07 Ağustos 2020 Cuma
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Sizlerin Hakları Yenmez Yedirilmez
Sizlerin Hakları Yenmez Yedirilmez
MHP'de  Kongre Zamanı
MHP'de Kongre Zamanı
Ataseven'den Yerinde İnceleme
Ataseven'den Yerinde İnceleme
Trafoda Çıkan Yangın Söndürüldü
Trafoda Çıkan Yangın Söndürüldü
  YAZARLARIMIZ
AŞKTA VE YARATICIKTA YENİDEN DOĞUŞ (2)
06 Ekim 2015 Salı Bu yazı 17274 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Mevlana celaleddin Rumi’nin kişilik çözümlemesi üzerine yapılmış araştırmanın ikinci yazısı.

         Mevlana dan önce tasavvufun klasik döneminde (M.S.8-11 yüzyıllar arası) tasavvuf şeyhi veya Allah ile özdeşleşme tedricen meydana gelirdi. Ve bu da hem davranışsal, hem de ruhi varoluş düzeylerini gerektiriyordu.Özdeşleşme için gerekli nitelikleri sağlamak mutasavvıfın şu aşamalardan geçmesi demekti;

        1-Aklın karışık olma durumu

        2-Karar verme ve arzu nesnesine aldanma

        3-Boşluğa ulaşma(içsel ve dışsal anlamda fakirlik)

        4-Ona ulaşma ümidiyle arzu nesnesine karşı güven duygusunun geliştirilmesi.

         Aşk ve tefekkür onu güçlendiriyordu. Belli bir fikri ısrarlı bir biçimde hatırlama,özdeşleşmenin belli başlı vasıtalarını temin ediyordu.Bu birlik en iyi şekliyle Mntıku’t tayr’da (kuşlar meclisi) ifade edilmektedir. Burada arayan arayış nesnesiyle bir olurlar. Mevlana derin duygularını lirik şiirleri ile ifade ediyor,sema, bu imaja karşı sevgisini ifade vasıtası oluyor ve devamlı birleşmeyi arayabilmek için zihnini temizliyordu. O şems’i gökteki ve her doğal nesnede görüyordu. O sevgi sayesinde ve “yaratılışın esası birdir.”tasavvufi anlayışıyla,parçacığın (aton/zerre)bütün ayrıntılarını inceleyerek,onu kendisine maletti. Sezgisel olarak her atomda onun esasının farkına vardı:

         Ey şems müşfik senin sayende biz atomu anladık,

         Biz her damlanın (anlam) sırrını senin evrensel dairene kadar genişlettik.(divanı şems)

         İşte böyle dolaylı bir biçimde Mevlana evrenle kendisini bütünleştirdi ve insanlığın dışındaki çevreyi keşfetmeye başladı. Bu sebeple onun ilk vardığı sonuç aşık (insan) ve maşukun (Allah,insan-ı kamil imajı ve evrensel benlik)her ikisinin de aşktan meydana gelmiş olmasıdır.

         Mevlana ikinci bir defa yeniden doğmak ve her şeyin esası ile bir olmak istedi. Bunu da aşk’ın evrensel gücü ile ilişki kurarak onu bütün kişiliğinde harekete geçirerek ve bizzat kendisi evrensel benliğin kaynağı olan bu yaratıcı güç olmak suretiyle başarmak istedi. Şems imajından doğduktan ve bunun farkına vardıktan sonra varlığa dönüştüğünü düşündürmeye başladı. Bu, onu artık daha önce yeniden doğacağı aşk dünyasının var olduğunu öğrendi.

         Onda (Şems’te) doğma sona erdi

         Şimdi aşkta doğdum . Ben kendimden daha fazlayım,

        Çünkü iki defa doğdum (bir defa Şems’te bir defada aşk’ta) (divanı şems)

        Balık, deniz suyundan doyar mı?”Bir aşık aşkla nasıl doyum sağlar ki?”Bu yeniden doğuş döneminde aşk içinde eriyerek Mevlana yapmacık bütün bağlardan kendisini özgür hissediyordu; mükemmelliği tecrübe ediyordu ve tamamen özgürleşmişti: Sema vaktinde aşık aşkı şöyle terennüm eder: Kulluk bir kişinin boynundaki zincirdir, efendilik ise baş ağrısı.(mesnevi)

