07 Ağustos 2020 Cuma
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Sizlerin Hakları Yenmez Yedirilmez
Sizlerin Hakları Yenmez Yedirilmez
MHP'de  Kongre Zamanı
MHP'de Kongre Zamanı
Ataseven'den Yerinde İnceleme
Ataseven'den Yerinde İnceleme
Trafoda Çıkan Yangın Söndürüldü
Trafoda Çıkan Yangın Söndürüldü
  YAZARLARIMIZ
DÜŞSEL KONÇERTO
23 Haziran 2015 Salı Bu yazı 23498 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Giovanni Papini’nin muhteşem kitabı. “Ona düzyazının Dante’si İtalya’nın Poe’su dediler.

      “Ey hamlet,o korkunç hastalık belki düşünce,belki içe bakış değimlidir ? Yoksa sen,yapmak yerine ,yapmak istediklerini ve yapmak zorunda olduklarını düşünen o adamlar familyasının hüzünlü kahramanı değil misin?Yoksa sen,kelimeleri, ki onlar dişidir,eylemlere,ki onlar erkektir,tercih eden o yorgun ve kadınsı ruhlardan değimlisin ?Düşüncenin soluk gölgesi yaşamın zengin dokusunu,senin içinde olduğu gibi benim içimde de,onların içinde de artık solduruyor.Fakat sen ölümle iyileştin.Ve biz yaşamak istiyoruz,biliyor musun? Çıplak göğüsle de,ilerlemeyen ayakla da yaşamak istiyoruz.Hızla,zoraki adımlarla-yürümek değil,koşmak,dan etmek ,uçmak olan bir hayatı!-yaşamak istiyoruz.”

      Adı gibi tam bir konçerto, kitabı okurken sürekli afallatıyor insanı.

      Karanlık bir et hapishanesinden dünyaya geliyoruz biz, dostum ve kardeşim.Ve özgür kalır kalmaz yeni bir hapishane inşa etmek istiyoruz;daha korkunç bir hapishane,bir ruh hapishanesi.Çocuklar,sabırsız ellerimizle yüksek duvarlar örmek için çalışarak büyüyoruz;her gün taşlar yığıyoruz,her göz yaşı bize çimento için lazım,her acı daha yalnız,her keşif daha uzak kılıyor bizi.Hülyalı gözlerle kendimizi,sadık bir evdeymişiz misali kendi şahsımıza kilitliyoruz.Ve ergenliğe ulaştığımızda hapishanemiz (bizim kalemiz) hazırdır ve sadece anne ve bazı aşıklar gözlerdeki deliklerden değişimin içine sızmayı denerler.Ve sancı nöbetleri başlar.Ruhun kanatları uzar fakat alan daralır.Bu ruhlardan bazılarının üzerine eğilin ve onların yeraltındaki,faydasız ve öfkeli vuruşlarını duyun.gözler ışığa daha çok alışır fakat ışık kaybolmaktadır.Ses,ilk akortlarını arar. Ve etrafında kimse artık onu dinlemez,kimse artık onu anlamaz.Gözyaşları akar ve onları kimse fark etmez;öfkeler patlar ve kimse onlardan korkmaz.Çember daralmaktadır,kale kapıları kapanır,kale çöker ve bir mağaraya dönüşmüş gibi görünür.O vakit biz bu kalenin ve bu hapishanenin içinde kilitli ve zincirlere bağlıyızdır.Hiçbir pencere ve hiçbir kapı rüyada görülmemiş hiçbir gökyüzü,Bir tek hücreli gibi kapalı kalmış,bir hücre misali saklı ,insanların zekası hakkında artık hiç umudu kalmamış bir gece kedisi gibi sessizsindir.Ve karanlığın sessizliği içinde bir ses sana tekrar eder:Söylemek istediğin şeyi kimse sana söylemeyecek .Öğrendiğin şeyi kimse bilmeyecek.Kimse ölümde sana yoldaş olmayacak.

        O zaman soyunacaksın bütün giysilerinden ve her sözcük sana boş, küçük, saçma bir ses,eski bir kabuk,kirli bir elbise,gereksiz bir oyuncak gibi görünecek.Ve bayrakların çamurun içine düşecek,borazanların her nefeste susacak ve sadece ,rüzgarın öfkesiyle sallanan yaşlı ağaçlar sana merhamet göstermek için kafa sallıyor sanacaksın.Bir dilenci gibi çıplak,bozkırdaki bir avare kadar kökünden kopmuş,sonsuz hayata mahkum olmuş biri gibi çaresiz kalacaksın.Her şeyi bağışlamış ve her şeyi her şeyi kaybetmiş olacaksın.Güneş artık seni ısıtmayacak ,su,susuzluğunu gidermeyecek,hava göğsünden firar ediyor gibi çıkacak.İşte o zaman babaların trajik kayboluşunu hatırlayacaksın:Tanrı tarafından çağrıldığını söyleyen,insan gözünün görmeyeceği kadar yok olan ve eserinin hiçliğine yalnız başına ağlamaya giden Musa’yı; çok yakındaki büyük acıyı değil misyonunun gereksizliğini keşfettiği için korkunç gecede ağlayan İsa’yı…

