07 Ağustos 2020 Cuma
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Sizlerin Hakları Yenmez Yedirilmez
Sizlerin Hakları Yenmez Yedirilmez
MHP'de  Kongre Zamanı
MHP'de Kongre Zamanı
Ataseven'den Yerinde İnceleme
Ataseven'den Yerinde İnceleme
Trafoda Çıkan Yangın Söndürüldü
Trafoda Çıkan Yangın Söndürüldü
  YAZARLARIMIZ
AŞKTA VE YARATICIKTA YENİDEN DOĞUŞ (1)
21 Eylül 2015 Pazartesi Bu yazı 19375 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

   Mevlana üzerine yazılmış/yapılmış en hatırı sayılır araştırmalardan birisi. (A.R.Arasteh) Zordur Mevlana üzerine konuşmak yazmak, toplum tarafından genel bir kabul görmüşlüğü vardır.Bu araştırmada ezber bozan hatta yer, yer kabule yanaşılmayacak bilgi aktarıyor.Tamamını olmasa büyük bir bölümünü burada paylaşacağım.

   Pratik anlamda iyi ameller, gerçek ve adalet , sevgiden daha yukarı bir mertebeye konulmuştur.Oysa insanı kurtuluşa götürecek olan hakikattir.Tasavvuf aslında netameli bir mevzu; çünkü tarih içerisinde her türlü kaynaktan (hristiyan panteizmi,uzakdoğu ve hint mistisizmi vs.) beslenmiştir.Salt arı duru bir şey değildir.Yiyecek olarak benzetirsek aşure gibidir.

    Olgun bir insan olmak isteyen tekrar, tekrar doğmalıdır ve çok sayıda yeniden doğuş tecrübesinden geçmelidir. Olgunlaşmak için bireyin geleneksel kişiliğine karşı durabilecek yeterli gücü elde etmesi ve geliştirmesi, istenmeyen sosyal güçlere karşı direnmesi, ruhi sebat elde etmesi, değer verdiklerinin hepsinden kendisini kurtaracak yeni bir ölçüt ortaya koyması gerekir.Yoksa toplumsal güçler onun yanlış değerler edinmesine ve dolaysıyla yanlış ilgiler geliştirmesine sebep olur.Her çağda insan yığınları, kendilerine ihanet etmekte ve birer kör taklitçi olmaktadırlar; sadece bir elin parmakları kadar insan, insancıl bilince uymakta ve potansiyellerinin doruğuna kadar kişiliklerini geliştirmektedirler.

   İnsanlık tarihinde , İslam, Yunan ve Hint Kültürlerinin sentezini aşarak, varoluşsal çelişkinin üstesinden gelmek suretiyle evrensel varlık düzeyine ulaşan biri. Muhammed Celaleddin, bilinen adıyla Mevlana Celaleddin Rumi. 38 yaşında gerçek kişiliğini anlamak için meşhur ve geleneksel değerlerini terk etti. Mevlana, ibadetlerin sınırlılıklarının farkına vardı ve geleneksel hayat bilgisinin, kendi başına, bütünsellik içinde yeniden doğuşu getirmediğini anladı.

  Onun yeniden doğuşu Şemsle karşılaşmasından sonra başlar. Şems çokluğun arkasındaki birliği gören ve birliğin nasıl çokluğa dönüştüğünü bilen biriydi. Şems evrenin gelişmekte olan hafızasında insanlığın açığa çıkmasıydı. O, (hiçbir kanuna ve dine ihtiyacı olmayan) bir halde yaşadı. O herhangi bir suçluluk duygusundan ve adalet duygusundan uzaktı. Onun davranışlarına nezaket ve hakikat damgasını vuruyordu. Şems sırların sırrıdır veya aydınlanmanın nurudur. Mevlana, Şems’in etkisini şöyle belirler: “O ruh denizinin derinliklerinden düşüncemi uyarınca nurun hayali açığa çıkmaya başladı. Şems göz nuruydu, aklın berraklığıydı, ruhun parlaklığıydı ve kalbin aydınlanmasıydı. Şems aklımı ve dinimi elimden alan evrensel bir insandı.O her türlü mutluluğun canlı şeyliydi”.(divanı şems-i Tebriz 1.cilt. emin kebir matbaası tahran 1957)