         Mevlana aşk halkası’ndan meydana geldiğini ve sonuç olarak da insanlığın içine ateş düşürdüğünü ilan eder. Ona göre aşk alevi devamlı yanan ve her şeyin içinde kaybolduğu bir ateştir. Şimdi Mevlana kendisi bütünüyle aşk olarak, hepsi ile birleşmiş olarak büyüme ve gelişimden önceki ruh durumunu bildiği için, insanın başlangıcını da sezgisel olarak biliyordu. Her şeye rağmen bundan sonraki adım için korkuyordu; çok daha iyi bir varlık düzeyi olacağından emin de olsa…O salt aşk bütünüyle salt sevinç ve salt mutluluktu.Onun kederi ve endişesi yoktu.O bütünüyle yeniden doğmuş, bütünüyle fıtri kendisi olmuştu.(öz-benliğini açığa çıkarmıştı.) Mevlana, hayatı insanın sevgide doğduğu varlık düzeyi olarak adlandırır:

          Aşkta kişinin canlı olması gerekir, zira ölü, sevmeyi beceremez. Kimin canlı olduğunu biliyormusun? Aşkta doğan kişi. Ben ay değilim, alem değilim, yıldırım değilim. Ben salt aşkım, salt aşk, ben senin ruhun ile salt ruhum. Yağ ve su gibi aşktan her şeye yabancı olan. Ben aşkla doluyum, yanan ağaç gibi tutuşuyorum alev alev yanıyorum.(şems divanı)

         Mesnevi, temelde, insanlığın durumu konusunda Mevlana’nın anlayışını açıklamaktadır. Mesnevi,aklın ve kavramlaştırmanın, hayatın anlamı konusundaki cevabında neden başarısızlığa uğradığını açıklamakta ve daha gelişmiş bir kişilik kazanmak için geleneksel benliğin ortadan kaldırılmasını ve herkes/her şeyle bütünleşerek sevgiye ve olumlu davranışa ulaşıp, daha iyi bir hayat sürmeyi tavsiye etmektedir. Mesnevi hakkında şöyle der: Hakikat ve kesinliğe ulaşmanın sırlarını göz önüne koymak bakımından dinin, temelinin temelidir.(…) O bir makamdır ve en mükemmel dinlenme yeridir. (mesnevi)

               Burada bir benzerlikten söz etmenin tam yeridir; Mevlana ve Fromm’un kişisel hayatlarında hatırı sayılır bir benzerlik vardır. Birisi barbar Moğol güçlerinden, diğeri ise Nazilerden dolayı göç etmek zorunda kalmıştır. Böyle yakın bağların kaybı zayıf insanları umutsuz yapmasına rağmen, güçlü adamların vizyonunu zenginleştirir.Mevlana ve Fromm’un durumundaki gibi böyle bir ayrılık, değişik gruplarla ve farklı hayat tarzlarıyla ilişki kurmayı beraberinde getirdiği gibi, bunun bir sonucu olarak, onlara insanın varoluşunun ortak sorunları bulma fırsatı vermiştir.Her iki düşünürü karşılaştırmamın sebebi yedi yüzyıllık bir zaman farkına rağmen, aynı zamanda yaşamamış olsalar bile, her ikisi de benzer zamanlarda yaşamışlardır. İki sininde ortak yanları korku, kargaşa, güvensizlik içinde olmaları.

                 Zor zamanlarda insanı anlama problemini anlamak için son derece yüksek idrak sahibi kişilere ihtiyaç vardır. Şimdilerde anlaşıldığı gibi Mevlana yı din alimi olarak görüp o minvalde okuma yapılırsa yanlış anlaşılır. O aşk damı sevgi adamıyım diyor. Şairin dediği gibi; kelimeler kendi anlamlarına gelir, yol diyorsam kaldırım anlama,gözlerin gelir aklıma. Onu da en iyi kendi satırlarından (Mesnevi den) okuyup ona göre anlamak lazım.O sadece bir şair,bir mutasavvıf ve dini bir tarikatın kurucusu değil di; o, aynı zamanda insanın doğasıyla ilgili derin bir anlayışa sahip bir insandı.                                        Şuayb BÜTÜN


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kırlangıçoğlu Oktay
Halil Eşmebaşı
Erdal Geyikçi
Başar Özdemir
Ahmet Tarlabölen
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  06 Ağustos 2020 Perşembe
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net