07 Ağustos 2020 Cuma
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Sizlerin Hakları Yenmez Yedirilmez
Sizlerin Hakları Yenmez Yedirilmez
MHP'de  Kongre Zamanı
MHP'de Kongre Zamanı
Ataseven'den Yerinde İnceleme
Ataseven'den Yerinde İnceleme
Trafoda Çıkan Yangın Söndürüldü
Trafoda Çıkan Yangın Söndürüldü
  YAZARLARIMIZ
KENDİLERİ İLE SAVAŞANLAR
10 Nisan 2015 Cuma Bu yazı 21106 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

              Neitzsche, hep kendi başına konuşur,hep kendisiyle savaşır ve acı çeker.Kimseye hitap etmez ve kimse de ona cevap vermez.Daha vahim olan ise:Kimse onu dinlemez.

             Ama kendi derinliklerine ,zamanın derinliklerine daldıkça daha az yankı bulur.Bu kendiyle baş başa kalmak ,bu kendi kendine karşı olmak, Neitzsche’nin hayat trajedisinin tek kutsal sıkıntısıdır.Herakles gibi uğursuz gömleğini ,o yakıcı alevi ,üstünden atar ki son hakikate ,kendine karşı çıplak durabilsin.Bu düşüncenin çılgın adamı hiçbir düşmanı kendisini bulamadığı ve oda kimseyi bulmadığı için kendine yüklenmektedir, “kendini tanıyan acımasız cellat”.Seyircisiz dev bir oyun, düşünsel yalnızlığın o korkunç çığlığı çevresinde güçlü bir suskunluk.İnsanın kendini tükettiği tehlikenin en yüksek derecesini sınamak için  “selam size , ey cinler!” ve tabiiki muhatapsızlık…

                  Immanuel Kant,bilgi ile nikahlı karıyla yaşar gibidir,der.Bütün bilgiler arasında  bilgiyi,hep soyut ve hiç ulaşılamaz olanı arar;onu derde girene kadar,çaresiz kalana kadar çeken şey ne fethetmek,ne tutmak,ne de sahip olmak hep ve yalnızca sormak,aramak ve kovalamaktır.Güvensizliktir sevdiği güven değil.Don Juan gibi duygunun sürekliliğini sevmez,”büyük ve yakıcı anları”sever,hani o “tehlikeli belkiler” dir kovaladığı.

                  Filozofların çoğu ufak sağlam,belli adımlarla,kendi seçtikleri bir yolda ilerlerler,oysa Neitzsche hep kovalanıyor havasındadır ve hep sanki kendince bilinmeyen bir yere doğru.En yükseğe atlayan ,sonunda kaçınılmaz bir uçurumda dipsiz bir boşluğa düşüp paramparça olan bir tarjedi.V e işte , arayıştaki bu huzursuzluk sürekli düşünmek zorunda olmak,ileriye doğru şeytani bir zorlanma,bu eşsiz varoluşa duyulmamış bir trajiklik verir ve onu (her türlü el işinin,her türlü halk tipi rahatlık unsurunun tümden yok oluşuyla)bize bir sanat eseri olarak böyle çekici yapar.Böyle içten haykırışlara,ıstırabın en derinlerinden bu türlü çok güçlü inmelere , Neitzsche’den önce Alman felsefesinde asla rastlanmaz:Belki Ortaçağ mistiklerinde ,Gotik sapkınlarında ve azizlerinde bazan karalar giymiş sözlerle benzer acı inmeler ortaya çıkar.Bütün ruhuyla şüphenin “Arafında” yer alan bir başkası,Pascal’da,arayan ruhun bu köpürmüşlüğünü,bu harap olmuşluğunu bilir,ama hiç,ne Leibniz’de,ne de Kant’da Hegel’de ve Schopenhauer’de sarsmaz bizi bu belirleyici hava.Onlar bir kandil nasıl yanarsa öyle yanarlar,Varlıklarının bir bölümü dünyevi ,özel ve bununlada en kişisel bölümü hep kadere karşı güvenceli kalır,oysa aralıksız “sırf soğuk meraklı düşüncenin duyargalarıyla değil” kaderinin bütün ağırlığıyla kwndini tehlikeye atan Neitzsche,başını büsbütün ortaya koyar,onun düşünceleri yalnızca yukarıdan ,beyinden gelmez,kudurmuş,dürtüklenmiş bir kandan titrecesine uyarılmış sinirlerinden ,doyumsuz duyulardan ,hayat duygusunun büsbütün kucağından ateşlenir.Hayatın bütün o harika muğlaklığı ve çok anlamlılığı içinde insan nasıl yaşar da soru sormaz,sormanın hırsı ve zevki içinde nasıl titremez !.

