07 Ağustos 2020 Cuma
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Sizlerin Hakları Yenmez Yedirilmez
Sizlerin Hakları Yenmez Yedirilmez
MHP'de  Kongre Zamanı
MHP'de Kongre Zamanı
Ataseven'den Yerinde İnceleme
Ataseven'den Yerinde İnceleme
Trafoda Çıkan Yangın Söndürüldü
Trafoda Çıkan Yangın Söndürüldü
  YAZARLARIMIZ
ÇÜRÜMENİN KİTABI
11 Temmuz 2015 Cumartesi Bu yazı 20546 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

          E.M.Cioran’ın kitabı.Bu kitaplar evet huzursuzluk verdiler sürekli ama huzur fazla lüks insan için. Cioran’da işte huzurlu tek bir cümle kurmuyor. tam bir çürümüşlüğü bize tanıtıyor/gösteriyor.

          Değer yaratan insan, tam anlamıyla sayıklayan varlıktır.Gerçeklik aşırılılıklarımızın, ölçüsüzlüklerimizin ve dengesizliklerimizin bir eseridir.Her birimiz, yalnızlığa karşı işlenen günah, yani insanlarla alışveriş tarafından yozlaştırılmaya yazgılı bir saflık dozuyla doğarız.Zira her birimiz, kendimize hasredilmiş olmamak için elimizden geleni yaparız.Bu durum,  mukadderatı değil düşmüşlük eğilimini andırır.

          Konuşanların sırrı yoktur. Ve hepimiz konuşuruz.,Kendimize ihanet eder kalbimizi teşhir ederiz; her birimiz dile gelmezliğin celladıyızdır; her birimiz sırları,en başta da kendi sırlarımızı yok etmek için yırtınırız.

          Merak, sadece cennetten dünya ya düşüşe değil, her günkü sayısız düşüşe yol açmıştır. Hayat, bu düşme sabırsızlığından; ruhun bakir yalnızlıklarını, Cennet’in en eski ve gündelik inkarı olan diyalog yoluyla peşkeş çekmekten ibarettir. İnsan aktarılamayan Kelam’ın sonsuz vecdi içinde yalnızca kendini dinlemeliydi; kendi sessizlikleri için kelimeler ve sadece kendine ait pişmanlıklar için işitilebilen akortlar uydurmalıydı. Ama evrenin gevezesidir o, ötekiler adına konuşur, benliği çoğul biçimi sever. Ötekiler adına konuşan kişi ise daima bir yalanla iç içedir.

             Tanımlama, soyut zihnin yalanıdır; mülhem formül ise militanın zihnin yalanı; bir tapınağın kökeninde daima bir tanım bulunur; tapınakçılar/müdavimleri içinde sıyrılınmaz bir şekilde bir formül toplar oraya. Varoluşu olduğu haliyle kabul etmeyen her şey, ilahiyatın alanına girer. Tapınakta tapınılan şey kendisine eklenen sıfatlarla yaşar; İlahiyatın varoluş nedeni budur. Bütün öğretiler böyle başlar.

              Tarih, çok sayıda sorunun ve çözümün yalnızca çehrelerini değiştirmekle uğraşır. Zihnin icat ettikleri, bir dizi yeni nitelemeden ibarettir; unsurları yeniden adlandırır ya da yegane ve değişmez bir acı içinde daha az aşınmış sıfatlar arar. Mutsuzluk soluk alan her şeyin dokusunu oluşturur.

             Çare bulma saplantısı bir uygarlığın sonunun belirtisidir; selamet arayışı da bir felsefenin sonunun…Bilgelik, miadı dolan bir uygarlığın son sözü, tarihin şafaklarının halesi, bir dünya görüşü çehresine bürünmüş yorgunluk , daha zinde başka barbarlığın gelişinden önceki son hoşgörüdür; ayrıca sonun her taraftan yükselen hırıltıları içinde beyhude bir melodi denemesidir.Zira Bilge-berrak ölümün teorisyeni,ilgisizlik kahramanı ve felsefenin son safhasının,yozlaşmasının ve içinin boşalmasının simgesi-kendi ölümü meselesini halletmiştir…Daha nadir gülünçlüklerle donatılmış olduğundan,aşırı devirlerde genel patolojinin müstesna bir teyidi gibi rastgelinen bir sınır-vakıadır.Olgunluklarının delili olarak canlarına kıyan antik bilgeler,modernlerin hafızasından çıkmış olan bir intihar öğretisi yaratmışlardı:Dehasız bir can çekişmeye adanmış bizler,ne aşırılıklarımızın yaratısıyız,nede vedalarımızın belirleyicisi.Son, artık bizim sonumuz değildir.Sayesinde yavan ve yeteneksiz bir hayatı bağışlatabileceğimiz yegane bir girişimin üstünlüğü noksandır,tıpkı yüce bir kinizmin ve eski görkemli can verme sanatının da noksan olması gibi…Ümitsizliğe talim eden ve kendini kabullenen cesetleriz;kendimize rağmen hayatta kalırız ve yalnızca yararsız bir formaliteyi yerine getirmek için ölürüz.

