19 Ekim 2018 Cuma
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
TGF’de Büyük Bir Ailedir
TGF’de Büyük Bir Ailedir
Öztürk’ten Çiftçilere ve Taşıma Sektörüne Müjdeli Haber
Öztürk’ten Çiftçilere ve Taşıma Sektörüne Müjdeli Haber
Ticaret Borsası’ndan enflasyon mücadelesi
Ticaret Borsası’ndan enflasyon mücadelesi
Fikir Sizin Kırıkkale Hepimizin
Fikir Sizin Kırıkkale Hepimizin
  YAZARLARIMIZ
KELEBEĞİN RÜYASI
03 Nisan 2015 Cuma Bu yazı 12680 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Kelebeğin rüyası da olurmuş mu demeyin! Filmin ismini duyduğum gün söylenmiştim içimden. Onlarında kısacık ömürlerinde hayalleri, rüyaları hülyaları vardır diye. Bir vakitler kelebekler üzerine ne kadar da çok şiir yazmıştım. Kim bilir belki de bu film bana geçmişte yazdığım, unuttuğum şiirleri de hatırlattı.

Ve mutlaka gitmeliyim izlemeliyim dedim.

Reklam afişinin önüne durup dakikalarca afişini inceledim. Öyle ya şiire, şaire ön kabulü olan, birde şiir kitabı olan birisinin mutlaka bu sinemayı izlemesi gerekirdi. Nihayetinde geçenlerde nasip oldu ve biz 14. 30 seansında tüm hüzünlü hallerimizle arka koltuklarda yerimizi almıştık bile...

 

* * *

 

Zaman Cumhuriyetin ilk yılları… İsmet İnönülü yıllar… “geldi ismet gitti kısmet” denilen yıllar! Türkiye’nin yokluk yılları, ete ekmeğe muhtaç olduğu, deriye, kemiğe büründüğü yıllar…

 

Zonguldak kömür ocağından hazin görüntüler...

 

Kimse çalışmak istemiyor kömür ocağında. Devlet kendi toprağında çalışmak isteyen çiftçiyi adeta zorla çalıştırıyor. Çok zor ve güç şartlarda kömür çıkartılıyor.

 

Bir yanda halk yokluk içinde ekmek bulamazken… Diğer yanda varlık içinde yaşanılan yaşamlarda akşam müsamerelerinde dondurma bile ikram ediliyor!

 

* * *

 

Ve o yıllarda adeta kozasından yenice çıkmış iki veremli kelebek... Hiç bir şeyi umursamayan, her an ölecekmiş gibi yaşayan, şiirden başka bir şey düşünmeyen iki naif kelebek...

Muzaffer ve Rüştü...

Şimdilerde bile kıymeti olmayan şiiri, şairi o yıllarda kim ne yapsın…?

Ne yazık ki, bu şairlere lise öğretmenleri Behçet Necatigil’den başka sahip çıkacak hiç kimseler yoktur...


* * *

 

Esasen iki veremli kelebeğin rüyasıdır filmimizin konusu…

 

Esmer ve beyaz kelebekler…Biraz hüzünlü, biraz kederli şair kelebekler. Veremli ömürlerinde şiirlerle nefes alır verirler…

 

Onlar için yaşamak şiir demekti. Onlar şiir yazmasalar, söylemeseler o günü yaşanmamış sayabilecek kadar şiir meftunlarıydılar…

 

Öylesine dostlar ki, hiçbir anı, zamanı ayrı yaşamazlar… Beraber öksürürler, beraber yerler, beraber içerler, beraber şiir yazarlar delicesine…Ve öksürük eşliğinde şiirlerle bir simidi paylaşırlar. Bir bardak çayı kusulan kanla karıştırırlar...

 

Bahtsız şairlerimiz o zamanların ölüm hastalığı olan vereme tutulmuşlardı. Verem olmak demek bir bakıma ölmek demekti. Gün geçtikçe içten içe sizi kemirirdi. Adeta içinizde bir fare yaşar ve o fare sizi gün be gün kemirerek eritirdi.

 

Önce öksürüverdim

Öksürüverdim hafiften

Derken ağzımdan kan geldi

Bir ikindi üstü durup dururken

Meseleyi o saat anladım

Anladım ama, iş işten geçmiş ola

Şöyle bir etrafıma baktım,

Baktım ki yaşamak güzeldi hâlâ

Mesela gökyüzü

... Maviydi alabildiğine

İnsanlar dalıp gitmişti

Kendi âlemine...