                  Hiçbir şeye sahip olmak,elde etmek ,ulaşmak istemez.O her türlü koyu dinginliğin her türlü rahatın tutkulu bozguncusunun canı birtek şey çeker:İnsanın güven altında ,tadını çıkardığı huzuru bozmak ,ateşle ve dehşetle o pek kıymetli uyanıklık halini yaymak;huzur insanı için ağır,derin bir uyku nasıl değerliyle ,onun içinde uyanıklık öyledir.Arkasında ,o korsan seferindeki gibi,yıkık kiliseler,kutsallığı zedelenmiş bin yıllkı mukaddesat ,yıkılmış minberler,çiğnenmiş duygular ,katledilmiş inançlar ,zorla girilmiş ahlak yuvaları,alevler içinde bir ufuk,muazzam bir cesaret ve güç istenci.Bilinmemiş hiç fethedilmemiş,hiç tanınmamış şeylerdir onun sonsuz alanı,Uyuşukluğu bozmaktır tek hevesi.

                   Benim deham burun deliklerimdedir,insani ve düşünsel alanlarda tertemiz olmayanın ,taptaze olmayanın ,şaşmaz bir güvenle kokusunu alır,nerde biraz ahlak kataküllisi var,nerde kilise tütsüsü ,nerde sanatlı yalan ,vatan çığırtkanlığı,nerde vicdanın herhangi bir afyonu kullanılmış;düşünce alanında her türlü bayat,acımış ve sağlıksız şeye pecmürdeliğe karşı çok keskin bir burnu vardır.Stendhal bile ,onunla boy ölçüşemez,çünkü o tutkulu vurgulama ,o sert tepki gösterme,eksiktir kendisinde: O yalnızca rahat gözlemlerini kaydeder,oysa Neitzsche ,yaratılışının bütün görkemiyle tek tek her bir bilgiye atılır,sonsuz yüksekliğinden küçücük bir hayvana atılan yırtıcı kuş misali.Bir tek Dostoyevski’de öyle uyanık sinirler vardır.Ama Dostoyevski de bu kez doğruculukta Neitzsche’den geri kalır.

                 Kabuk değiştirmeyen yılan ,ölür.Aynı şekilde ,düşüncelerini değiştirmesine engel olunan kafalar da öyle:Kafa olmaları son bulur.Düşünen için zararlıdır,bir tek kişiye bağlı olmak.İnsan kendini bulunca ,zaman zaman kendini kaybetmeyi ve sonra yine bulmayı denemeli.İşte bu yüzden onun bütün yazılarında bulunan tek hayat emri “Ne isen O  ol”dur. Temelden yeniden kendini inşaa etmek zorunda kalır hep.Düşünsel yenilenme de hep birşeyler ölür gider,iç dokusunda hep birşeyler yırtılır.

                  Neitzsche’ye göre ,düşünen insanın vatanı :Nerde Baba oluyorsam orası vatanımdır,yani doğduğu yer değil.Artık pencereler kapalı uyuyamamaktadır,kapılar kapalı,loş ,düşünsel bir akşam alacası ve siste keza.Gerçek olmak ,onun için bu andan itibaren uzağı görmek,sonsuza kadar kenar çizgileri belli olmak demektir.Bu keskin almanlıktan çıkmayla aynı zamanda ,onun tamamıyla Hristiyanlıktan uzaklaşmasına da yardım eder.Şimdi bir kertenkele gibi güneşten hoşlanarak ve ruhu sinirlerinin ucuna kadar aydınlanmış durumda geri bakıp sorduğunda ,onu böyle yıllarca karartanın ne olduğunu ,ikibin yıl boyunca bütün dünyayı böylesine çekenin,korkudan sindirenin , korkakça yayı böylesine çekenin ,korkudan sindirenin ,  suçlu bilincine sokanın ne olduğunu,en şen en tabii ve güçlü kuvvetli şeyleri ve kendisinin en değerli şeyi,hayatını değersizleştirenin ne olduğunu sorduğunda,modern dünyanın  karartma ilkesini, Hristiyanlıkta,öbür dünya inancında bulur.Bu kokuşmuş yada boş inançlar dünyanın duygusallığına ve neşesine işlemiş,onları uyuşturmuştur,elli kuşak boyunca ,içinde eskiden gerçekten güç olan her şeyin ahlak felcine uğradığı en tehlikeli zehir olmuştur.

