20 Kasım 2017 Pazartesi
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
İşitme Engelli Emine'nin Hedefi Olimpiyat Şampiyonluğu
İşitme Engelli Emine'nin Hedefi Olimpiyat Şampiyonluğu
Öğrenciler Oku Projesiyle Okuma Alışkanlığı Kazanıyor
Öğrenciler Oku Projesiyle Okuma Alışkanlığı Kazanıyor
KIRIKKALE’YE AİLE ÇİFTLİĞİ
KIRIKKALE’YE AİLE ÇİFTLİĞİ
Takımda kardeşlik havası oluşturduk
Takımda kardeşlik havası oluşturduk
  YAZARLARIMIZ
YERYÜZÜNÜN KÜÇÜK VE ONURLU HALİFESİ ÇOCUK
13 Aralık 2016 Salı Bu yazı 6344 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

          Sonuncusu geçtiğimiz günlerde Adana İlimizin Aladağ İlçesindeki yangın katliamıyla gerçekleşmiş olan ‘’Öğrenci Yurdu Yangını’’. Sonuncusu diyorum zira geçmiş yıllarda daha başkaları ve şekilleri de yaşandığından dolayı, inşallah bu son olur temennisiyle söylüyorum.    

 

          Bu ve benzeri her olayın ardından Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanarak camilerimizden Cuma Hutbelerinde halkımızı bilgilendirmek amacıyla böyle açıklamalar yapılıyor.

 

          Açıklamalarda da dinimiz ve tarihimizdeki benzer menkıbelerden bahsedilerek, kamuoyunu mutedil olmaya ve infiale kapılmamaya davet ediliyor. Bu günkü gündem de çocuk olduğu için, izlediğim hutbeden özetleyerek sunacağım kesitler: 

 

          ‘’ Peygamberimiz (s.a.s)’ in yanında küçük yaştan itibaren yetişen Enes (r.a)’ in Ebû Umeyr isimli kardeşi kuşları çok seviyor ve serçe besliyordu. Bir gün Ebû Umeyr’ in serçesi ölüyor ve bundan dolayı çok üzülüyor. 

 

          Bunun üzerine Rahmet Elçisi, Ebû Umeyr’ in yanına gidip başını okşayıp teselli ediyor ve küçük arkadaşının evine taziyeye giderek sohbet etme büyüklüğünü de gösteriyor. 

 

          O bir şefkat elçisi ve merhamet pınarıydı. Kaybettiğimiz çocuk yanımızı bizlere yeniden o hatırlattı. Özlediğimiz masumiyetimizle bizi yeniden o tanıştırdı. Onun için çocukluk ve çocuklar, insanın içindeki cennetin nefesiydi. 

 

          Çocuk; göz aydınlığıdır, gözün nurudur. Bize Kur’ ân böyle öğretir, böyle söyler. Göz, nurunu yitirdiği zaman önünü göremez, istikbalini kaybeder. Aile ve toplumun istikbali de çocuklardır. 

 

          O ihmal edilir, ötelenir ve örselenirse aile ve toplum geleceğini göremez. İnsanlık, çocuk için iyilik düşünmedikçe, dünyayı onların geleceğine göre tasarlamadıkça huzura kavuşamaz. 

 

          Çocuğa “yeryüzünün küçük ve onurlu halifesi” gözüyle bakmadıkça felah bulamaz. Şu bir gerçektir ki; bütün çocuklar masumdur ve bütün çocuklar her türlü güzelliği hak eder. Üzülerek belirtelim ki; bugün dünya çocukları, doğuştan sahip oldukları haklardan mahrumdur. 

 

          Şefkat ve merhamet yoksunu günümüz dünyasında pek çok çocuk ihmal ve istismarlara maruz bırakılmaktadır. Kimileri barınma – beslenme – sağlık - eğitim gibi en temel haklarından mahrum kalmaktadır. Kimileri taşıyamayacakları bedensel ve duygusal yükler altında ezilmektedir. Kimileriyse acımasızca sokağın yalnızlık ve sahipsizliğine, açlık ve ölüme terk edilmektedir. 

