22 Ekim 2017 Pazar
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Okulda Cetvelli Saldırı
Okulda Cetvelli Saldırı
4,5 milyon liralık iki atölye
4,5 milyon liralık iki atölye
Sinem Başkanlığa Aday
Sinem Başkanlığa Aday
Yaşam’dan Yoğun Bakım Ücretsiz
Yaşam’dan Yoğun Bakım Ücretsiz
  YAZARLARIMIZ
Bir Dönemin Sonu II. Viyana Kuşatması 1683
04 Temmuz 2017 Salı Bu yazı 4320 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Macarların çoğu Katolik olup, sadece orta Macaristan'dakiler Ortodoks idiler. Bu bölgeye hâkim olan Avusturyalılar, bu sayıları az olan Macarları Katolik yapmak, kendi dinlerine çevirmek istediler. Bunlar kabul etmeyince, beyleri ve bazı ileri gelenleri, 1670 yılında Avusturya yetkilileri tarafından öldürüldüler. Orta Macar Beyinin oğlu Tököli İmre 1673 yılında ayaklandı, sonra Osmanlı Cihan Devleti'ne sığındı. Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Budin Beylerbeyi Uzun İbrahim Paşa'yı, Serdar (başkomutan) atayarak, İmre Tököli'yi Orta Macaristan'ın başına geçirmekle görevlendirdi. Osmanlı Cihan Devleti, o çağda, askerî gücünün doruğundaydı. Sadrazam, Avusturya-Macaristan İmparatoru dışında, diğer bütün Avrupa hükümdarları ile aynı statüde idi. İbrahim Paşa, Orta Macaristan'ın başkenti Kaşav'ı alarak, 1682 de Tököli İmre'yi başa geçirdi.

 

Bu durum İmparator Leopold'u telâşa düşürdü, barışı yenilemek için elçi gönderdi. Fakat Kara Mustafa Paşa, şöhret harisi olduğundan Avusturya'ya karşı açacağı seferle, sadaretini Fazıl Ahmet Paşa'dan üstün zaferle süslemek istiyordu.

 

Muhteris bir kişilik


Savaşa sıcak bakmayan, nam-ı diğer “Avcı Mehmet’i hem kendi çabası hem de araya soktuğu güçlü devlet adamlarıyla ikna etmeyi başarır. Sadrazam, bu uğurda özellikle Yeniçeri Ağası Bekri Mustafa Paşa’dan yararlanacak ve askerin kışkırtılması sağlanacaktır. Sonunda istediğini alır.


6 Ağustos 1682 yılındaki Topkapı Divanı’ndan cenk kararı çıkar. Hazırlıklar bir yıla kalmadan tamamlanır. O zamana kadar görülen en kalabalık Osmanlı ordusu, 13 Mayıs 1683’te aynı zamanda serdar tayin edilen Kara Mustafa Paşa önderliğinde Avusturya üzerine yürüyüşe geçer.


Osmanlı Sultanı IV. Mehmet, öncelikli olarak Yanık ve Komeran kalelerinin fethedilmesini ister. Ancak muhteris bir kişiliği olan vezir-i azam onun bu isteğini çok basit sayarak görmezden gelir. Amacı bir an önce Viyana’yı ele geçirmek ve imparatorluk tarihinde kendisine bambaşka bir sayfa açtırmaktır.

 

27 Haziranda (1683) Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, İstoni-Belgrad'da Dîvân-ı Harbi topladı. Viyana'yı alıp orada Almanya'ya sulh şartlarını dikte edeceğini, yoksa Yanıkkale'nin alınmasının Almanya'ya has eğdirmeyeceğini ve Macar işlerinden el çektirmeyeceğini bildirildi. Vezirler şaşırdılar. Vezir Dâmâd İbrahim Paşa, Padişah iradesinin bu yıl Yanık ve Komaran'ın alınması ve akıncılarla Orta Avrupa'ya gözdağı verilmesi olduğunu, belki gelecek yıl Viyana'ya gidilebileceğini söyledi. İmre Tököli de aynı görüşteydi.Fakat, Kara Mustafa Paşa, Viyana üzerine yürüyüp 14 Temmuz 1683 de kuşattı.

