25 Nisan 2018 Çarşamba
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Elbiseler El-Bab'a Ulaştı
Elbiseler El-Bab'a Ulaştı
İngilizce Sokağı
İngilizce Sokağı
3 Aylık Bebeğe Böbrek Ameliyatı
3 Aylık Bebeğe Böbrek Ameliyatı
MKE Futbol Turnuvası Başladı
MKE Futbol Turnuvası Başladı
  YAZARLARIMIZ
HEY GİDİ ÖZLENEN GÜNLER..
25 Temmuz 2015 Cumartesi Bu yazı 8122 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Bizim çocukluk yıllarımızda her şey ne kadar güzel, ne kadar değerliydi. Bizler  için mutlu, huzurlu olmak şimdilerde olduğu kadar zor değildi.O günlerin onca yokluğuna, yoksulluğuna rağmen varlık içinde yaşamak tamda bizim yaşadığımız hayattı. Teknoloji bugünlerde olduğu kadar hayatımızda yerini almamış, gelişmemiş, internet, kredi kartı, cep telefonu hatta ev telefonu dahi hayatımızdaki yerini bulmamıştı. O günlerde teknoloji ile olan alakamız belli saat aralıklarında yayın yapan TRT’nin siyah-beyaz yayınlarından ibaretti.

O günlerde her şeyin, ama her şeyin kıymeti vardı. Televizyonda haftada bir kez  salı akşamları gösterilen filmlerin bir başka tadı, havası, hazzı vardı. Komşuluk ilişkileri belki de o yıllarda altın çağını yaşıyordu. O günlerin hangi komşunun evinde iyi bir şeyler pişirilirse, komşularıyla paylaşacak, tadımlıkta olsa  pişen yemekleri vardı.

Mahallemizin girişinde bulunan taştan yapılma içi yayık dibek de yapılan bulgur köftelerinin tadını doyum olmazdı. Konu komşuyla tadımlıkta olsa mutlaka paylaşılırdı. Mahallemizde, yaz günlerinde akşamları dibek başı oturmaları olur, yapılan sohbetler maziye gider, gülünür, eğlenilirdi. O yılların çocukları, yani bizler ise saklambaç, yakan top, el, el üstünde, kiskiç,çelik çomak, sek, sek gibi kendimizce icad ettiğimiz nice oyunlar oynayarak gelir geçerdi işte bizim çocukluk günlerimiz...

Soğuk ve çetin geçen, adam boyu kar yağan kış günlerinde ise, gündüzleri kar topu savaşları, kardan adam yapma yarışmaları, koşturmacalarıyla akşam edilirdi. Akşam ise komşu gezmeleri biz çocuklar için tam bir şenliğe bürünürdü. Yine maziye dair sohbetler yapılır, mazinin en güzel günleri hatırlanır, yad edilirdi.

Meşe közünde üçlü saçayağında pişen çayların içimine doyum olmazdı. Şimdilerde hiç yapılmayan dışarıda kışın, buz, soğuk akşamlarında yapılabilen, çok da zahmeti olan, tel, tel helvası çekilir, konu komşuya bakır tabaklarda, tadımlıkta olsa ikram edilirdi.

İşte mazinin, hasret günlerini yad edipte , hey gidi günler dememek var mı? Hey gidi günler şimdi sizler çok uzaklarda kaldınız, size  milletçe öylesine hasretiz ki…Sizi andıkça yüreğimiz yanıyor, gözlerimiz yaşarıyor, bedenimiz titriyor, alıp kendimizi hayalen de olsa , o günlere bırakıyoruz.

Evet, o yıllarda, adeta bir aileyi andıran mahallemiz, kardeşanei çocukluk arkadaşlarımız, kötülük, kıskançlık nedir bilmeyen saf, tertemiz, yüreklerimiz vardı. O günler de soğukkuyu ayakkabısıyla gezsek de, çatısız kiremitsiz kerpiç evlerde otursak da, kömür yerine tezek yaksak da, yokluğu, yoksulluğu iliklerimize kadar yaşasak da, yiliğin, kardeşliğin, sevginin, saygının, hürmetin, yardımlaşmanın ve en önemlisi hoşgörünün, hatırın, vefanın yokluğunu çekmiyor, yaşamıyor, hissetmiyorduk…

Hele ki, o yıllarda yaz tatillerinde, biz çocuklar için Kuran kursları tertip edilirdi. Kasabamızın tarihi, mütevazi camisinde, hem dinimiz adına bir şeyler öğrenir, hem de avlusunda oynayarak, eğlenerek gelir geçerdi bizim Kuran Kursu günlerimiz...Belki de şimdi aklımda olan dini bilgilere ait, tüm öğrendiklerim çoğunlukla o günlerin eseriydi!

