15 Aralık 2017 Cuma
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Kolları Olmayan Ressamın Başarısı
Kolları Olmayan Ressamın Başarısı
Ortadoğu’da Son Gelişmeler ve Türkiye
Ortadoğu’da Son Gelişmeler ve Türkiye
Uygulayarak öğreniyorlar
Uygulayarak öğreniyorlar
Başarılarınla Gurur Duyuyoruz
Başarılarınla Gurur Duyuyoruz
  YAZARLARIMIZ
VATAN KURAN SAVAŞ MALAZGİRT MEYDAN MUHAREBESİ
25 Ağustos 2017 Cuma Bu yazı 3207 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Malazgirt Meydan Sa­vaşı Türk tarihinin en önemli olayların­dan biridir. Türk­ler'i Yakın Doğu'ya hakim kıl­mış, Haçlı Seferleri'nin başlıca sebebi olmuştur. Bu savaş, Türkler'i Asya'nın öbür ucu­na, getirmiş, Avrupa'nın yanı­başında yaşayan bir millet yapmıştır.

 

Daha Tuğrul Bey zamanın­da Türkler, Anadolu'nun giriş kapılarını ele geçirmeye çalışı­yorlardı. Alp Aslan, amcası­nın siyasetini devam ettirdi. Anadolu' daki Bizans askeri üsleri, sistemli Türk akınlarıyla tahrip edildi.

 

Avrupa' da İslam olmayan Peçenek Türkleri'ne karşı kazandığı zaferlerle devrinin en büyük generali sayılan Ro­men Diyojen, Bizans İmpara­toriçesi ile evlendirilerek, im­parator ilan edildi. Yeni impa­rator Türkler'i Anadolu' dan atmak, hiç olmazsa Toroslar'ı ve Fırat'ı zaman zaman geç­melerine engel olmak istiyor­du. Halep'in az kuzeyine ka­dar yürüdü, geçtiği Bizans  eyaletlerini kuvvetlendirdi. İs­tanbul' a dönünce, büyük tö­renle karşılandı. Türklerin Bizans’a karşı yürümesi önlenecek sanılıyordu. Diyojen 1069’da gene Anadolu’ya çıktı. Sivas’a gidip doğu sınırlarını gözden geçirdi.

 

Bizansın Hayalleri

 

İmparatorun bu seferleri, Türkler'i ülkülerinden vazge­çirtmedi. Her zaman için hare­ket üstünlüğünü ellerinde tu­tan Türkler, Bizans topraklarına akın etmekten geri kalma­dılar. Bunun üzerine, Bizans İmparatoru büyük Türk ordu­sunu yok edip Türk merkezle­rine kadar yürümeyi, meseleyi kökünden halletmeyi kararlaş­tırdı, 13 Mart 1071' de İstanbul' dan ayrıldı.

 

Bu sıralarda Selçuklu Türk­leri, Kahire'yi merkez edinen Fatımi İmparatorluğu’nun da amansız düşmanı durumunda idiler. Kuzey Irak ve Suri­ye' deki Arap devletçiklerini imparatorluklarına katmışlar, Hicaz' da da eskisi gibi Abbasi Halifesi adına hutbe okutmuş­lardı. Mekke ve Medine' de Fatımi nü­fuzunun son bulması Kahi­re'ye indirilmiş çok büyük bir darbeydi.

 

Böylece bir müddet için Fa­tımiler'i sindiren Alparslan ani bir taarruzla Bizans'ı Doğu Anadolu' daki berkitilmiş kale­si Malazgirt' i aldı. Bu sıralarda Afşın Bey, Bizans'ın Anado­lu' daki belli başlı levazım de­polarının, askeri üslerinin yok edildiğini, esas Bizans ordusu üzerinde bir zafer kazanmak mümkün olabilirse, Anado­lu'nun Türkler'e tamamen açı­lacağını bildiren ünlü raporu­nu yolladı. Bu raporu alan Al­parslan, imparatorun karşısına çıkmak için Doğu Anadolu'ya yürümekte acele etti.

 

İmparator, büyük ordusu ile doğuya doğru yol alıyordu. Bizans ordusunun ağırlıklarını 3.000 araba, onbinlerce hayvan taşıyordu. Orduda, büyük sa­vaş aletleri, bu arada 1.200 kişi tarafından idare edilen, devri­nin en büyük silahı olan bir mancınık vardı. Bu sıralarda Bizans ordusuna daima taze kuvvetler gelip katılıyordu. Bunların arasında Franklar, Normanlar, Slavlar, Gürcüler, Abhazlar, Ermeniler, hatta Pe­çenekler, Uzlar gibi, İslam ol­mamış, Avrupalı Türk kavim­leri vardı. Böylece Bizans or­dusu 300.000'i bulmuştu.