     Şems’in Mevlana ya ilk  nasihati derin iç anlayışın açığa çıkması için dışarıya karşı sağır olmasını istemek olmuştur. Tasavvuf iki adımdan oluşur. 1-Benden uzaklaşmak, 2-Ben’in tamamen farkında olmak. Mevlana, evrensel benlik konusunda kendisinin gerçekleştirdiği anlayışı Şems’in varoluş durumu vasıtasıyla müşahade etti. Fakat ben’i yani geleneksel benliği ortadan kaldırmak için değişikliğe uğraması gerekiyordu. Ben’in ortadan kaldırılması, değişmeyi gerektiriyordu ve bu da perdeyi yırtıp atmaya, ruhi engellerin üstesinden gelmeye bağlıydı.Mevlana’nın toplumsal benliği, özellikle de toplumla ilişkili benliği (birçok nesilden bu yana din alimi olarak bilinen ecdadının ürünü) geleneksel benliği, adetlerle ilişkili (İslam esasına dayanarak onun hayatına anlam veren) dini benliği ,zihni benliği,(ancak mevlana’nın felsefe’nin ve mantığın değerine olan inancı zayıftı) ve nihayet dil engeli; bununla beraber o, sessiz varoluş düzeyine ulaşınca, (iletişim ve ifade için) diğer sembolleri kullanabiliyordu.Mevlana’nın Halk liderliğinden vazgeçmesi, geçici olarak arkadaşlarından ve toplumdan soyutlaması gerekiyordu. İşte ancak böyle bir durumda, normalde kabul gören hayat yoluna meydan okuyabilir, toplumsal değerleri yeniden değerlendirebilir ve kutsal olan kabulleri reddedebilirdi. Bütünsellik içinde yeniden doğarak evrensel benliği kazanmak maksadıyla o, (camide halka) vaaz etmeyi bıraktı, diğer toplumsal gruplarla ilişkisini kesti ve buna mukabil Şems ile bağlarını güçlendirdi. Sonradan kendiliğinden gelen duygularını sanatsal vasıtalara dönüştüren anlamlı raks, şarkı ve musikiden oluşan sema’ı ihdas etti.Sadece Şems ile iletişim/ilişki içindeydi.Saygı duyulan Müslüman bir alim tarafından sema’ın ihdası, Ehl-i sünnet Müslüman toplumu sarstı ve toplumsal standartları alt üst etti. Böylece yeni hayatına başladı veya oğlunun ifadesiyle “Büyük alim kendisini mükemmele ulaştırma yoluna çırak oldu”. Dini ritüellerin yerine semah dönmeye raks etmeye başladı.Tamamen toplumdan ailesinden (eşinden/çocuklarından) kendisini soyutlayıp (dışarıya karşı sağır) bütün vaktini Şems le geçiriyordu.

   Şems belkide Mevlana’nın görevle ilgili sebatını ölçmek için ayrılacağını ifade etti. Halktan soyutlanan Mevlana için Şems psikolojik bir güvence idi.Şems onun çok yakın arkadaşı ,onlar iki vücutta bir ruh idiler.Şems’in ayrılmasıyla Mevlana’nın arayışının yoğunluğu ve endişesi arttı. Halk Mevlana’nın daha önce bulunduğu mevkiine geri dönmesini bekliyordu; ancak o bunun yerine sema’a ve halktan soyutlanmış hayatına devam etti. Elbette Şems ayrıldı ve sanıyoruz ki, bu ayrılma Mevlana’nın toplumsal benliğinden vaçgeçmesi konusunda, ruhi gücü için farklı bir sınama idi. Her ne kadar iç çelişki çok büyük olsa da , Şems’in emriyle Mevlana sessiz kalıyordu.

  Mevlana insanı şekilcilik anlamında sapmaya iten iki kuvveti şöyle açıklar. Biri adalet, cehennem ve yeniden diriliş korkusudur; diğeri de cennet ümididir. Mevlana bunların her ikisini de engel olarak görmektedir. O, insana korku ve ümit olmadan hakikate ulaşacak biçimde kendisini değiştirmesini tavsiye etmektedir. O zamanın hakim düşüncesine hükmeden yapay şekilcilik ve dogmalardan kurtulmak için, dini tavrını değiştirdi ve sınırlılıkları itibariyle mantıki ve felsefi tecrübeleri analiz etmeye başladı; aynı zamanda, atoma karşı ciddi bir ilgi gelişti.

   Mevlana’ya göre kişi, sonsuz biçimde fırtınalı olan hayat denizinde iken tek başına akıl onu selamete götüremez. Zihin ve akıl yürütme insan rehberlik etmez. Bahis konusu çeşitli engelleri ortadan kaldırıp toplumsal ben’in faaliyetini durdurduktan ve bilinci boşalttıktan sonra Mevlana öyle bir noktaya geldi ki, toplumsal benliği ölmüş, şekilci dini bağlar koparılmış, akıl geçici olarak atıl bırakılmış,Şems kaybolmuş bir oğul kurban verilmiş, toplumsal prestijini ve sahip olduğu malı ve mülkü terk etmişti.Bütün bağlardan kurtulduktan sonra yalnız kalmış ve kendi içinde kaybolmuştu….           Şuayb BÜTÜN


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kırlangıçoğlu Oktay
Halil Eşmebaşı
Erdal Geyikçi
Başar Özdemir
Ahmet Tarlabölen
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  06 Ağustos 2020 Perşembe
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net