20 Kasım 2017 Pazartesi
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
İşitme Engelli Emine'nin Hedefi Olimpiyat Şampiyonluğu
İşitme Engelli Emine'nin Hedefi Olimpiyat Şampiyonluğu
Öğrenciler Oku Projesiyle Okuma Alışkanlığı Kazanıyor
Öğrenciler Oku Projesiyle Okuma Alışkanlığı Kazanıyor
KIRIKKALE’YE AİLE ÇİFTLİĞİ
KIRIKKALE’YE AİLE ÇİFTLİĞİ
Takımda kardeşlik havası oluşturduk
Takımda kardeşlik havası oluşturduk
  YAZARLARIMIZ
SESSİZLİĞİN ÜLKESİNDE
25 Şubat 2016 Perşembe Bu yazı 7433 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

                  Mario Mantese; İsviçre’nin dağları ve göllerinin kucağında doğar. On üç yaşında, çoktan tutkulu bir bassçı olmuştur. Müzikle uğraşıp sonra siprütüel öğretiyi araştırmak için Himalaylara yolculuğa çıkar. Ustayla tanışmak için çıktığı yolda karşılaşır ilk olarak, usta ona; “Nasıl uyandığını bilmiyorsun, nereden geldiğini de bilmiyorsun. Ve nasıl uykuya daldığını da bilmiyorsun. Buna rağmen kendinin kendin olduğuna ve uyanıkken geçirdiğin zamanın tek gerçeklik olduğuna ikna olmuş durumdasın. Dün kendin olduğuna ve yarın yine kendin olacağına inanıyorsun. Bunun gerçek olduğuna inanıyor musun? Bulutlarla perdelenmiş aklını bir kenara at ve uyan, uykuda gezen. Cahillik ve unutkanlık girdabına yakalanmışsın.”

                Taa uzaklardan gelip ilk karşılaşmada duyduğu sözler onu geri dönmekle kalmak arasında seçim yapmaya zorlar ve devam eder usta; Eğer kalmak istiyorsan kalbindeki yedi şeytanı öldürmelisin. Onlar tüm acıların annesi ve tüm yanılgıların babasıdır. Düşkünlüğe giden yola açılırlar. Bunları kalbinden tamamen söküp atamazsan gölgelerin olmadığı gerçekliğe dahil olamazsın. Gerçek derinliklerin yüzeyindeki köpükte, tatminsiz, sürüklenip durursun. Geçmiş hakkında düşünmek, geçmişte yaşamaktır. Geçmişte yaşamak geçmişe esir düşmektir. Geçmiş, sezginin, öngörünün katilidir. Geçmişte, gelecekte ya da şimdide yaşama. Derinlemesine yaşa. Geçmiş gelecek ve şimdiki an, etrafta dolaşan hayaletler gibi, düşüncelerindeki lekelerdir, boş kelimeler, içi boş kabuklardır. Huzursuz ve ebedi bir tatminsizlik içindedirler. Onlar sevginin katilidir.

             Umut etmek, beklenti içinde olmak, sonsuz şimdinin gerçekliğini kavramak. Hiçbir zaman ayrılmamış olanı ayırma. Yoksa kendini, örüntülerinle yarattığın şeylerin ürettiklerine dolanmış halde bulursun. Alışkanlıkların kuralları çile dolu bir yaşam üretirler bu dünyada. Sürekli olarak deneyimlerinde kurtulmalı ve her an yeniden başlamalısın. Eğer böyle yapmazsan, sürekli geçmişte, eski yapay katmanlarda yaşarsın. Bu sıradanlıkta hiçbir derinlik yoktur. Kendini ebediyeti aramaya adayamazsın, çünkü ebediyet bulunacak bir obje değildir. Kendini-gerçekleştirmenin sonsuz derinliklerinde algılanan güzellik, anahtardır. Kelimeler olmadan algılama, kişisel bir yorumun yokluğunda, anın tümüyle sindirilmesine ve ‘ben’sizliğe olanak sağlayan devasa bir enerji vardır. Önemli olan derinlerdeki kişinin, et ve kemikten oluşan dış kabuğunun dayattığı sınırlardan ve bağlı olduğu bütün düşük güçlerden özgürleşmesidir. Bu dünya akıntıların bir o kıyıya bir bu kıyıya sürüklediği devasa bir toplu mezardan  başka bir şey değildir. Dünya dediğimiz bu gezegende Her canlının eşit derecede önemli olduğunu ve kendi büyüklenmenin beyhudeliğini fark etmeye başlamalıyız.

         Korku nedir? Kaynağı zihnimizdeki resimlerle kurduğumuz özdeşliktir. İnsan daha düşükleri silen ve onları geçersiz kılan, daha üst ilkeye tutunmalıdır. Böylece titreşim çok daha yoğun bir düzeye, fiziksel bedenin yerçekimi karşısındaki ağırlığını iptal eden bir düzeye çıkar. Ruhun tamamıyla özgür olduğunda, her düşünce ışıktan daha hızlı hareket eder ve bir volkanın gücüne sahiptir. Korku insan zihninin ürettiği bir şeydir, beden tutsağından özgürleşen zihin için korku yoktur. Gerçek insan sınırsız ve korkusuzdur, ilahi uyanışı yaşayanlar hudutlardan azadedir. ‘Olanaksız’ kelimesi düşük bir ilkeye, ölümün ağırlığına aittir. Burada insan tuzağa düşmüş bir mahkum gibidir. Gerçek yaşam ölümsüzdür. Yaşamı elinde tutamaz ya da kaybedemezsin. Beden doğar sonra sönümlenir ama yaşamın gerçek özü bundan bağımsızdır. Her durumda önemli olan insanın Tanrı tarafından bağışlanmış yaşamı nasıl biçimlendireceğidir. Ruh kendini ifade ettiği yerde konumlar. Gerçek yaşamın yaşı yoktur. Değişimin yaşlarına tabi olan beden bile ölümü geç karşılayabilir. Fiziksel biçimin mahkumu olduğun düşüncesinden kendini özgürleştirirsen, yaşlanma süreci yavaşlar. Ruh sınırlarından kurtulduğu zaman, zihinle bir olur. İkilikte kök bulan bütün yanlış anlamalar artık yoktur . Uyanmış olan insanın zihni ilahi olan her şeyi duyumsar ve karanlığa, kötü ruha, ben merkezciliğin cehennemine ise kördür.

