07 Ağustos 2020 Cuma
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Sizlerin Hakları Yenmez Yedirilmez
Sizlerin Hakları Yenmez Yedirilmez
MHP'de  Kongre Zamanı
MHP'de Kongre Zamanı
Ataseven'den Yerinde İnceleme
Ataseven'den Yerinde İnceleme
Trafoda Çıkan Yangın Söndürüldü
Trafoda Çıkan Yangın Söndürüldü
  YAZARLARIMIZ
HAYAT YAŞAMAYA DEĞER VE GÜZELDİR
02 Aralık 2015 Çarşamba Bu yazı 19001 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Değerli üstadım Ayhan Aydın’ın kitabı. Ancak bu kadar güzel anlatılabilir, bu kadar anlaşılır yazılır. İnsanın kendisiyle yüzleşmelerini, kendini en iyi anlatabilmenin, gölgesi dahi hiçbir şeyin arkasına saklanmadan,  kendisi olabildiği oranda mutlu olabileceği bu kadar iyi anlatılabilirdi.

        İnsanın önceden belirlediği bir amaca ulaşmak için, yaşamın değil, yaşamın doğal akışını ve ritmini hissetmek için, yolculuğa çıkmalı ve her gün bu eşsiz serüvenin keyfini çıkarmayı bilmelidir. Mutlu yaşamak için acele et ve bil ki her gün yeni bir başlangıçtır.

     Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına   

     Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır

     Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana (A.Behramoğlu)

    İnsan önce kendi sınırlılıklarından kurtulmalı ve cesaretini toplayarak önyargılardan, toplumsal barikatları bir bir temizlemeli, bunu da ancak kendi edindiği edimlerle yapabilir. Toplumun sürüleştirme ve sıradanlaştırma otamatik  öğütüm süreçlerine karşı direnç oluşturulmalıdır, tıpkı şairin dediği gibi hayat insana sunulmuş bir armağan olduğunun bilincinde olarak.

          İnsanoğlunun bilincinde olduğu trajik şey ilk doğumla birlikte ölmeye doğru yolculuğun başlamasıdır. Bunu biliyor olarak yaşamak zor sanattır. İnsan durağan değil sürekli öğrenen ve su misali akan bir hayatı yaşıyor. Her yaşta, hatta her gün her saat yeni bir şeylere tanıklık etmek ne kadar ilginç değil mi..

        İnsan yaşadı mı görkemli yaşamalı büyük şeyler tasarlamalı, peki bunu nasıl yapacak. Hayata dair söyleyecek sözü olan ustalarla birlikte olarak yada onların yazdıklarını okuyarak olabilir ancak. Paracelus, yüzyıllar ötesinden bize seslenir insanların aymazlığını ne güzel ifade etmiş; Hiçbir şey bilmeyen, hiçbir şey sevmez. Hiçbir şey yapmayan, hiçbir şey anlamaz, hiçbir şey anlamayan, değersizdir. Bu hayatta insan olabilmekten daha değerli ne olabilir ki. Bu da verilen bir şey değil uzun uğraşlar sonucunda kazanılandır. Şöyle etrafımıza baktığımızda Tanrıyla ilişkimizde bile sanki menfaat putuna dönüştürmüşüz. Hiçbir uğraş vermeden hazırca bizden istek bekleyen konumda gibi algı oluşturmuşuz, her şeyi Tanrıya yıkıp kendimizi temize çıkarmak gibi bir kolaycılığı hep benimser olmuşuz. Adam kendi iradesiyle cinayet işliyor, kadın kendi isteğiyle hayat kadınlığı yapıyor, her türlü kötü algılanan şeyleri yapıp onu da “KADER” diye  Tanrıya yükledi mi tamamdır. Oysa Tanrının adaletini yağmura, güneşe benzetir Mevlana; yağmur damlalarını, güneş ışığının parıltısını iyi kötü diye ayırmadan tüm insanlara, canlılara ve doğaya ayrım yapmadan gönderirse Tanrı da öyledir ayrım yapmaz diyor.

