21 Ekim 2017 Cumartesi
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Okulda Cetvelli Saldırı
Okulda Cetvelli Saldırı
4,5 milyon liralık iki atölye
4,5 milyon liralık iki atölye
Sinem Başkanlığa Aday
Sinem Başkanlığa Aday
Yaşam’dan Yoğun Bakım Ücretsiz
Yaşam’dan Yoğun Bakım Ücretsiz
  YAZARLARIMIZ
NEREDE O ESKİ ŞARKILAR?
29 Eylül 2017 Cuma Bu yazı 6194 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Yazımın başlığına aldanıpta buradan size eski şarkı sözlerini yazacağımı  zannetmeyin! Amacım siz değerli okurlarımı biraz düşünmeye, düşünürken de eski günleri yâd etmeniz ve yitirdiğimiz değerlemizi hatırlatmak olacak...

Nereden başlamalı bilmiyorum!. Allah’a (C.C) olan aşkına kavuşmak için diyar diyar dolaşan, aşkına kavuştuğunda; “Hamdım, Piştim, Yandım.” cümlesiyle aşığı ve aşk’ı anlatan Mevlana Celalettin Hazretlerini mi?. Yoksa; Çok sevdiği ve hürmet ettiği Hocasının (Öğreticisinin) kapısına düz odun taşıyabilmek için dağ, tepe demeden aç-susuz dolaşan “Bir garip öldü diyeler,- Soğuk suyla yuyalar, - Şöyle bencileyin!.” diyebilen Yunus Emre Erenlerini mi?. Ya da verdiği düsturla tarihi ahlak dersi veren Eline-Yurduna (İslamı seçmiş bu yolu kendine rehber edinmiş din kardeşine), Beline- Yuvana (Güzel ahlakı yaşamaya), Diline-Kaderine (Yüce Allah’ın yaratış gayesi olan Türk Milletine) sahip çıkmayı tarihe not düşen Piri Sultan Hacı Bektaşî Veli’yimi?...

Aşk’ı (Şirin’i) için dağları delik-deşik eden Ferhatı mı?

Leylası için çöllere düşen Mecnunu mu?

Aşk’ı Aslı için İsfahan Şah’lığını bırakıp diyar diyar dolaşan Keremi mi?

“Olmaz ilaç sine-i sad pâreme-Çare bulunmaz bilirim yareme-Baksa tabibân-ı cihan çâreme-Çâre bulunmaz bilirim yâreme.”sözleriyle yandığı Abdülhamid’in cariyesi çerkez güzeli Zülf-i Nigar Hatuna Hacı Arif Bey’in Umutsuz Aşkını mı?.

“Nereden sevdim o zalim kadını-Bana zehretti hayatın tadını-Sormayın söylemem adını-Bana zehretti hayatı tadını” güftesinde hayat bulan Selahattin Pınar’ın O İsimsiz Aşkını mı?.

“Bir bahar akşamı rastladım size-Sevinçli bir telaş içindeydiniz-Derinden bakınca gözlerinize-Neden başınızı öne eğdiniz.” güftesiyle canlandırdığı Fuat Edip’in Gençlik Aşkını mı?

“Yazımı kışa çevirdin-Karlar yağdı başa Leyla’m-Viran oldu evim yurdum-Ne söylesem boşa Leyla’m” sözleriyle ayrılık acısını dile getiren büyük ozan Garip Neşet Ertaş Agam’ı yazsam bilemedim!...

Nereden nereye geldik ?. “Eli Kalem Tutan, Dili Meram Anlatanbir nesilden “Bilgisayarda yırt-yapıştırdan başka birşey bilmeyen, gözü paradan başka bir şey görmeyenbir nesile!.

Eskiden bizler sınanırdık. Anne-Babamız bizi sınardı, Öğretmenlerimiz sınardı, Mahallenin Bakkal Amcası denerdi, Kuran-ı Kerim öğreten Caminin hocası sınardı, Mahallemizin Bekçisi, Yaşlarıyla tecrübeye ve bilgiye sahip Büyüklerimiz bizleri çaktırmadan sınava tabî tutarlardı. Bazen ahlakımız sınanır, bazen dini bilgimiz, kimi zaman matematik bilgimiz. Vicdanı nasıdır diye denenir, güvenilir olduğumuz denenir, görsel zekamız sınanırdı. Bu anlamda çok deneyimli olurduk. Yetmiş-Seksenli yılların cahil ama akılcı-mantıklı meramını anlatabilen bir toplumun genç bireyleri olarak yetiştik.