                 Gerçek anlamda anlamak, anlayandan özgürleşmekle mümkündür. Yanılgının dili tatlıdır. Söylenmemiş olan senin içinde yaşar. Geçici olan ve seni sınırlayan her şeyi, meyvenin kabuğu gibi soy.  Hayali olan her şeyi ayıkla, çünkü onlar ölümün karanlık evidir. Öngörü ve önsezi bunu başarmak için gerekli olan araçlardır. Kalbiyle düşünen, ruhun gözleriyle gören insanlar kendileri için sınırlar yaratmayı da terk ederler. Bir kişilik olarak bu etten ve kandan olan ikamet ettiğimiz beden hapishanesinden kurtulmadıkça özgürleşemeyiz. İnsanlar dünya yüzeyinde belirmeden milyarlarca yıl önce, ağaçlar buradaydı. Ağaçlar biz insanların bu dünya da kalabilmesi için gerekli temeli oluştururlar. Tükettiğimiz oksijeni üretir ve dışarı attığımız toksinleri emerler. İnsanlar ve ağaçlar tamamen birbirlerine bağımlıdır.  Bir çoklarının yanlış inancına rağmen, bu düzlemde bireyin bağımsızlığı yoktur. Gerçekte tümden özgürleşmeye giden tek bir yol vardır. Bu da yolu olmayan yoldur. Yok olup gidenler arkasından yas tutmamayı öğreneceksin, çünkü hayat her an yeniden doğuyor. Oysa sabır ruhun olgunlaşmasını sağlayan erdemdir.

                  Dünya gezegeni kalıcı bir yuva değildir. O sadece geçilmesi gereken bir duraktır. Daha yüksek bir düzleme çağrılan insanın kat etmesi gereken bir aşamadır. İçlerinde tutsak olduğun fikirler ve kavramlardan, gelip geçici olandan kurtulduğun zaman. Özgürlüğün yolunu takip edersen, bu derin gizemler zaman içinde kendini insana açacaktır. Bir çok kişi, istemenin, elde etmenin, sahip olmanın tuzağına düşer. Güç sahibi olmak için ihtiraslarını takip ederler. Ne yaptıklarının  farkında olmadan, bu enerjilere ve onların örüntülerine daha da sıkı bağlanırlar, kendilerini bu örüntülerle tanımlarlar. En sonunda da çağlar boyunca ölümün dünyasında tutsak kalırlar. Özgürleşme yolunda ne kadar ilerlerseniz, güvenlik halatlarınıza o kadar sıkı tutunmanız gerekir. Yanılgılar pusuya yatmış, daha örtük hale gelmiştir. Korkularınızın sizi yönlendirmesine izin vermeyin. Arzuların pençesinden kendini kurtardığın zaman özgürleşmeye varırsın. Özgürleşme yoluna ilerleyenlerin en büyük engelleri; Geçmiş, Şimdi ve Gelecek.

            Geçmişi hafızaya taşımak, hatırlamak ve bu anının etkisi altında kalmak. Geçmişin engeli budur. Şimdinin blokajı daha karmaşıktır. Her şeyden çok, yapay entellektüel anlam atfetmek, bu anlamları toplamak ve onları yorumlayarak meşrulaştırmaktır. Geleceğin engeli ise; henüz daha gerçekleşmeden zorluklar keşfetmek ve bunlar için endişelenmektir. Kaygının nedeni ise, duyuların yanlış istihdamıdır. Ben’in bedeni yoktur. ‘Ben’ rasyonel akla ihtiyaç duyar, şeyleri idare etmek için duyulara ihtiyacı vardır, böylece düşsel-maddi dünyada kendisini kurar. Nedenler ve sonuçlar egonun dünyasına ve bedenin farkındalığına bağlıdırlar. Yanlış yönlendirilmiş düşünceler, duygular ve eylemlerle kontrol edilirler. Arzulardan ve hırslardan tamamen özgürleş; bırak her şey aksın, gitsin. Arzular korkunç gölgeler yaratır ve kişiyi ölümün düzlüklerine zincirler. Arzular gölgelerdir, bizi geride tutan tuzaklar bağlardır. Bu dünya gezegeninde sadece bir misafirsin. Beden ve duyulara yaşlanan dünyevi bilinç geliş-gidişlerin görünümlerini yansıtır.

                  Gerçek usta geride izlek bırakmayandır. O bulutların arasında yolculuk eder ve yolu yoktur, takipsizlik esastır, zaten istesen de takip edemezsin. Zaten uta da şöyle diyor; Buraya hiç gelmedin. Hiçbir zaman hiçbir yere gitmeyeceksin…

                                                                                                                           Şuayb BÜTÜN


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Fazlı GÜVENTÜRK
İsmail Tekpınar
Şevket ÖZSOY
Nursan Gül Annaç
Kırlangıçoğlu Oktay
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  20 Kasım 2017 Pazartesi
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net