 

Alparslan, Bizans ordusu­nun İran’a, yani Selçuklular'ın ağırlık merkezine girmek üze­re olduğunu anlayınca ordusu ile kuzeydoğuya yöneldi. Bi­zans birlikleri hakkında son bilgileri toplamak üzere, bir hafif süvari tümenini ileriye gönderdi. Bu tümen, General Bryennios' un komutasındaki Bizans öncülerini bozguna uğ­rattı; ünlü Bizans generali, ya­ralı olarak, imparatorun yanına kaçtı. Bu çarpışmada ele geçirilen süslü büyük haç, za­fer alameti olmak üzere, Bağ­dat' a gönderildi.

 

Savaşa Hazırlık

 

26 Ağustos Cuma sabahı gün ışırken her iki ordu, 7-8 km. uzakta birbirlerini gördü­ler. Bulundukları yer, Van Gö­lü'nün 45 km. kadar kuzeyin­de, Murat Suyu yakınların­daydı, yanı başlarında, Malaz­girt Kalesi yükseliyordu. Türk ordusunda, Kutalmışoğlu Sü­leymanşah gibi Selçuklu prensleri, Artuk Bey gibi en ünlü Türk komutanları bulu­nuyordu. Türk ordusu, 50.000 kişi kadardı; savaş kabiliyeti zayıf olan askerler, tamamen geri gönderilmişti. Türk birlik­leri, son derece düzenliydi. Anadolu'ya yapılan akınlarda pişmiş, bu ülkeyi yurt edinme­yi kararlaştırmış olan Türkler, yurt kurma ülküsünün verdiği ateşle yanıyorlardı.

 

Türk komutanlarından Sav Tigin'in başkanlığındaki Türk elçilerinin, barışı korumak iste­ğiyle yaptıkları sulh teklifini Bizans İmparatoru reddetti; bu olayı, Türkler'in korktuğuna yorarak sevindi. Sav Tigin' e şöyle dedi:

- Sultanınıza söyleyin, ken­disiyle sulh müzakerelerini Rey' de (Tahran' da) yapaca­ğım; ordumu Isfahan' da kış­latacağım, hayvanlarımı Ha­medan' da sulayacağım! deyince , Sav Tiğin, “Atlarımız elbette Hamedan’da kışlayacak, ama sizin nerede kışlayacağınızı Allah bilir.” diye cevap verdi.

 

Güneş tamamen ortaya çı­kınca Alparslan, ordusunu he­yecanlandıran kısa, özlü bir söylev verdi. Şehit düşerse, vurulduğu yere gömülmesini,o zaman derhal oğlu Melik­şah' ın etrafında toplanılması­nı, birliğin bozulmamasını va­siyet etti. Sonra, savaşa bir hü­kümdar olarak değil, basbaya­ğı bir savaşçı olarak katılacağı­m göstermek üzere, uzak silahı olan yayını, ok kesesini çı­kardı; yakın vuruşma silahlan olan kılıçla gürzünü kuşandı.

 

Öğleyi bir, iki saat geçe iki ordu, vuruşabilecek mesafeye kadar yakınlaştı. Bizans ordu­sunda merkezde imparator, sağ cenahta Nikeforos Bryen­nios, ihtiyatta Prens Androni­kos bulunuyordu. Tam bu an­da, Bizans ordusunda ücretli asker olarak bulunan Avru­pa'nın Müslüman olmamış Türk kavimlerinden Peçenek­ler'le Uzlar, Bizans ordusun­dan ayrılıp ırktaşlarına katıldı­lar. Alparslan' ın huzurunda yer öpen Peçenekler'le Uz­lar'ın başbuğları, Türk Haka­nı'na, Bizans ordusu hakkında pek değerli bilgiler verdiler.