                Ey yalnızlık,benim yurdum yalnızlık der sessizliğin buzul dünyasından,bu dertli şarkı gibi seslenmektedir.Zerdüşt kendi akşam şarkısını, son gece arefesindeki ,sonsuz eve döüşün şarkısını yazmaktadır.Çünkü son günlerinde Nietzzche’nin çevresi korkunç boşalmıştır,ürpertici sessizlik:hiçbir keşiş,hiçbir çöl münzevisi,hiçbir aziz heykeli bu kadar terk edilmiş değildi;çünkü onların,o inanç delillerinin Tanrı’sı vardır,gölgesi kulübelerinde bulunur,sütunlarından düşer.Oysa bunun,bu Tanrı katili’nin artık ne tanrısı ne insanı vardır.kendi kazandığı ölçüde dünyayı kaybeder;dolaştıkça,çevresindeki “çöl” büyür.Deliliğe varan bir yalnızlık yaşar.Duygumun yoğunluğu beni ürpertiyor ve güldürüyor der.Onun ayaklarının altındaki zemini kaybetmesi;aklın bütün perileri tarafından,parçalanmış Nietzsche’nin kim olduğunu artık bilmemesi ve sınırsız adamın,sınırlarını artık tanımaması.İnsanlığın yeni bir azizi .İşte bu yüzden yalnız sembolik işaretlerle imzalar son vahiylerini:”Ejderha”, “Çarmıha gerilmiş”,”Cellat”,”Dionysos”,olarak;kendini güçlerle,aşırı güçlerle birlik olarak hissettiği,yani kendini artık insan değil,güç ve kutsal emir hissettiğinden bu yana.”BEN İNSAN DEĞİLİM,DİNAMİTİM”.Ben insanlık tarihini ikiye bölen bir tarih olayıyım,böyle haykırır en güçlü küstahlıkla,ürpertici bir suskunluğa karşı.

                   Bu ölümcül krizi,o bunu ölümcül bir tarzda önceden düşünmüş,önceden yaşamıştır:bu onun büyüklüğüdür,kahramanlığıdır.Ve düşüncesine son derece azap veren ve sonunda onu parçalayan o muazzam gerilim,onu yukardaki ögeye bağlıyordu:bu dünyamızın kan çıbanı patlamadan önceki ateşinden başka bir şey değildir.Düşüncenin fırtına kuşları hep büyük devrimlerden ve felaketlerden önce uçarlar ya,Kahramanlar çağı yoktur,yalnız kahraman insanlar vardır.Onları dünyaya veren ve hep yalnız kendi için sağlayan  daima bireydir.Çünkü her özgür kafa ,bir İskender’dir,akın sırasında bütün şehirleri ve devletleri fetheder,ama mirasçıları yoktur,hep bir özgürlük devleti sözün kölesi olan Diyadoklara ve yöneticilere ,yorumlayıcılara ve açıklayıcılara düşmüştür.Bu yüzden Nieztsche nin muazzam bağımsızlığı bir öğreti hediye etmez,tersine son derece açık,çok aydınlık,fırtına ve yıkıma dönüşen şeytani bir tabiatın tutkuyla kavrulmuş bir atmosferini verir.Onun kitaplarına girilince her çeşit havasızlıktan,sislenme ve basıklıktan kurtulmuş havanın asıl ögesi ,ozon hissedilir.

                 Son söz olarak Nietzsche gibi trajik tabiatlarda fark ederiz duygunun derinliğini.Ve yalnızca ölçüsüzlerde anlar insanlık,aşırı ölçüsünü.


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kırlangıçoğlu Oktay
Halil Eşmebaşı
Erdal Geyikçi
Başar Özdemir
Ahmet Tarlabölen
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  06 Ağustos 2020 Perşembe
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net