07 Ağustos 2020 Cuma
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Sizlerin Hakları Yenmez Yedirilmez
Sizlerin Hakları Yenmez Yedirilmez
MHP'de  Kongre Zamanı
MHP'de Kongre Zamanı
Ataseven'den Yerinde İnceleme
Ataseven'den Yerinde İnceleme
Trafoda Çıkan Yangın Söndürüldü
Trafoda Çıkan Yangın Söndürüldü
  YAZARLARIMIZ
VE BAKMAYIN ESMERLİĞİME GÜNEŞ ÇARPMASI BENİMKİSİ
23 Nisan 2015 Perşembe Bu yazı 19492 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Bu kurak iklim, bu yanılgı yaklaşmasın yanıma. Değdirmesin bakışlarını benim ürkek, benin kırılgan gövdeme. Gideyim ve gidişim bir ağıt olmasın geride kalanlara. Benden sonra her yeni gün; biraz ümit biraz da aşk olsun, aşk olsun kalanlara.

Küstürmedim kimseyi ve ardıma takmadım yalanlarla. Küçük bir oda, küçük bir dünya dedim, başka şey istemem dedim. Dışarı bakan pencerem de varsa, değilmesin keyfime makamından küçük kaçamak isteklerin peşinde koştum durmadan.

Bu yağmur aklımı başımdan almaya yetiyor. Külüstür bir dilek tutmanın tam zamanı. Yağan yağmuru seyrettim ama dışarı çıkıp da adam akıllı dolaşamadım yağmurda. Her şey bir pencereden ibaretti ve bu yağmur ancak cam arkasından değiyordu bedenime. Derme çatma hayal odasında  ancak bir hüznü yaşamaya fırsat var. Hüzünler kalıcıdır içimizde, sevinçler gidici. Ve sevinçlerimiz bir çığlığa döndüğünde, her an “dur” diyecek bir irkilmeyi beklemekle yaşarız zamanı. Sevinci savuştururuz başımızdan, biliriz ve unutmayız değişmez olanı;  “ hüzün ki, en çok yakışandır bize.”

Hep yüce dağlar aşmak için adımlar attım, hep yangınlar gördüm sokağımda. Ceplerimde kül, ayaklarımda yaralar vardı ve zordu bir yaranın iyileşmesi, küllerin savrulması. Yazın yakan ve terleten sıcaklığında bir ağaç altında okunan kaçamak mektuplar ve şiirler, sonbaharın hüzün dağıtan havasında uçuşan yapraklarla birlikte aklımdan geçen geçmiş zaman düşleri, kışın yağmurun ve karın ağır ağır ölümü hatırlatan yağışlarıyla birlikte gelen sıcak dostluklar ve geç gelen baharla birlikte yeniden yeşeren ümitler de olmasa çekilmezdi bu eğreti hengâme ama yaşanan her mevsim aşk olmuştu künyeme yazılan. Aşk da olmasaydı sol yanımın payandası, geçmezdi bu günler ama aşk vardı ve adına yakışır bir duruluktaydı hâlâ.

Mevsim kış. Güneş hâlâ terk etmedi buraları. Çok soğuk olur buralar diyenlere inat, güneşle uyanıyoruz her sabah. Takvimden silinen her gün ömürden gidiyor. Nedense bu çok mutlu ediyor bizleri. Biten her gün kazanılmış bir zafer kıvamında. Adı kış olan bu kaçak mevsimde, biraz daha sık dişini güneş diyorum, eğdirme boynumu.

Beklenmedik zamanlarda ve bilinmez saatlerde  adına yabancı bir karanlıkta, hazırlıksız yolculuklara çıktım. Yalnızdım ve yalnız olmak kırıyordu cesareti. Issız bir köşede, aldırmadan boş kalabalıklara, uzaklara bakıyorum. Sesimi boşluğa savuruyorum, yankısı geliyor  hüznümün. “ beni ya şimdi ara, ya da hiç arama.” Kapadım sayfayı, çevirdim yönümü, duymuyorum sesleri. Aranmadım ve unutuldum biraz da. Bu saatte bende her yer kapalı.

Lanet okuyorum polyanna’ya. Yıllarca aldatmış bizleri. Bütün polyan’na yasalarını reddediyorum. Yaşadığım her anın acılarını ayırıyorum kendime. Her yanım ateş çemberinde. Çok uzaklardan polyanna’ yı tanımayan çocukların içli çığlıkları geliyor kulağıma. Hiçbir şey güzel değil; çiçekler solmuş, yüzler asık, gülmeyi unutmuş insanlar var her tarafta. Git polyanna, kendine başka oyuncak bul kandıracağın. Biz hüzünle yoğrulmuş bir kavimiz ve güldüremezsin yüzümüzü.

