19 Ekim 2018 Cuma
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
TGF’de Büyük Bir Ailedir
TGF’de Büyük Bir Ailedir
Öztürk’ten Çiftçilere ve Taşıma Sektörüne Müjdeli Haber
Öztürk’ten Çiftçilere ve Taşıma Sektörüne Müjdeli Haber
Ticaret Borsası’ndan enflasyon mücadelesi
Ticaret Borsası’ndan enflasyon mücadelesi
Fikir Sizin Kırıkkale Hepimizin
Fikir Sizin Kırıkkale Hepimizin
  YAZARLARIMIZ
ÇOCUKLUK YILLARINDA BİZİM MAHALLEMİZ
24 Temmuz 2015 Cuma Bu yazı 10392 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Yedi sekiz yaşlarında kara kaşlı, kara gözlü bir çocuktum, Türkiye’nin yokluğunu, yoksulluğunu iliklerine kadar yaşadığı yıllar çocukluk yılları, ihtilalin yılları… O yıllarda Televizyon denen çağın harikası belki çıkalı çok olmuştu amma, bizim eve daha yeni girmişti... Ne kadar sevinmiştik üç kardeş, televizyon anteni evimizin damına dikilirken...

Evet o yıllarda bizim için Cuma akşamları bir bayram gününden farksızdı gün akşam yemeğinde, mutlaka meşe ateşinde kızaran, tavada hamsi olurdu. Soğuk ve çetin geçen adam boyu kar yağan kış günlerinde, kuru fasulye, keşkek yemekleri ise soframızın vazgeçilmez yemekleriydi.

Belki de benim hala bu yemeklere olan düşkünlüğüm o günlerin eseriydi!

Etrafı kerpiç avluyla çevrili, büyükçe tahta kapısı, garajı tandırı alt katı dam olan, üç odalı, mutfaklı, dede yadigarı bu evde onca yokluğa, yoksulluğa inat hayata nazire edercesine, mutlu ,huzurlu, umutlu bir hayat yaşayıp gitmekteydik işte...

O yılların bir başka kıymeti vardı. Cuma günleri tavada yenen hamsinin, meşe ateşinde pişen kuru fasulyenin, etli keşkek yemeğinin kıymetleri vardı.

Her akşam televizyonda gösterilen, çizgi film vikinglerin, salı akşamlarına özgü TÜRK filmlerinin, Türkan Şoray’ ın, Kadir İnanır ‘ın , Cenk KORAY 'ın , Halit KIVANÇ’ın bir başka kıymetleri vardı.

Komşumuz şişman Emine teyzenin, uzaktan yakınımız, ihtiyar Nazik ebenin, halamın kaynanası Afife halanın kıymetleri vardı. Ve fakirhanemizde odanın hem de baş köşesinde, hiç çekinmeden oturabilecekleri minderleri vardı.

Yüzünü hayal, meyal hatırladığım, her zaman rahmetle andığım dede yadigârı iki katlı kerpiç evimizde, bazen üzülerek, bazen sevinerek ama çoğunlukla, mutlu olarak, ebemlerle, amcamlarla hayata nazire edercesine yaşayıp gitmekteydik işte…

Kim bilir, belki de bugünler de yaşadığım hayatın onca zorluğunu, acımasızlığını, haksızlığını, hukuksuzluğunu göğüsleyebilmem, o günlerdeki yaşadığım hayatın bana verdiği dirençti, güçtü, umuttu...

Evet o yıllarda umutlarımız, hayallerimiz vardı geleceğe dair, kardeş gibi çocukluk arkadaşlarımız, adeta bir haneyi andıran mahallemiz, kötülük kıskançlık nedir bilmeyen, tertemiz, günahsız yüreklerimiz vardı.

Bin dokuz seksenli yıllarda, çocukluğumun ilk yıllarında, ayağımızda lastik ayakkabı olsa da, sobalarda kömür yerine tezek yaksak da, sabahları somun yerine, yufka ekmeği yesek de, sucuğun, salamın, kaşarın yokluğunu çeksek de, yoksulluğu iliklerimize kadar yaşasak da, her şeyin ama her şeyin kıymeti vardı.

Hafta sonu tatillerinde, sırtıma boya sandığını vursam da, bir çok zorluklar yaşasam da, soğuk kış günlerinde ayaklarım üşüse de, doğru dürüst giyecek bir şeyler bulamasam da, var olanla kıt kanaat geçinsek de, iyiliğin, kardeşliğin, sevginin, hatırın, hoşgörünün, yokluğunu çekmiyor, yaşamıyorduk...

O yıllarda hayata dair umutlarımız, sevinçlerimiz, okuyacak, adam olacak, mahallemizden devleti yönetecek kadrolar çıkartacak çocukluk arkadaşlarımız ve bunlara dair hayallerimiz hülyalarımız vardı.

Komşumuz Şişman Emine teyze vefat edeli çok oldu...

Halamın kaynanası Afife hala yıllar sonrada olsa, aynı kaderi paylaştı...

Nazik teyze hayatını çoğunlukla yalnızlık içinde yaşadı ve hayata o da veda etti.

Yok olan, kaybolan, değer yitiren, irtifa kaybeden sadece onlar değildi.

Bizi biz yapan değerlerde hayatımızdan bir, bir kopup değer kaybediyordu.

Artık mahallemizde, yemekler paylaşılmıyor, artık dibek başı oturmaları olmuyor, artık komşuluk hakları gözetilmiyordu.

Ve nihayetinde insani değerler bir, bir kaybolup gidiyor yerle bir oluyordu. Yıllar sonra vaktiyle, kıymetli olan her şey, hayattaki yerini kaybediyor yerlerine başka, başka düşünceler başka, başka adetler istila ediyordu.

Sadece o günlerden bu günlere kalan benim çocukluk hatıralarım...Ve belki de sadece ve sadece bu satırlar, bu dizelerdi…

Ben hala mazide kalan hasret günlerini, çocukluk günlerini, umut günlerini, hey gidi günler diyerek, bazen hayıflanarak, bazen umutlanarak, kırılgan, yorgun, hüzünlü yüreğimde yaşatır dururum kendimce...


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kırlangıçoğlu Oktay
Şevket ÖZSOY
Fazlı GÜVENTÜRK
İsmail Dursun Kuzucu
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  18 Ekim 2018 Perşembe
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net