 

Bunu öğrenen Padişah "Kasdımız Yanık ve Komaran kaleleri idi; Beç(Viyana) kalesi dilde yoktu; paşa ne acîb saygısızlık edib bu sevdaya düşmüş. Hoş imdi Hak Teâlâ asan (kolay) getüre; lâkin mukaddem (önceden) bildireydi rıza vermezdim" demişti. Osmanlı ordusu, yolda, 40 000 Alman'ı esir etmişti. Kırım atlıları, geniş bir alana akınlar yaparak etrafı sindirdiler. Avusturya İmparatoru, Viyana'yı bırakarak Prag'a gitmiş, Avrupa devletlerinden yardım istiyor, asker toplamağa çalışıyordu.

 

Kara Mustafa Paşa. Viyana'ya bu, o zamana kadar görülmemiş büyüklükteki ordu ile hücum etseydi, şehri alabilirdi, fakat şehrin teslim olmasını bekledi. Kuşatmanın uzaması yanlış bir hareketti ve tehlikeliydi, lojistik imkân da düşünülmemişti: "Bir kale kuşatması eğer kırk günü geçerse, dışarıdan yardım gelmesi ihtimali çok kuvvetlidir. Kuşatma süresi elli günü geçmişti ve askerler, atlarına ot bulabilmek için 15-20 saatlik mesafeye gitmek zorunda kalıyorlardı. Sadrazam, su ve ot sağlanması işini düşünmeliydi." Kuşatma başladıktan sonra gelip orduya katılan, Osmanlı Devletine bağlı Erdel Kralı Apafi Mihal de. Kara Mustafa Paşa'nın, "korkmadan kanaatini söyle" demesi üzerine: "Sofraya pilâv konsa evvelâ ortasından mı başlanır, yoksa kenarından mı?" diye sordu; vezîr-i âzam "zahir kenarından" diye cevap verince hulâsa olarak şunları söyledi:

"Askerinize, mühimmat ve cephanenize söz yok; cümle Hıristiyan devletleri bir yere gelse hu cemiyete malik olamaz ve mukabelenize (karşınıza) kimse gelemez; lâkin Beç sarp kaledir; gelindiği gibi eğlendiritmeyip yürüyüş ve vire ile alınması mümkün olaydı güzel iş idi ve illâ teenniye göre fethi gittikçe güçleşir ve bu kadar insan ve hayvana (yiyecek ve ihtiyaç bakımından) dağlar dayanmaz; ganimet elde edenler kaçarlar; hem kaht u galaya (kıtlık ve pahalılığa) uğrar, hem de buralarda erken gelen kıştan çok sıkıntı çekersiniz; haber aldığımıza göre imparator Hıristiyan devletlerden yardım istemiştir; benim fikrim bu idi ki Yanıkkale'sinin zaptına himmet edip kışı orada geçirip düşman topraklarını vurmuş olsa idiniz İmparatoru amana düşürürdünüz, madem ki Yanıkkale'sini almadınız, Tuna'nın etrafını vurup sonra Uyvar üzerinden Budin'e gidip kışı orada geçiriniz".


Polonya Kralı Jan Sobieski kalabalık bir müttefik ordusunun başında Viyana'ya yardıma geldi. Kara Mustafa Paşa, 12 Eylülde, iki aylık kuşatmayı kısmen kaldırıp savaşa tutuşmak zorunda kaldı. Osmanlı ordusu ağır bir yenilgiye uğradı, birçok kayıp verdi. Viyana önünde, bütün ağırlıklarını, savaş malzemelerini bırakarak çekildi. Savaşta ilk bozulan sağ kanadın başında bulunan İbrahim Paşa'yı idam ettiren Kara Mustafa Paşa'nın kendisi de Belgrad'da idam edildi. İbrahim Paşa öldürüleceği sırada: "Bu adam beni haksız yere öldürüyor, zayiatı telâfi edecek yine odur; Padişahımıza söyleyin, öldürmesin" demişti. III. Mustafa Paşa, Kırım Hânı'nı da azletmişti.

 

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, çok kabiliyetli, fakat sân ve şöhret düşkünü idi. Siyasî bir yöneticiden çok, sert bir asker görüntüsü vermektedir. Onu bu yanlış yola sevkeden Reîsü'l Küttâb Mustafa da, Edirne'de asıldı.

 

Bozgununun sebepleri

 

1-Sefer, Viyana'ya karşı düşünülmemişti, bunun için, ağır kuşatma toplan götürülmemişti. 