          Yaşamı salt bedensel zevklere indirgeyen ve varoluşlarını maddeyle sınırlandıran insanlar için gerçekte “hayat” yoktur. İnsan ötekiyle kurduğu ilişki onu insan kılar. İçinde yaşadığı toplumdan ve yaşadığı hayattan bağımsız algılanamaz. İnsanı anlamlı kılan kendisi dışındakilere karşı hemcinslerine, doğaya, hayvanlara ve diğer canlı ve cansızlara karşı ortaya koyduğu davranışlarıdır (praxiss). Bizim asıl işimiz umudu yeşertmek olmalıdır. Gelgitler içerisinde bile yaşasak daha iyi bir dünya için umut var olmak gerekiyor. Üstelik bu gün hala insan, içinde yaşadığı toplumdan daha iyidir. Onun kör noktası, kapitalist toplum düzenini uygarlıkla özdeş görmesi ve başka yaşam biçimleri olabileceği gerçeğini ıskalamasıdır. Dostoyevski, insan olmanın zor tarafını anlatırken “evet gereğinden çok derin bir yaratıktır insan” diyor. Hayat, şeytanın Tanrıyla savaşmasıdır ki, bu savaş insanın yüreğinde gerçekleşir ve bu yüzden insanın sürekli kalbi ağrır…“Ömrüm boyunca her gün göğsümü yumruklayarak düzeltmek için söz verdim kendi kendime ama yine de aynı kötülükleri yinelemekten geri kalmıyorum. Şimdi anlıyorum ki, benim gibilere bizi kement gibi kıskıvrak bağlayacak ezecek bir sille, yazgının sillesi gerekiyor. Yoksa kendi kendine acı çekmeden hiçbir zaman çıkamam daldığım çirkeften…” Hiç kimsenin masum olmadığını düşünür Dostoyevski, ama bunu karşısındakilere söylemek yerine kendine döner.

                 Sevmek, insanın kendisiyle dış dünya arasında örülmüş duvarları yıkmasını gerektirir. Sevgi; ilgi, anlayış, sorumluluk, sabır, hoşgörü, iyimserlik, umut, güven, inanç gibi bütün insani niteliklerimizin yansıması ve ürünüdür. Dolaysıyla insana duyduğumuz sevgi, tıpkı doğaya duyduğumuz sevgiden, yaşama sevgisinden ayrılamayacağı gibi. Modern insan çoğu kez sevilme gereksinimini, sevgi sanmaktadır. Onlara göre kişisel beğeni ve seçimlerimizi değiş tokuş ettiğimiz, insanları severiz. Oysa sevginin kökleri çok daha derindedir. Sevginin ne kadar güçlü bir duygu olduğunu bilen insan, sevildiğine çok zor inanır. Onun sınırsız akıl, bilgelik sevecenlik ve sonsuz duyarlılık gerektiren başka türlü bir varoluş biçimi olduğu açıktır. Hani paylaşıldığı halde eksilmeyen, çoğalan, iki şey vardır birisi sevgi diğeri bilgidir derler ya aslında doğru gibi görünen yanlıştır. Bunun yerine bilgisiz sevgi ya da sevgisiz bilgi olmayacağına göre, insanca varolmak için sevgi yeter demek gerekli. Doğayla aramızı ayıran çizgiyi kaldırdığımız bu yapay ayrıma son verdiğiniz anda, dünyanın dışında kalmaktan kurtulursunuz. Birbirini çok seven insanlar tek kişi gibi davranırlar. Kendisi dışındakileri sevende de aynısı olur. Çevreyle uyumlu, etrafındaki her şeyi kendisi gibi algılar böylece kimseye zarar veremez kötülük düşünemez. Erdemli insan ,Tanrı ya evet diyen ve hayatı olduğu gibi kabul eden insandır çünkü nasıl olursa olsun asıl olan yaşamak bir ödevdir. Hayat ne iyidir ne de kötüdür olduğu gibidir.

                 Faust’ta Gothe’nin uzunca olan destansı şiirinde Tanrı’yla şeytanın iyilik ve kötülük üstüne bahse girmesiyle başlar. Tanrı’ya göre insan bilinmezliğe merak sardıkça, yanlış yollara sapar. Ancak sonunda yaratılışının özünde olan cevher onu kendine döndürür. Şeytan’a göre ise, insan asla Tanrı’ya dönmeyecektir. Çünkü o kendi bencilliğinin tutsağı olmaya mahkumdur.

               Bir çok farklı usta ve öncü yazarlardan alınmış adeta bal arısı titizliğiyle özler toplanıp bu kitapta mecz edilip bal gibi sunulmuştur. Tarihte varoluş sancısı çeken ustalardan, makyevelli’ye kadar hayata dair itirazı olandan güzel yaşamın tadı nasıl çıkarılıra kadar imbikten süzülerek hazırlanmış ve hayatın insana sunulmuş bir armağan olduğunun bilinci adeta her satırında işlenmiş. Yaşarken hiçbir anın kaçırılmaması gerekliliği üzerine şimdinin farkındalığının yoğunca hissettirildiği bir eser.

     Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına  

                                                                                                                 Şuayb BÜTÜN


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kırlangıçoğlu Oktay
Halil Eşmebaşı
Erdal Geyikçi
Başar Özdemir
Ahmet Tarlabölen
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  06 Ağustos 2020 Perşembe
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net