 

Çarpışma Başlıyor

 

Vuruşma, Türk atlılarının kitle halinde bir ok saldırısı ile başladı. Bu müthiş saldırı kar­şısında Bizans ordusu, bozul­madan saflarının düzenini muhafaza etti. Bunun üzerine, Alparslan, ordusuna yalancık­tan bir geri çekilme emri ver­di, gerilere, yer yer, gizli kü­çük birlikler yerleştirdi. Türk­ler'in taarruz gücünü yitirdiği­ni sanan imparator, kaçarcası­na çekilen Türkler'in arkasına düştü. Böylece Bizanslılar, ka­rargahlarından çok uzaklaşmış oldular.

 

Akşam yaklaşıyordu. Bu sı­rada, çok dağılmış olan Bi­zans birliklerini, pusularından çıkan Türkler yer yer yok edi­yordu. Bizans İmparatoru or­dusunun dağıldığını, komuta etmek imkanı kalmadığını farkedince, derhal toplanıp çekilme emri verdi. Geç kal­mıştı. Türkler Bizans birlikle­rini, artık iki yandan çevir­mişlerdi. İmparator’un geri çekilme emrini yanlış anla­yan, ordunun bozulduğunu sanan Prens Andronikos, sa­vaş alanından kaçmaya hazır­landı. Bu, Bizanslılar'ın mane­viyatını büsbütün yok etti.

 

Bizanslılar'ın tamamen ya­bana oldukları Türkler'in bozkır taktiği, Alparslan'ın dahice savaş idaresi sonunda, Bizans birlikleri için, müthiş Türk kıskacını parçalayıp can­larını dışarı atabilmek umudu kalmamıştı. Karanlık basar­ken, Türk ok ve kılıcından kurtulan muazzam düşman birlikleri, tam bir bozgun ha­linde, teslim oldular. İmparator, yaralı olarak, bütün kur­mayı ile birlikte esir düştü.

 

Alparslan’ın huzuruna getirilen İmparatora : “Sen beni esir almış olsaydın ne yapardın?” diye sordu. İmparator: “Kötülük yapardım.” diye karşılık verdi. Alparslan bu defa: “Peki benim sana ne yapacağımı zannediyorsun?” diye sorunca imparator: “Beni ya öldürürsün, ya da İslâm ülkelerinde teşhir edersin, yahut da uzak bir ihtimal olmakla beraber, affeder, fidye ve vergi alır, beni kendine vekil tayin edersin.” cevabını verdi. Bunun üzerine Alparslan: “Ben de zaten bundan başka bir şey düşünmedim.” diye cevap verdi.

 

Alparslan, imparatorla birbuçuk milyon dinar kurtuluş akçesi ödemesi, istediği zaman kendine Bizans askeri göndermesi ve Bizans ülkesindeki bütün esirleri serbest bırakması, Urfa ve Antakya’yı Türklere vermeleri şartıyla bir anlaşma yaptı. Daha sonra onu bir çadırda misafir edip yanına yol masrafı olarak onbin dinar verdi ve ülkesine gönderdi. Bu anlaşmanın hiçbir şartı Bizans tarafından yerine getirilmedi. Bunun üzerine Alparslan amcasının oğlu Kutalmışoğlu Süleyman Şah’a Anadolu’yu fethetmesini emretti.

 

Savaşın Sonuçları

 

Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’nun kapıları tamamen açılmıştır. Türk akıncıları çok kısa bir zaman sonra İznik ve civarını alarak buraları vatan edinmişlerdir.

 

Zaferden sonra Sultan Alparslan, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması için Türkmen beyleri ile birlikte pek çok Türkmen dervişlerini de görevlendirerek mânevi fethin kapılarını açmıştır.

 

Ayrıca her tarafa fetihnameler gönderilmiş, başta Bağdat olmak üzere bütün İslâm âleminde şenlikler düzenlenmiştir.

 


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  YORUMLAR
abdullah ersoy  -  27-08-2017 - 17:24
Malazgit, Türk Milletinin Anadolu da ebediyen yerleşmesi olyıdır. Ondaki birlik ruhu devam ettiği süre öylede kalacaktır. Yalnız şunu unutmayalım, Milletin en önemli özelliği bir arada beraberce yaşama isteğidir. Siyasetçiler farkına varmadan-belkide bilerek- bu kavramı yıkıyorlar. Dikkat etmeli, milletimizin ebediyeti ile oynamamalıyız. Bizi bir tutan unsurları dahada kuvvetlendirmeliyiz.
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Fazlı GÜVENTÜRK
Kırlangıçoğlu Oktay
Şevket ÖZSOY
Hakan Gökkaya
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  15 Aralık 2017 Cuma
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net