O günler kimimizi şair, kimimizi yazar-çizer, kimimizi de kabadayı yaptı. Ama hepimiz Adam gibi Adem olduk. Mert, Cesur, İslam Dinine ve Türk Milletine layıkıyle hizmet edecek bir nesil yetişmiş haricî düşmanlarımızı ve dahili maşalarını korkutan M.Kemal Atatürk’ün vazettiği genç bir nesil yetişmişti. Su uyudu düşmanlarımız uyumadı. Ülkemizde uygulanan oyunlara bir yenisi eklendi. Solculuk-Sağcılık diye uydurma bir tezgahla Üniversite’de okuyan Lise – Ortaokul çağında binlerce kızı-kızanı gencimiz bir hiç uğruna şehit oldu. Kendi adamlarına verdikleri emirle kara bir Eylül gecesinde  ülkenin büyüyen binlerce genç fidanlarını kodeslere tıktılar, yaşlarını büyütüp idam ettiler. “Sağdanda-Soldanda idamlar olmuştur” sözüyle Türk Milletinin ümitleri yok ettirmişlerdi. Tıpkı Çanakkale’de yok olan İdâdi ve Darülfünun’lu binlerce gencimiz gibi!. Tıpkı Sakarya’da yitirilen binlerce genç subaylarımız gibi!...

Anlamışlardı, TürkMiletinin (Türk=Müslamını yok etmenin) şehit etmekle tüketilemeyeceğini  anlamışlardı. Hain tuzaklarına yenilerini eklemeliydiler. Pkk gibi, Fetö gibi, Deaş gibi dine ve etnik milliyetçiliğe dayalı terör örgütlerini piyasaya sürmüşlerdi. Hainler 15 Temmuz 2016 da yine sahnedeydi. Kardeşi- kardeşe öldürtüyor, perde gerisinde olan biteni büyük bir iştahla seyrediyordu.

Akıllarını kiraya verenler uykudan uyanmıştı. Tıpkı Pkk kamlarından kaçıp Türk’ün Adaletine teslim olan teröristler gibi!. Kendi akıllarını kullanmanın kutsiyeti içinde olan Türk Milleti Matûridi inacından gelen akılcılığıyla bir kez daha harici ve dahili bedhahlarına karşı bir olmayı, diri olmayı başarmıştı.

Ülkeme ve Milletime inancımı hiç bir zaman kaybetmedim. Türk Milleti Yüce Allahın(C.C) inayetiyle her zaman kendini yenilebileyecek DNA şifrelerine sahiptir. Ancak Tarihini bilmek ve anlamak-uygulamak kaydıyla!.

Nereden geldik, nereye!. Yazmayı ve konuşmayı unutan bir nesilden şikayetten bakın neler çıktı. Acizane yeni nesile tavsiyem şudur;

 Allah’ın (C.C) Yüce Kuran’ın ilk beş ayetinde olduğu üzere: Esteizû Billah “Yaratan Rabbin adıyla Oku!.(1) O insanı bir Alâk’tan yarattı.(2) Oku! Rabbin, en büyük kerem sahibidir.(3) O Rab ki kalemle(yazmayı) öğretti.(4) İnsana bilmediklerini öğretti.(5)” (Alâk Suresi 1-5)

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’den Enes (ra) rivayet ettiği Hadis-i Şerifte belirtildiği üzere: “Çin’de de olsa ilmi arayınız. Çünkü ilim öğrenmek her Müslüman’a farzdır. Melekler, yaptıkları işten hoşlandıkları ilim talebeleri için kanatlarını yere sererler.”

İlmin kapısı olarak bilinen Hz. Âli (ra) sözünde hayat bulan; “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” lafzı dahi öğrenmenin ve ilmin önemini ifade etmeye yeter.

Atam Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbula gireriken  önünde öğretmnleri eAkşemsettin, Molla Hüsrev ve Molla Güraninin olması, Atam Yavuz Sultan Selim Han’ın Mısır seferinde hocası Şeyhülislam İbn-i Kemal ‘in ayağından sıçrayan çamuru şeref bilip öldüğünde bu çamurlu kaftanın üstüne örtülmesini vasiyeti, Atam Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün; “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir fendir. İlimden başka yol gösterici aramak gaflettir, dalalettir, cehalettir.” veciz sözleri de Atalarımızın İlme ve Öğrenmeye karşı olan duyarlılığının kanıtıdır.

Bu yazımı Türkiye Cumhuriyeti Kurucusu Atatürk’ümüzün 1934 yılında İzmir İktisat Kongresinde ifade ettiği şu öğüdüyle noktalamak istiyorum: “Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar."

Sağlıcakla Kalın...


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Hakan Gökkaya
Kırlangıçoğlu Oktay
Fazlı GÜVENTÜRK
Nursan Gül Annaç
İsmail Tekpınar
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  21 Ekim 2017 Cumartesi
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net