24 Ağustos 2017 Perşembe
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Eski Sendikacının Acı Sonu
Eski Sendikacının Acı Sonu
Sıcak Asfaltsız Yol Kalmayacak
Sıcak Asfaltsız Yol Kalmayacak
Boğulmalara Botlu Çözüm
Boğulmalara Botlu Çözüm
Çoook Çalışmamız Gerek 2-1
Çoook Çalışmamız Gerek 2-1
  YAZARLARIMIZ
Batının Ezeli Düşmanlığı Şark Sorunundan Sevr’e
09 Ağustos 2017 Çarşamba Bu yazı 1429 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

10 Ağustos 1920 tarihi, Türk tarihinde “en uğursuz” proje olarak nitelendirilmektedir. Sevr ile Osmanlı Devleti’nin bütün toprakları bölünmeye kalkışılmıştır. Bu düzen İngiliz Başbakanı Lloyd George’un başının altından çıkmıştır. Lloyd George’un, coğrafya ve tarihi olaylar hakkında çok az bilgisi vardı. Lloyd George, Türkiye’yi geçmişi ve geleceği olan yaşayan bir organizma olarak görmüyordu. Türkiye’yi sadece harita üzerinde bir toprak parçası olarak değerlendirmekteydi.

 

Oysaki bunun böyle olmadığını Lloyd George, 1922 yılında Atatürk hakkında, “ Asırlar pek nâdir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğe bakın ki, o büyük dâhiyi asrımızda Türk milleti yetiştirdi. Mustafa Kemal’in dehâsı karşısında elden ne gelir?” diyerek anlamıştır.

 

Şark Meselesi bir nevi’ Haçlı Seferleri’nin bitişi olarak da yorumlanmaktadır ve bu sorun yeni problemler çıkartmayacak şekilde çözümlenmeliydi. Ancak bu amaca ulaşamamışlardır. Aslında Şark Meselesi Batı dünyasının olaylara Avrupa merkezli bir bakışıdır. Bu nedenle dün vardı, bugün de var ve yarın da olacaktır. Çünkü Müslüman Türk milletinin Anadolu’dan tamamen atılmasına kadar devam edecektir.

 

Bu sebepledir ki Osmanlı Devleti üzerinde paylaşma senaryoları hazırlanmıştır ve bunun doğrultusunda Balkan Savaşları ardından da I.Dünya Savaşı gelmiştir. Son noktayı da Sevr ile koymak istemişlerdir. Hıristiyan nüfusu Tanzimat, Islahat fermanları ile Türkler aleyhine kışkırtmaları, I.Dünya Savaşı’nı çıkartmaları, Anadolu’da Ermeni ve Yunanlıları Türkler aleyhine kışkırtıp katliam yaptırtmalar hepsi Şark Meselesi’nin sonucudur.

 

1856 tarihli Paris Antlaşması’nın 7. maddesi ile Osmanlı Devleti Avrupalı bir devlet sayılmıştır ve böylece Avrupalı devletlerin hukukundan yararlanabilmesi sağlanmıştır. Gerçekte ise bu böyle olmamıştır. Çünkü İngiliz siyasetine göre Paris Antlaşması İngilizlere Türklerle ilgili her türlü konuya katılma hakkı tanımaktaydı. Böylece Avrupalılar Osmanlı Devleri’nin iç işlerine daha çok karışmışlardır ve Osmanlı Devleti’nin dış borçları gittikçe artmıştır. 1881 tarihinde kurulan Dûyun-u Umumiye İdaresi’nin de IMF’den hiçbir farkı yoktur. Her iki kurum ile Türk ekonomisinin yabancıların eline geçmesini sağlamıştır. AB ile de bu karışma siyaseti devam etmektedir. Hatta bazen AB için Türkiye’nin 150 yıllık hayali yorumları 1856 Paris Antlaşması’na dayanılarak yapılsa da AB’nin Türkiye üzerindeki yaptırımları Türkiye’nin lehine hiçbir zaman olmamıştır.

