07 Ağustos 2020 Cuma
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Sizlerin Hakları Yenmez Yedirilmez
Sizlerin Hakları Yenmez Yedirilmez
MHP'de  Kongre Zamanı
MHP'de Kongre Zamanı
Ataseven'den Yerinde İnceleme
Ataseven'den Yerinde İnceleme
Trafoda Çıkan Yangın Söndürüldü
Trafoda Çıkan Yangın Söndürüldü
  YAZARLARIMIZ
MUTLU OLMA İHTİMALİMİZ
20 Mayıs 2015 Çarşamba Bu yazı 27203 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

              Freud’un şimdiye kadar yayınlanmış kitaplarından adeta imbikle süzülerek elde edilmiş aforizmalarından oluşuyor.

                  Freud 20. yüzyıl insanını nevrotik olarak tanımlıyordu. Nevrotik bozukluklar psikiyatride psikozlara oranla daha hafif rahatsızlıklar olarak kabul edilmekle beraber çoğunlukla tedavisi de psikoza oranla daha umut vericidir.  Nevroz 20. yüzyıl kuşağının tanısı olarak tarihe geçerken nevrotik bir neslin yetiştirdiği bir kuşağın tanısı ne olabilir? 21. yüzyılın apartman odalarının yalnız insanları, iç konuşmalarıyla meşgul ve dışa yansıyan dünyaları suskun birer fotoğraf karesinden ibaret. Şu da bir gerçek ki 21. yy insanının psikiyatrik durumu konusunda bir görüş birliği beklentisinde değiliz. Ama bu çağı tanımlamak istediğimizde iletişimsizlik çağdaşlarımızın başlıca özellikleri arasında geliyor.

Tevrat’a göre Babil kulesini yaparak tanrının gazabına uğrayan âdemoğulları o zamana dek tek bir dil konuşuyordu. Tanrı, babil kulesini bir başkaldırı olarak görmüş ve insanlığın dillerini (iletişimlerini) bozarak birbirlerini anlamalarına engel olmuştur. Babil kulesinin yıkımından bu yana insan neslinin iletişimleri farklılaşmış ve her biri farklı birer dil kullanmaya başlamıştır.Efsane kulenin dilleri farklılaşan insanların artık ortak bir amaca yönelememeleri ve kulenin yapımına devam edemeyişleri ile tamamlanır. İşte bu noktada dil bireysel anlamda kişiliği tanımlıyor ve tamamlıyor. Dil, bir anlatma aracının ötesinde varoluş sorununun çözümleyicisi bir anlama aracıdır. Kendini ve çevresini anlamak düşünen zihnin iç konuşmalarıyla mümkündür. Düşünce bir anlamda bir iç konuşmadır. Kullandığı dilin kavramları üzerinden düşünen bireyin kavram zenginliği; bakış açısının genişliğini, sistematiğinin doğruluğunu tanımlamaktadır.

                İnsanın geçen yüzyıldan miras nevrotik naifliği bu yüzyıla iletişimsizlik şeklinde tezahürü ve insanın dilden umduğunu bulamayışı aslında bir iletişim aracı olarak dile verdiği anlamın karşılık bulamayışında gizlidir. Dili insan sadece anlatma aracı olarak tanımlanmıştır. Dil sadece kendisinden çevreye dönüktür. Fakat dili çevresinden kendine dönük bir araç olarak algılamış olsaydı daha açık ifade edersek insan anlaşılmaktan önce anlamayı arzulasaydı, önce anlamaya sonra anlaşılmaya çalışsaydı ne kelimeler onun için bir zulme dönüşecek ne de şimdiki soğuk yalnızlığına gömülmüş olacaktı.