 

2-Kara Mustafa Pasa. Reîsü'l Küttâbın pohpohlamasına aldanıp bu işe yalnız başına karar vermişti. (Fransa'nın da teşvikinden söz ediliyor). Padişah, Kırım Hanı, Tököli İmre. Apafi Mihal. Uzun İbrahim Paşa, bu işin yanlışlığının farkındaydılar. Pâdişâh, 'önceden haberim olsaydı razı olmazdım' demiş, sonra yine de isin kolay olmasını dilemişti. Kara Mustafa Pasa, görüşüne karşı çıkanları şiddetle tekdir etmiş, savaşta canla başla çalışmalarını önlemişti.

 

3-Bu kadar kalabalık orduyla gidildikten sonra, bekleyip vakit geçirmek yanlıştı. Viyana'nın hücum ile alınması çok kuvvetle muhtemeldi, "Viyana surlarında ikişer metre eninde 6 gedik ve bu gedikleri genişletmek için diplerine lâğımlar yerleştirilmiş ve ateşlenmek üzere gördükleri manzara, Müttefik hükümdarları dehşete düşürdü." Viyana hücumla alınsa, askerlerin yağma hakkı vardı; teslim olursa, her şey hazîneye ait olacaktı.

 

4-Mustafa Paşa. çevresindekileri kırmıştı: İbrahim Paşa'yı bunaklıkla, Apafı Mihal'i korkaklıkla suçlamış, Kırım Hanı Murat Gıray'ı kokmuş at eti yemekle aşağılamış, onu, Tuna üzerindeki köprüyü tutmağa gönderdikten sonra, köprüyü savunmak için birkaç kez istediği hâlde, Kırım Hanı’na top göndermemişti. Kırımlılar hafîf süvari idiler, karşıdan gelenler ağır donanımlı, zırhlı birliklerdi. Üstelik, akınlar yapıp çok ganimet almış olan Kırım atlıları, bir an önce geri dönmek istiyorlardı. Bu durumdaki askerin ne kadar istekle savaşacağı düşünülmemişti. "Murat Giray, maiyyetini Selim Giray gibi zapt ve rabttan âcizdi; kuvvetleri üzerinde otoritesi olmadığı görülüyordu."

 

5-Etrafa akınlar yapıldığı için pek çok ganîmet ele geçirilmişti, orduya katılmış olan esnaf, malları yükleyip gündüz yola çıkarak ordudan ayrılıp gidiyordu. Bu hareket de askerler üzerinde olumsuz etki yapmıştı.

6-Asıl önemlisi de, 1683 yılında, balık baştan kokmada hayli mesafe almıştı. Kara Mustafa Paşa'nın, İstanbul'da, saraydaki iki rakibi, bozgun haberini öğrenince, sevinçlerinden mendil çıkarıp oynamışlardı.

 

7- Yine, çürümüşlüğün çarpıcı tabloları vardı: Kuşatma sırasında Osmanlı askerleri, kutlu üç aylarda bile, İslâm'a uymayan davranışlarda bulunmuşlardı.

Cihâd prensibi üzerine kurulmuş olan ordu, kuruluş temelini unutmuş, 14. yüzyıldaki Avrupa ordularının durumuna düşmüştü.


Viyana’nın en tatlı sonucu


Tüm bunlarla birlikte, kuşatmanın detayların gülümsediği tarih sayfalarına ilişen farklı bir sonucu da bulunur. Bu aynı zamanda hoş bir koku da yaymaktadır. Kokunun sırrı, Viyana’yı dolaylı yoldan kurtaran fırıncılardadır. Kendilerine büyük bir önem atfeden Viyanalı fırıncılar, başarılarını ölümsüzleştirmek isterler. Bu amaçla Türkleri temsil eden “Hilal biçimli” bir çörek icat ederler. Zaman içerisinde, Avusturya’dan Fransa’ya geçen çörek sonraki yıllarda bize kadar ulaşır. Bu, tüm dünyada bilinen adıyla, Fransızca, “ay” manasına gelen “kruvasan”dır.


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Hakan Gökkaya
Kırlangıçoğlu Oktay
Fazlı GÜVENTÜRK
Nursan Gül Annaç
İsmail Tekpınar
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  21 Ekim 2017 Cumartesi
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net