 

 Günümüz Türkiye’si için de gelişmeler aynidir. Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye uyguladığı ekonomik, siyasi, kültürel alandaki dayatmalarının, Osmanlı Devleti zamanında yenilikler adı altında Türklere dayattıkları baskılardan hiçbir farkı yoktur. Sadece isimleri ve zamanları değişmiştir. IMF’nin Türkiye üzerindeki baskılarını da bunlara ekleyebiliriz. Çünkü Sevr’in 22. maddesi kendi kendilerini henüz yönetme yeteneğinden yoksun halklara ve ülkelere mandater sistemi önermektedir. Bu sistem de uygulamaya razı olacak devletlere verilecekti ve her manda altına alınacak ülkenin ekonomik, siyasi yapısı farklı olduğu için uygulamalar da buna göre yapılacaktı. Dolayısıyla günümüz şartlarında IMF’nin uyguladığı dayatma politikalarının Sevr’in bu maddesinden pek de farkı yoktur.

 

Uygulanan yöntemler ve amaçlar büyük benzerlikler göstermektedir. Yani günümüz itibariyle Şark Meselesi ve dolayısıyla Sevr bitmemiştir. Değişik yollardan tekrar hayata geçirilmek istenmektedir. Sözde Ermenistan, sözde Kürdistan gibi meseleler bu amaca hizmet etmektedir. Nitekim Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde ki Kürtçülük ve Ermeni propagandaları da Şark Meselesi’nin günümüz uygulamaları olarak karşımıza çıkmaktadır. 1878 Berlin Antlaşması ile Ermenilere verilen ayrıcalıklar günümüzde sözde soykırım iddiaları ile devam etmektedir. Sevr ile oluşturulmak istenen sözde Ermenistan projesi günümüz itibarıyla sözde soykırım iddiaları ile hayata geçirilmek istenmektedir.

 

Ayrıca Sevr haritası ile oluşturulmak istenen sözde Kürdistan haritası karşılaştırıldığında bu iki haritanın birbirlerinden pek de farklı olmadıkları görülmektedir. Amaç değişmemiş sadece araçlar zamana ve gelişen dünya şartlarına göre değişmiştir.

 

Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan itibaren bu sorunlar azalmamış aksine gittikçe artmıştır. Bunun sebebi Türkiye’nin uyguladığı politikalarda değil, dış güçlerin Türkiye’nin iç ve dış siyasetinde etkili olmalarında aranmalıdır. Atatürk döneminin Ekonomi Bakanı Celal Bayar’ın hazırladığı 1936 tarihli Şark Raporu’nda Doğu ve Güneydoğu bölgeleri hakkında ayrıntılı bilgiler verilmektedir. Nitekim Atatürk döneminin Ekonomi Bakanı olan Celal Bayar 1936 tarihinde hazırlayıp sunduğu raporunda şöyle bir sonuca varmaktadır;

 “ Doğu’da, bugün için dahi, tamamen yerleştiğimiz iddia olunamaz. Dayanacağımız en mühim kuvvet, ordumuz ve jandarmamızdır”.

 

Ancak bu konuda da 1994 tarihinde Türkiye’nin gündemine ‘profesyonel askerlik’ kavramı getirilmiştir. 2010 yılı itibarıyla bu konu artan terör olayları üzerine tekrar gündeme getirilmiştir. Dolayısıyla Malazgirt Zaferi’nden günümüze kadar geçen süre zarfında Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde ortaya çıkan menfî etkiler buralarda bir Şark Meselesi’ni ortaya çıkarmıştır. Burada bahsedilen Şark Meselesi, Batı’nın ortaya koyduğu geniş çaptaki Şark Meselesi’nin uzantısı olarak, Osmanlı Devleti yıkıldıktan sonra tam amaçlarına ulaşamadıkları ve bu amaçlarını elde edebilmek için Türkiye Cumhuriyeti’nde ortaya çıkarılan Doğu ve Güneydoğu meseleleridir. Misyonerlik faaliyetleri de çeşitli şekillerde devam etmektedir. Şark Meselesi ve uygulanmak istendiği Sevr, günümüz itibarıyla başka isimler ve uygulamalar adı altında karşımıza çıkmaktadır. Büyük Ortadoğu Projesi olarak adlandırılan girişimler de bu amaca hizmet etmektedir. Yine Türkiye için zaman zaman gündeme getirilen Federal sistem gibi yönetim değişiklik önerileri de bu amaçtan başka bir şeye çalışmamaktadır. Milli Mücadele döneminde Mustafa Kemal Paşa bunu “ya istiklâl ya ölüm” olarak ortaya koymuştur. Dolayısıyla günümüz Türkiye’si için bu sistemleri isteyenler hangi düşünceye göre bunları talep etmektedirler? Nitekim Kazım Karabekir Paşa’da bu konu ile ilgili olarak geçmişte şunları ifade etmektedir; “Bizi parçalayarak yutmak isteyen dış güçler, Kürtlük hareketini de geçmişten beri yayıyorlardı. Hıristiyan unsurların dışında Araplar, Arnavutlar gibi bu sessiz İslam unsuruna da beylik, muhtariyet gibi zehirli haplar yutturuluyordu. Meşrutiyetin ilanından sonra ‘adem-i merkeziyet’ diyerek bu gayeye ulaşmak isteyen akılsız harisler türedi”. Yine Türkiye’nin AB’ye girme süreci içerisinde Türkiye’ye verilen rapor ve belgelerde Lozan Antlaşması ile çelişen istekler öne sürülmektedir. Bunların başında, azınlıklar ve hakları, yeni azınlık oluşturma girişimleri, ülke bütünlüğünü ve milli birliği parçalamaya amaçlayan istekler, yeni etnik gruplar oluşturma gayretleri, dini azınlıkların Lozan’daki statülerini değiştirme çabaları gibi konular tamamen Sevr’deki dayatmaların günümüz uygulaması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunların yanında KKTC üzerindeki baskılarda yine ayni zihniyetin ürünüdür. AB’ye giriş vizesi olarak KKTC’nin ortadan kaldırılması Türkiye’den istenmektedir.

