyordu.

 

“Sultan,

Seçkin,

Bir kimse değilim.

İsmimin baş harfleri,

ACZ tutuyor,

Bağışlamanı dilerim…

Sana zorsa bırak yanayım

Kolaysa esirgeme…

 

Cahit Zarifoğlu’nun şiiriyle başlamıştık yazımıza yine onun muhteşem şiirinin dizeleriyle nihayetlerken;

Büyüdükçe küçülmeyi bilenlerden olalım, nefsimizi alçaltalım…

Kendimizi sıfırlayalım hatta sıfırın da altına indirelim…
Acizliğimizi, çaresizliğimizi, sınırı, sonu olan bir varlık olduğumuzu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayalım… Mevkiin, makamın esiri olmayalım, varsa imkanlarımız ihtiyaç sahiplerine kullanalım... Her ne olursa olsun insansan acz içinde olduğunu bilenlerden olalım…

 

Bu dünyada yaşarken, Ülkemiz için, dinimiz için, insanlık için, iyi ve güzel işler yapmayı, fakire, fukaraya yardım etmeyi, Gök kubbede hoş bir seda bırakmayı aczimizin farkında olarak yaşamayı Rabbim hepimize nasip eylesin…


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
İsmail Dursun Kuzucu
Hakan Gökkaya
Fazlı GÜVENTÜRK
Kırlangıçoğlu Oktay
Şevket ÖZSOY
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  24 Nisan 2018 Salı
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net