Duygunun tanımlayıcısı olarak dil ise yine bir anlama aracıdır. Bireyin kendine uygun gördüğü tanımlama biçimi başka bir bireyde karşılığını bulduğunda anlaşıldığını düşünür. Dediğimiz gibi burada ilk koşul bireyin kendini tanımladığı dilin karşılık bulmasıdır. Bir öteki kendisi ile aynı dili konuştuğunda (kendisi ile kendisi için aynı tanımlamalarda buluştuğunda) anlaşıldığı düşünür. Burada Maslow’u anmak gerekecek. Maslow, ihtiyaçlar hiyerarşisi kuramında, bireyin yeme içme gibi fizyolojik ihtiyaçların karşılanmasından sonra güven duyma ve sevgi görme ihtiyacında olduğunu ifade ediyor. Birey ancak doğru anlaşıldığını ve doğru anlamlandırdığını düşündüğü ortamlarda kendini güvende hisseder. Bu ancak iletişimini sağlıklı yaptığı sürece mümkün olabilecektir. Kişisel gelişimde süreç olarak kabul edilen kendini gerçekleştirmenin başat koşullarından biri derin ve tatmin edici kişiler arası ilişkiler ve bu iletişim sonucu bireyin memnuniyetidir.

                   Modern zaman insanının dövünüp durduğu anlaşılamama kaygısı, yalnızlığı, saldırganlığı ve umutsuzluğu bize çok şey anlatmalı. Nitekim insanlar önce kelimelere,sonra da onları sarf edenlere boyun eğerler.

                     

                  Freud; ifade edilmemiş duygular  asla ölmez sadece diri diri gömülür ve sonradan daha korkunç şekillerde tezahür ederler.

                       Hiçbir fani sır saklayamaz eğer birinin dudakları susuyorsa,parmak uçlarıyla gevezelik ediyor demektir.onu ele veren ipuçları vücudundaki her bir gözenekten akar.

                       Tabiiki Freud  denince akla libido/cinsellik kadın gelmektedir,farklı konularda da gayet isabetli düşünceleri var.

                        Kadın erkeği yumuşatmalı ,ancak zayıflatmamalıdır.

                        Bir kimsenin cinsel konularda sergilediği davranışlar,onun hayattaki diğer tüm davranış kalıplarının birer ön modelidir.

                        Aşk ve iş beşeriyetimizin mihenk taşlarıdır.

                        Yanılsamalar bize çekici görünür;çünkü bizi acıdan kurtarır,hazza yöneltirler.Bir aşk ilişkisinde,çevrede olup biten şeylere karşı artık hiçbir şekilde ilgi duyulmuyorsa,o aşkı yaşayan çiftler birbirlerine yetecek seviyeye ulaşmış demektir.Erkek sevdiği zaman arzu yoktur;arzuladığı zaman ise aşk yoktur.

                        Sağlıklı veya hastalıklı hiç fark etmez;konu cinsellik olunca,hepimiz sadece birer ikiyüzlüyüz.

                        Mutluluk dediğimiz şey,yoğun bir şekilde bastırılmış ve engellenmiş olan ihtiyaçların kısa bir süreliğine tatmin edilmesinden başka bir şey değildir.Haz ilkesinin insana empoze ettiği nihai amaç olan mutluluk ,ulaşılabilir bir amaç olmasına rağmen ,bizler genede bu amacı gerçekleştirmekten vazgeçemez,bu yada şu şekilde ona ulaşmaya çalışırız.

                      Erkekler,sevilmeyi istemeyen kaba varlıklardır veya erkekler bir saldırıya uğradığında yapacakları şey en fazla kendilerini savunmaktır.