 

Yine Ege ve Karadeniz’de de Pontus ve Bizans ideallerini gerçekleştirme çabaları yine bu düşüncenin ürünü olarak değerlendirilmelidir. Bu konu ile ilgili olarak şu değerlendirmeler de dikkate değerdir; “Lozan’ı içine sindiremeyenler, Türkiye’ye Sevr koşullarını dayatıyorlar. AB hangi Türkiye’yi almak istiyor? Kıbrıs’tan vazgeçmiş, Türk-Yunan dengesini kaybetmiş, Ermeni iddialarını kabul etmiş, azınlık olmayan insanlarına azınlık statüsü vermeyi kabullenmiş, dolayısıyla Sevr şartlarını kabul etmiş bir Türkiye’yi almak istiyor… AB tarafından Atatürkçülüğün engel olarak gösterilmesi ürkütücüdür. Türkiye’nin temelinde kaynağını tam bağımsızlıkta bulan ilkeleri vardır ve onu koruyan, onun güvencesi Türk Ordusu. Avrupa Birliği, Türk Ordusunu idare edilebilir duruma getirmek istiyor. Buna dikkat etmek gerekir”.

 

 Nitekim Mustafa Kemal Atatürk’ün ortaya koyduğu “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışı ve amacı ortadan kaldırılmak istenmektedir. Osmanlı Devleti gizli antlaşmalar ile parçalanarak topraklarında pek çok küçük devletler oluşturularak ortadan kaldırılmak istenmiş ve büyük devletler tarafından bu amaç I.Dünya Savaşı sonunda büyük ölçüde gerçekleştirilmiştir. Çünkü Türklerin Anadolu ve Rumeli’ye sahip olup yerleşmelerini bir türlü içlerine sindirememişlerdir. Dolayısıyla, tam anlamıyla Türkleri Anadolu topraklarından Milli Mücadele sayesinde atamadıkları için bu plan günümüz itibarıyla devam etmektedir. Yeni amaçları Türkiye’yi küçük devletçikler haline getirmektir. Dolayısıyla “Şark Meselesi” günümüz uygulamaları ile devam etmektedir.

 

Lozan Antlaşması ile “Şark Meselesi” ortadan kalkmıştır diyebiliriz. Lozan Antlaşması ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti sağlam temeller üzerine kurulmuştur. Ardından Atatürk dönemi güçlü bir Türkiye oluşmasında çok etkili olduğu için bu mesele uygulamaya konulamamıştır. II. Dünya Savaşı yılları da dünyanın Almanya- İtalya-Japonya üçlüsüyle uğraştığı bir dönem olduğu için Şark Meselesi yeniden ortaya çıkacak bir ortam pek bulamamıştır. Mesele daha çok beklemededir. II. Dünya Savaşı sonrasında artık Şark Meselesi-Sevr’in uzantıları, günümüze uyarlamaları ortaya çıkmıştır. 21.yüzyıl Türkiye’si için ise durum gittikçe daha tehlikeli bir durum almaktadır.

 

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Fazlı GÜVENTÜRK
Kırlangıçoğlu Oktay
Seyfettin Çetiner
Sema KILIÇ
Şevket ÖZSOY
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  23 Ağustos 2017 Çarşamba
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net