Gençlik yıllarımızda inandığımız yüksek değerlerimiz, mefkuremiz, canımızı dahi verebileceğimiz ülkümüz, ideallerimiz vardı. Birbirine sevgiyle, saygıyla, hoşgörüyle davranan ablalarım, ağabeylerim, dertlerimi dert edinen, derdin derdimdir diyen büyüklerimiz vardı.

Bizler onlarda, onlar bizlerde vardı.

Bizleri bekleyen mutlu yarınlar, umutlarımız gözümüzde büyüyerek yıldızlaşır, yüreğimizde, aklımızda an be an taşırdık.

O günlerde bir elin verdiğini diğer eline duyurmadan yardım eden insanlarımız vardı. Evet o günlerde, yokluk içinde yaşasak da yok demeyenlerimiz vardı. Hepsi birden aynı güzele vurulurcasına vatana, millete dinimize vurulanlarımız, başkaca hiçbir şeye gönlünü kaptırmayan yüreklerimiz vardı.

Hey gidi günler, sizler çok uzaklarda kaldınız, size öylesine hasret kaldık ki… Şu kırık ,dökük kelimeler, cümleler, kafi gelmiyor sizleri yad etmeye...

Evet o günlerde ben demek yoktu, ‘’ben demek, nefsim demekdi’’ bizim gibilerin de ayıpla karşılanırdı. Ben diye konuşana hor bakılırdı. O günlerde boş konuşmalar, ceviz kabuğunu doldurmayan meselelerden dolayı tartışmalar yoktu.

Kibirlenmek, büyüklenmek, öne çıkmak, bunu da ‘’BEN’’ yaptım demek yoktu. O günlerde esas olan mütevazi olmak, geride kalmak, ben yapmadım, ‘’BİZ” yaptık demek vardı. Her şey ne kadar da çabuk kabuk değişirdi.Her şey ne kadarda çabuk kılık değiştirdi, çağa ayak uydurdu.

Hey gidi günler şimdilerde size öyle ihtiyacımız var ki;

Ddiyesim var ah kahrolası büyüklük yanıp yıkılasın. Ah kahrolası, benlik, enaniyet duygusu kaybolasın. Ah mevkii, makam, mansıp, sen, ben kavgası hepten yok olasın. Ah kendine aşık, kendini beğenme düşüncesi olmayasın…

Ah büyüdükce küçülemeyen büyüklük sevdası! Ah rahatlık, sefa sürme, zengin olma telaşı!

Ah zenginliğini bir başınıza harcama duygusu! Ah aziz milletimizi kendi öz değerlerinden koparıp, alıp yaban ellerin çirkefliğine,çirkinliğine alıp götüren harap duygular olmayasın...!

Hey gidi günler sizi beklemekteyiz onca yıllardır gelmediniz, gelecek gibi de görünmezsiniz.

**

Bilirim, görürüm şimdilerde gerçek büyüklüğü bilmeden büyüklük taslayan insancıklar var. Bilirim, şu küçük tepeleri de ‘’BEN’’ yarattım edasıyla tavrıyla, yürüyen, konuşan, yazan, çizen, ayrılık, gayrılık rüzgarları estiren, ötekeleştiren insanlar var.

Bilirim şimdilerde o güzel duygularımızın, kültürümüzün yerini, denirse, maganda kültürü, magazin kültürü, gibi başka kültürler, başka düşünceler istila etti.

Hey gidi günler milletçe size öyle hasretiz ki, hasretiniz büyüyor boğuyor,yakıyor, yok ediyor bir milleti…

Ey güzel günler, ey ata günleri hani nerelerde kaldınız? Sizler Rabbimize duamızsınız, gelin artık ne olur, sevginizle, saygınızla, hoşgörünüzle, muhabbetinizle gelin, birlik ,beraberlik türküleriyle, Türk’ü, Kürt’ü, Çerkez’i, Arap’ı ve bütün milletimizi dostluk, kardeşlik, duygularıyla bizi birbirimize sarıp sarmalayın…

Artık ne olur, dostluk, kardeşlik, diğergamlık türküleri söylensin, ruhumuzu sarıp sarmalasın...Aziz vatanımın kaç asırdır gülmeyen yüzünü, belki de son asrını yaşayan yaşlı dünyamızda, hiç değilse bu asırda güldürsün…

Güldürsün ki, kimbilir belki de bu son asrını yaşadığını zannettiğimiz dünyaya asr-ı saadetten sahneler sunalım…Kardeşliği, iyiliği, sevgiyi, hoşgörü türkülerini tüm dünyaya söyleyelim...

 

Artık bizim de çalsın sazlarımız, söylensin türkülerimiz, bir sevgi ummanı olup akalım gönüllere, sevgiyi, hoşgörüyü, herkesi kendi konumunda kabullenebilmeyi  hakim kılalım...


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
İsmail Dursun Kuzucu
Hakan Gökkaya
Fazlı GÜVENTÜRK
Kırlangıçoğlu Oktay
Şevket ÖZSOY
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  24 Nisan 2018 Salı
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net