 

Rüştü “KAN’’ adlı şiirinde verem hastalığına yakalandığı ana dair böyle yazmıştı şiir defterine...

 

* * *

 

Gün gelecek ünlü bir şair olacaklardı. Zamanın tek sanat dergisi olan, ayda bir yayınlanan Varlık dergisinde varlıkları hissedilecekti.

Gün gelir bir şiirle yer alırlar varlıkta…

Ne kadar da çok sevinirler o günlerin darlığında...

 

 

 

 

“Bir güzele

güzelliğini,

söylemek isterdim

aynalardan evvel

Bir güzelle

yaşamak isterdim

güzel güzel…”

 

Muzaffer böyle sesleniyordu o güzele varlıkta yayınlanan bu kısacık şiirinde… Arkadaşı Rüştüyle iddiaya girmişlerdi. O güzel kız kimin şiirini beğenirse kız onun olacaktı. İşte bu şiir Muzafferin olmasına rağmen ölüm döşeğindeki Rüştü’ye senin şiirin beğendi demişti.

Ona moral olsun diye. İşte dostluk, kardeşlik böyle bir şey olsa gerek. Allah herkese böylesine dostluklar nasip eylesin.

 

Kelebeklerimiz kısacık ömürlerinin farkında idiler. Yazmalıydılar hiç durmadan. Bazen yazmak için kağıt, kalem bile bulamazlardı. İlham geldi mi onları kimseler durduramazdı.

 

Rüştünün hastanede tanıştığı, aşık olduğu tifolu hüzünkar eşinin ölümü üzerine, günlerce bir odaya kapanıp şiir yazdılar odanın dört bir duvarına... Eşinden tam 20 gün sonra şair Leyla sokağındaki evinde kan kusa kusa boğularak hayata veda eder...

 

* * *

 

Muzaffer ise bu vedalara dayanamayacaktır. Günden güne eriyen veremli vücudu Rüştüsüzlüğe dayanamayacaktır. Rüştü’den sonra hayatına son verecektir. Bir şiirinde hayatını kısaca özetleyivermiş.

 

Diyecekler ki arkamdan

Ben öldükten sonra

O, yalnız şiir yazardı

Ve yağmurlu gecelerde

Elleri cebinde gezerdi

Yazık diyecek

Hatıra defterimi okuyan

Ne talihsiz adammış

İmanı gevremiş parasızlıktan...

Keşke diyorum herkes şairin, şiirin farkına bir varabilse… Kim bilir belki ülkemiz, hayatımız bir başka olur o vakit… Şiirin, şairin, sanatın ve kültürün farkında olmayan, farkındalık yaratmayan hiçbir yönetimin tam anlamıyla başarılı olması hatta o memleketin gelişmesi mümkün değildir.

 

* * *

 

Kelebeğin rüyası, rüya gibi bir film insan seyreylerken hiç bitmese diyor… Evet bu rüya hiç bitmese…

 

Şiirin, saflığın, kardeşliğin, dostluğun, vefanın, paylaşmanın, yokluğun rüyası hiç bitmese…

 

Veremli şair kelebeklerimizin hamisi Behçet Necatigil’in ifadesiyle;

 

Belki bir kelebek

o kadar memnun ki

rüyasından,

uyanmak istemiyor

uykusundan…

Uyanmak istemedim bu rüya birazcıkta daha devam etse...

 

* * *

 

Film esnasında arkamda oturan iki genç kızın gülüşmesini çok garipsedim. Verilen arada acizane bu dizelerle o iki kızı selamladım;

 

Kelebekler

 yine kanla

hece, hece

şiir yazarlar

gecelerce…”

 

gözyaşı

seyreylerken

veremli kelebekleri...

 

Gülüşmeler

tedirgin eder

gözyaşlarını…

Dönüp bakarım

bir an,

biraz sertçe

biraz hoyratça...

Ama onlar ;

kan kusan kelebekleri

bile,

hiç anlamadılar...


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kırlangıçoğlu Oktay
Şevket ÖZSOY
Fazlı GÜVENTÜRK
İsmail Dursun Kuzucu
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  18 Ekim 2018 Perşembe
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net