Hep soğukta kaldım, hep karaya vurdu yüreğim. “Biraz deniz” dediysem de hep kara kışlarla oyalandım. Gece pencereden odama süzülen soğukla uğraşırken, sokakta yürürken ve beklenilen yere varma telaşıyla koştururken, esen rüzgâra dayanamayıp gözümden süzülen yaşları silmeyi beceremeden ve “dillerim dolanmadan, yumruğum çözülmeden” ulaşmak isterdim sıcak bir yüreğe. Hep kara kışta kaldım, denize değmedi ayaklarım.

Şimdi benim yerime koy kendini. Yağmurda çık dışarı ve ıslansın bakışların. İlk gördüğün dilenciye mutluluklar dile, Venedik’te aşıklar kaldırımındaki kemancının acılı müziğini bir süre dinle, selpakçı çocuğun başını içtenlikle okşa ve yürü. Ardına bakma, aldırma çamurlara. Adını bilmediğin sokaklara gir, derin nefes al, yüzünü çevirme kalabalıklardan. Şehir karanlığa gömülürken, dünyanın en sıcak kalbine dön ve güldür yüzünü.

Herkesin kalabalıklara aktığı bir akşamda, deniz kenarına inip, denizi dinlemek, hafif esen bir rüzgâra kapılmak, uzakların hayalini denize karşı kurmak gibi “mülteci isteklerim oldu.” Şimdi her yanım dağ, her yanım orman. Çocukluğumun geçtiği şehir, üniversite yıllarım, hayata karşı öğrenmenin yanına öğretmeyi de kattığım ve kavgam dediğim yıllar; hep denizden uzak şehirlerde geçti. Talihimmiş deyip, aldırmadım kuraklığıma. Denize doymuş bir kıtada çöle düştü yüreğim. Esmerliğime bakma, içim buzdağı benim.

Rüyalarımdan tez uyandım, erken yola düştüm. Yüzünü görmediğim dostlarım oldu, sesleriyle avuttum kendimi. Kabul gördüğüm her davette “denize bakan  odanız var mı?” dedim, martı çığlıklarıyla doğruldum yatağımdan. Misafirliğime aldırmadan güneşin doğuşunu izlemek için kıyılara bıraktım kendimi. Hafif esen rüzgâr, martıların çığlıkları, denizin huzur veren sesi âvâre olamama yetti. Uykusuzluğumu boş verip, uyuduğum gecelere havale ettim kâbuslarımı.

Uyandım, güneş doğdukça üzerime, çölleşti kuyularım. Çocukluğumdan geriye kalan bir avuç korku vardı. Korkumun tüm delilleri elimde. Karanlığıma güneş, geceme şafak, yüreğime deniz gerek. Dilim dönmüyor sızlanmalarımı anlatmaya. Korkularıma kanat geren bir annenin kutsal nefesidir beni ayakta tutan. Korkum çocukluğumdan kalma. Say ki deprem gördüm, enkazdan çıkardılar beni.

Bütün karanlık sokaklardan süzülerek geçeceğim. Tahta kapılara yapışan erguvan kokularını bırakıp gelin bohçalarına, derin caddelere; alt geçitlere uğramadan, yolun yolumdur diyeceğim. Gün sayıyorum, saymakla bitmez günler, biliyorum.

 Beton duvarlar, adını öğrenemediğim caddeler, şehrin beni barındıran köşeleri, ustaların hoş muhabbetleri...; geçse de zaman ve unutulsa da kışla günleri, unutamam sizleri. Sokaklarında yoksa da adım, tanımıyorsa da kalabalıklar beni; geldim, adımı deftere kaydettim ve gidiyorum.

Kimse benzetmesin kendini bana. Ben kırsal bir mekanda, denize uzak, içine doğru yürüyen biriyim. Siz kaldırın bakışlarınızı, maviye boyayın düşlerinizi. Gününüzü gün edin. Ah! bir de hatırlarsanız beni, acısız yalanlar söyleyin bana. Ve bakmayın esmerliğime, güneş çarpması benimkisi…


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kırlangıçoğlu Oktay
Halil Eşmebaşı
Erdal Geyikçi
Başar Özdemir
Ahmet Tarlabölen
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  06 Ağustos 2020 Perşembe
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net