 

          Coğrafyamızdaki çocukların her gün arş - ı âlâya yükselen feryatları yüreklerimizi dağlamaktadır. Musul – Halep - Arakan ve daha pek çok İslam beldesinde her gün yüzlerce - binlerce yavru zulüm altında inlemektedir. Nicesi ya sakat kalmakta ya yetim bırakılmakta ya da hunharca katledilmektedir. 

 

Kendilerine huzurlu bir dünya bırakmamız gereken nice yavrular dehşet içinde kıvranmaktadır. İnsanca yaşayacak bir diyar ararken, Aylan çocukların cansız bedenleri, umutlarıyla birlikte kıyıya vurmaktadır. Aslında kıyıya vuran, sadece çocukların cansız bedenleri değil, tüm insanlığın insaf ve istikbalidir. 

 

          Üzerine yağan bombaların altında Ümran çocuklar, kendisine uzanacak bir yardım eli beklemektedir. Aslında göçük altında kalan, bütün insanlığın vicdan ve merhametidir. Nice masum, mazlum ve mağdurlar, her gün insanlığı Yüce Yaratan’ a şikâyet etmektedir. 

 

          Şurası unutulmamalıdır ki çocukların varlığı bizim için bir imtihandır. Ama ne yazık ki biz her geçen gün bu imtihanı kaybediyoruz. Yeryüzündeki her bir çocuğun gözyaşından da sorumluyuz! 

 

          Hesap günü yetimlerden – öksüzlerden - evsizlerden sorgulanacağız. Artık uyanmalı, çocuklara daha erdemli bir insanlık ve daha güzel bir dünya bırakmak için çalışmalıyız.   

 

          Bilhassa etrafımızı saran kötülüklerle hep birlikte mücadele etmeli, yetimlere şefkatle kol kanat germeliyiz. Peygamberimiz (s.a.s)’ in “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez” ikazı gereği merhameti kendimize şiar edinmeliyiz. 

 

          Evlatlarımızı rahmet ve şefkat ikliminde yetiştirmeli, onların tertemiz gönüllerinde var olan Allah sevgisini pekiştirmeliyiz, Peygamberimizin örnek ahlakını yavrularımıza iyi tanıtmalıyız.’’ 

 

          Günlerdir medyadan takip etmiş ve biliyorsunuz ki, Aladağ’ da bir cemaate ait olduğu belirtilen ve sözüm ona Öğrenci Yurdu denilen yerde meydana gelen, adına da kaza denilen bu facianın sonunda 12 can hakkın rahmetine kavuşmuş bulunuyor.

 

          Bu elim felakette hayatını kaybedenlere Cenabı ALLAH’ tan rahmet, yaralılara acil şifalar, geride kalan ana – baba – kardeş – hısım ve akrabalara da sabırlar ihsan eylemesini diler, Millet olarak başımız sağ olsun deriz!

 

          Demesine deriz de, bu işler yıllardan beri böyle sürüp giderken bu ülkenin nerede adı Milli Eğitim olan bakanlığı, nerede adı Aileden Sorumlu bakanlığı, nerede Gençlik – Spor bakanlığı, nerede – nerede – nerede? Say da say sorumlu sorumsuzlarını. 

 

          Vatandaşın evladı yanıp kül olduktan sonra, DNA testiyle kimlik tespiti yaparak cenazesini teslim edene kadar, o işin sorumlu bostan korkulukları neredeler? 

 

          Bizzat yerinde görerek açıklama yapanların belirlemiş olduğu hususları buraya yazacak olursak başlı başına bu sütunu doldurur. İşte oradaki sayılamayacak kadar olan usulsüzlüklere göz yuman ya da görmezden gelenler, bu facianın oluşumunun hissedarı – ortağı değil mi dirler?  

 

          Adama sormazlar mı yıllar yılı bunların faaliyetleri bilinirken, hem de (30 Kasım 1925 / 667 - ‘’Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddi’ ne ve Türbedarlıklar ile birtakım Unvanların men ve İlgasına dair Kanun’’) un kabulünün tam da 91. yıldönümüne tekabül eden 30 Kasım 2016’ da bu olayın tezahürü, kanunun hilafına olan uygulamaya ilahi bir ihtar mıdır acaba!      


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Fazlı GÜVENTÜRK
İsmail Tekpınar
Şevket ÖZSOY
Nursan Gül Annaç
Kırlangıçoğlu Oktay
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  20 Kasım 2017 Pazartesi
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net