                       Ben, erkekleri, hayatın çeşitli katmanları arasında kadınların gezdirebildiğine inanıyorum. Estetiği, zerafeti, zevki erkeklerin hayatına genellikle kadınlar sokar, seçtiği kadın erkeğin nasıl bir hayat yaşayacağını da belirler. Cennetin ve cehennemin yollarını erkeğe gösterecek olan, hayatın çeşitli bahçeleri arasında onu dolaştıracak olan, ona kılavuzluk eden kadındır. Kadın kaç cehennem biliyorsa o kadar cehennem, kaç cennet biliyorsa o kadar cennet görür erkek. Kendi başına bulabileceği yollar, bahçeler, acılar, sevinçler değildir bunlar. Bir kadın seçtiğinde cehennemini ve cennetini de seçersin. Kadınlar olmadığında bütün erkekler birbirine benzer. Onların farkılılığı seçtikleri kadınlarla oluşur.”(Ahmet Altan bir söyleşisinden)

                         Kitap , her konuda Freud’un neler düşündüğünü öğrenmek için  okunması gerekir .Ve şu soruyu sorarak bitirir kitabını ;Hayatın amacı nedir?çünkü bir amacı olan hayat fikri,sadece dini sistemlerle alakalı ve sadece onlarla uyum içerisindedir.

 

                                                                                                               Şuayip BÜTÜN


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  YORUMLAR
vatandaş  -  27-06-2015 - 17:15
Kırıkkale insanı çok mutlu görünüyor. Öyle ki; devamlı küfür ediyorlar. Ama araç kullanırken çok mutsuzlar. Direksiyon da otururken, öyle bir kasılıyorlar ki, sanki az sonra patlayacaklar.
Şuayip bütün  -  07-06-2015 - 13:02
Ali dursun bey;galiba yazıyı dikkatli okumamışsınız aslında yazının içinde cevabı var.İşte örnekleri.Kırıkkale insanının mutluluguna gelince bir araştırmada:dünyada bir araştırma yapılmış gallup diye bir araştırma şirketi,Türkiye dünya da olumlu duyguları en az yaşayan 3.ülke şu an iç savaş yaşayan ülkeler bile bizden daha olumlu duyugular yaşıyor.Çözüm yetiştirilmemiz, eğitimimiz Mutluluk dediğimiz şey,yoğun bir şekilde bastırılmış ve engellenmiş olan ihtiyaçların kısa bir süreliğine tatmin edilmesinden başka bir şey değildir.Haz ilkesinin insana empoze ettiği nihai amaç olan mutluluk ,ulaşılabilir bir amaç olmasına rağmen ,bizler genede bu amacı gerçekleştirmekten vazgeçemez,bu yada şu şekilde ona ulaşmaya çalışır. Ben, erkekleri, hayatın çeşitli katmanları arasında kadınların gezdirebildiğine inanıyorum. Estetiği, zerafeti, zevki erkeklerin hayatına genellikle kadınlar sokar, seçtiği kadın erkeğin nasıl bir hayat yaşayacağını da belirler. Cennetin ve cehennemin yollarını erkeğe gösterecek olan, hayatın çeşitli bahçeleri arasında onu dolaştıracak olan, ona kılavuzluk eden kadındır. Kadın kaç cehennem biliyorsa o kadar cehennem, kaç cennet biliyorsa o kadar cennet görür erkek. Kendi başına bulabileceği yollar, bahçeler, acılar, sevinçler değildir bunlar. Bir kadın seçtiğinde cehennemini ve cennetini de seçersin. Kadınlar olmadığında bütün erkekler birbirine benzer. Onların farkılılığı seçtikleri kadınlarla oluşur.”(Ahmet Altan bir söyleşisinden)
Ali Dursun  -  30-05-2015 - 19:34
Başlık mutlu olma halimiz diyor ama yazının içeriği hiç bunu yansıtmıyor.Sigmund freuddan ve kadın ve erkek ilişkileri ile ilgili bir yazı.Freud kimdir ?Ne yapmıştır Kırıkkale insanına sorun kaçta kaçı bilir.Bu adam lise kitaplarında anlatıldığı için belki bunu okuyanlar bilir oda sadece adını.Şimdi söyle desek nasıl olur Ne olacak Kırıkkale insanının Mutluluk hali.
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kırlangıçoğlu Oktay
Halil Eşmebaşı
Erdal Geyikçi
Başar Özdemir
Ahmet Tarlabölen
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  06 Ağustos 2020 Perşembe
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net