               Her varlık bir başka varlığın can çekişmesiyle beslenir; an’lar, zamanın kansızlığı üzerine vampir gibi üşüşürler-dünya gözyaşlarının biriktiği bir yerdir…Bu mezbahada kollarını kavuşturup durmak ya da kılıç çekmek eşit derece de beyhude hareketlerdir.

               Nihai bir hakikat karşısında duyulan ürküntü evcilleştirilmiştir; nakarata dönüştüğü için artık insanlar onu düşünmezler; zira yalnızca sezinlemeleriyle bile onları uçuruma veya selamete doğru sürükleyecek bir şeyi ezbere öğrenmişlerdir. Zaman’ın hükümsüzlüğü görüşü azizler ve şairler doğurmuştur; bir de aforoza tutkun bazı kimsesizlerin ümitsizliklerini…

              Kant’ta artık hiçbir insani zayıflığı, hüznün hiçbir hakiki vurgusunu göremezsiniz. Nietzsche deliliğe gömüldüyse,şair ve mütefekkir olaraktır bu;Akıl yürütmenin değil vecdlerinin kefaretini ödemiştir.Zaten varlığın kendiside hiçliğin bir iddiasıdır.Varlık dilsizdir ve zihin gevezedir.Bunun adına bilmek denir.Filozofların özgünlüğü terimler icat etmekten ibarettir. Lao-Tse her şeyi okumuş olan bizlerden daha safdil değildir. Derinlik bilgiden bağımsızdır.

               Eğer düşüncede öldürdüklerimiz hakikatte yok olsalardı, yeryüzünde  kimse kalmazdı. İçimizde çekingen bir cellat,hayata geçmemiş bir katil taşırız.İnsan öldürme eğilimleri de kendilerine itiraf etme cüreti olmayanlar da cinayetlerini rüyalarında işlerler, kabuslarını cesetlerle doldururlar.Mutlak bir mahkeme önünde sadece melekler beraat ederdi.

               Ve Cioran Şu soruları da sormadan edemez; “nerede tükettin ömrünü? Bir hareketin hatırası, bir tutkunun işareti, bir maceranın pırıltısı, güzel ve firari bir cinnet-geçmişinde bunların hiçbiri yok; hiçbir sayıklama senin ismini taşımıyor, seni hiçbir zaaf onurlandırmıyor. İz bırakmadan geçip gittin; senin rüyan neydi peki? Kökeninde aldatıcı ve yıkıma mahkum olmayan hiçbir ‘yeni’ hayat görmedim şimdiye kadar. Her insanın zaman içinde ilerleyip bunaltılı bir geviş getirmeyle kendini tecrit ettiğini, yenilenme niyetine de ümitlerinin beklenmedik yüz buruşturmasıyla karşılaşıp kendi içine düştüğünü gördüm”

               Bana şu dünya da iyi başlayıp kötü bitmeyen tek bir şey gösterin. Kusursuz marifetler, kamu teşebbüsleri seviyesine düşer; kutsanma en hafif gözyaşını bile soldurur. En sıkı korunan doğrular böyle ölür,coşkuların miadı böyle geçer.Bir başkaldırının haklı çıkması ve ateşli taraftarlar yaratması, bir disiplinin/mistik düşüncenin yayılması ve bunun kurumsallaşması/buna bir kurumun el koyması, zamanında yalnızlığa mahsus olan-birkaç hayalci çömezin hissesine düşen-ürpertilerin satılmış bir varoluşla kirlenmesi için yeterlidir.Başlangıç aşamasında sekterlerinin kanıyla beslenen her “ideal” yıpranır,kalabalık tarafından benimsenince de sönüp gider.Okunmuş su kabı tükürük hokkasına dönmüştür: İlerlemenin kaçınılmaz ritmidir bu…

              Ve en kışkırtıcı sözünü söyleyerek bitirelim; Özgürlük, özü şeytani olan etik bir ilkedir.                     

                                                                                                     Şuayb BÜTÜN


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kırlangıçoğlu Oktay
Halil Eşmebaşı
Erdal Geyikçi
Başar Özdemir
Ahmet Tarlabölen
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  06 Ağustos 2020 Perşembe
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net