             Ve sen de anlayacaksın, senin olmayanı vermek istemiş olduğunu:gerçeği ;bağışlarını toplamak için kabı olmayanlara bağış yapmak istemiş olduğunu ;kimse seni anlamadan konuşmuş olduğunu, kimsenin söylemek istediğini anlamamış olduğunu.Son gün gelmiş olacak.Yüreğin,yerle bir olmuş bir şehir,paramparça bir kule gibi.Ve dünyanın kalbinde gizli kalmış birkaç ateş bulmak için derin kül tabakalarını daha da kazmak isteyeceksin.Fakat her şey sönmüş olacak, her şey soğuk olacak,yıkıntıların arasında hiçbir kıvılcım dans etmeyecek, gezginin çağrısına uzaklardan hiçbir yuva yanıt vermeyecek.Sen ölmüş olacaksın için her şey ölmüş olacak.Ve kendine güzel bir mezar kazacak gücün dahi olmayacak!

               Vahşiler geleceği önceden kestiremezler,olacakları düşünmezler ;öngörmezler ve önlem almazlar.Fakat biz, medeni insanlar, biz yeni insanlar gelecek için ve gelecek sayesinde yaşarız.Bütün hayatımız gelmesi gerekene dönük,olacakların karşısında inşa edilmiş.Bizim insanlarımız sürekli bugünü yarına,geçen bugünü geçecek yarına adarlar ;saygıyla ve cesurca.

              İnsanlar, biz hayatı ölüm için kaybediyoruz,biz gerçeği hayal için tüketiyoruz;bizi kendilerine benzer diğer günleri bize getirmekten başka bir değerde olmayacak günlere götürdükleri için günlere değer biçiyoruz sadece…İnsanlar,bütün yaşam,kendi zararınıza tezgahladığınız acımasız bir entrikadır ve sadece şeytanlar kaçan aynaya doğru koşuşunuza kayıtsız gülebilir!

              Okur –kişi, sen kim olursan ol,şu anda burada seninle yüz yüze olmak, gözlerimi gözlerine dikmek,ellerini sıkmak ve sana alçak sesle: “Yaşadığına inanıyor musun? Gerçekten, derinlemesine, yoğun yaşadığına? Bu hayatın sana, gençliğin ateşli gecelerinde belki hayalini kurduğun kadar güzel ve büyük görünüyor mu?  V e daha alçak sesle, yavaşça, sana sormak isterdim:Gençliğin var mıydı?Derinliklerinde bir şeylerin mayalandığını, kaynadığını, kıpırdandığını, heyecanlandığını;dışarı çıkmak,taşmak, dünyayı bir alev gölü misali sular altında bırakmak istediğini içinde hissettin mi?Bir kaç saatlik heyecandan, zalim bir gün batımından, bir şairin dizelerinden sonra sen hissettin mi; şahsen sen kendinin ilk kişi,hayatın kaşifi,dünyanın kaşifi olduğunu hiç hissettin mi? Ve bu yaşam sana zavallı, bu dünya sana küçük görünmedi mi? Yaşam aşkına ölümü arzulamadın mı? Uzak gökyüzünün önünde Büyük İskender’in hırsını tatmadın mı?

              Ve ben şimdi, sürekli kendimle birlikte yaşamaktan sıkıldım. Yirmi dört yıldır kendi kendimin eşliğinde yaşıyorum.Şimdi yeter,gerçekten sıkıldım.

              Bu kadar açık yürekli ve kendisiyle bile savaşan/kendisini kıyasıya eleştiren bir yazarı ancak kendi satırlarından tanıyabiliriz. Bende çok etkilendiğim bu kitap üzerine yorum yapmak yerine  Papinni’nin sözünü kesmek ona haksızlık olur diye kendimce kayda değer bulduğum satırları kitabın içinden adeta altın arayıcısının dedektör’ü gibi sözcükleri bulup buraya aktarmaya çalıştım.Başarılı olduğumu şöyle olursa kabul ederim.Bir tek kişi bile bu kitabı alıp okuma gayreti içinde olursa işte o zaman bu düzyazının Dante’sini anlama eğiliminde olmuş oluruz.                                                  Şuayb BÜTÜN


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  YORUMLAR
ilyas  -  24-06-2015 - 12:21
Yeğen sen ne değişik şeyler yazıyım ya. Helal sana.
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kırlangıçoğlu Oktay
Halil Eşmebaşı
Erdal Geyikçi
Başar Özdemir
Ahmet Tarlabölen
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  06 Ağustos 2020 Perşembe
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net