23 Ocak 2018 Salı
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
"Biz büyük bir aileyiz"
Afrin'deki kahramanlar için Kur’an-ı Kerim
Afrin'deki kahramanlar için Kur’an-ı Kerim
TARIM İL MÜDÜRLÜĞÜ KÖYLERİ BOŞ BIRAKMIYOR
TARIM İL MÜDÜRLÜĞÜ KÖYLERİ BOŞ BIRAKMIYOR
Müzik Şöleni
Müzik Şöleni
  YAZARLARIMIZ
Türkçülüğün Bilge Adı ATSIZ
11 Aralık 2017 Pazartesi Bu yazı 1152 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

12 Ocak 1905 tarihinde İstanbul’da doğan Atsız, 6 yaşındayken Kadıköy’deki Fransız ilkokuluna başladı. Babasının görevi ve çeşitli nedenlerden dolayı pek çok okul değiştirdi. 1922 yılında lise öğrenimini tamamladıktan sonra askeri tıbbiyeye girdi. Askeri tıbbiyenin ikinci sınıfındayken, Arap asıllı Bağdatlı bir teğmenin kasti bir şekilde lüzumsuz bir yerde istediği selamı vermediği için askeri tıbbiyeden çıkarıldı.


1926 yılında İstanbul Darülfünunun Edebiyat Fakültesindeki Yüksek Muallim Mektebine kaydolan Atsız, bir hafta sonra askere çağrıldı. Askerliğini İstanbul’daki Taşkışla’da yaptı.

1930 yılında “Edirneli Nazmi’nin Divanı” üzerine mezuniyet çalışması yaparak edebiyat fakültesine bitirme tezi olarak verdi. Mezuniyetinden sonra Prof. Dr. Fuat Köprülü tarafından asistanlığa alındı.

 

Atsız’ın sınıf arkadaşları arasında Tahsin Banguoğlu, Ziya Karamuk, Orhan Şâik Gökyay, Pertev Nâilî Boratav, Nihad Sâmi Banarlı gibi isimleri sayabiliriz.


Atsız, Mayıs 1931'den, 28 Eylül 1932 tarihine kadar Atsız Mecmuayı çıkardı. Bu Türkçü ve Köycü dergi, devrinde ilim, fikir ve sanat alanında büyük tesir yaratacak Türkçü bir çığır açtı. Bu dergi adeta cumhuriyet devri Türkçülüğünün öncüsü oldu.


1932 yılında Ankara'da toplanan birinci Türk Tarih Kurumu toplantısı esnasında, ilmi olmayan bir tarih tezine karşı çıkan hocası Prof. Dr. Zeki Velidi Togan’ı desteklediği için; hiçbir kanuni sebep yokken Atsız’ın üniversite asistanlığına son verildi. Atsız, Mart 1933 Malatya Ortaokulu’na, 8 Nisan 1933 tarihinde de Edirne Lisesi’ne Türkçe öğretmeni olarak atanmıştır. Edirne'de iken Atsız Mecmua’nın devamı mahiyetindeki aylık Türkçü dergi olan Orhun'u çıkardı. Bu derginin 9. sayısında TTK’nın liseler için hazırladığı dört ciltlik tarih kitabının yanlışlarını eleştirdiği için Maarif Vekâleti emrine alındı. Orhun dergisi de kapatıldı. 9 ay vekâlet emrinde kalan Atsız, Kasımpaşa'daki Deniz Gedikli Hazırlama Okulu’na tayin edildi.


27 Şubat 1936'da Bedriye hanımla ikinci evliliğini yaptı. Yağmur ve Buğra adlı iki çocuğu oldu. Atsız Beyin küçük oğlu olan Buğra Atsız Almanya'da Türkoloji sahasında doktora yapmıştır.

Atsız, Deniz Gedikli Hazırlama Okulunda 4 yıl çalıştıktan sonra buradan da ihraç edildi. Bunun üzerine Atsız, Yüce Ülkü Lisesi’nde ve Özel Boğaziçi Lisesi’nde öğretmenlik yaptı. Boğaziçi Lisesi’nde öğretmenken Orhun'u yeniden neşre başlayan Hüseyin Nihal Atsız'ın bu dergide yazdığı yazılar büyük yankılar uyandırdı.

 

Birçok olaylar çıktı ve Hüseyin Nihal Atsız, aralarında Alparslan Türkeş, Orhan Şaik Gökyay, Zeki Velidi Togan, Reha Oğuz Türkkan ve Osman Yüksel Serdengeçti gibi önemli isimlerin 3 Mayıs 1944’te tutuklandı. Bir buçuk yıl tutuklu kaldı daha sonra beraat etti.

 

Nisan1947'den 1949'a kadar kendisine iş verilmediğinden geçinmek için kitaplarından bazılarını satmak zorunda kaldı. 13 Mayıs 1952'den 1969 tarihine kadar Süleymaniye Kütüphanesi’nde çalıştı. 15 Ocak 1964 tarihinden Aralık 1975 tarihine kadar da Ötüken dergisini çıkarttı.


 
Hüseyin Nihal Atsız Bey 11 Aralık 1975 Perşembe günü ani bir kalp krizi ile uçmağa varmıştır. 13 Aralık 1975 tarihinde Kadıköy Osmanağa Câmii’nde kılınan ikindi namazını müteakip Karacaahmet Mezarlığı’da defnedilmiştir.

 

Sözleri

 

  • Milletleri millet yapan, uğrunda ölecekleri yüksek ülkülere bağlanmış olmalarıdır.

  • Milleti yapan unsurlardan biri de din olduğuna göre, Türkler‘in dini üzerinde de durmaya mecburuz. Hiç şüphe yok ki, Türkler‘in dini Müslümanlıktır. Eski dinimiz olan Şamanlık’dan da bazı unsurlar alarak bir Türk Müslümanlığı haline gelen bu din, on yüzyıldan beri bizim milli dinimiz olmuştur.

  • Maddileşmiş bir insan vatan için ölür mü? Bencil bir insan muhtaçlara yardım eder mi? Milletine inanmayan bir adam yabancı ile işbirliği yapmaz mı? Erdemi gülünç bulan birisi çalıp çırpmaz mı?

  • Kendimize dönelim. Ahlak, edebiyat, musiki, giyim, zevk, yemek, eğlence, hukuk, aile, adet, anane ve her şeyde milli olalım.

  • İstek ve inanç, her güçlüğü devirir.

  • İnsanları insan yapan, büyük bir düşüncenin ardından koşmalarıdır. İnsan, şeref için ve muhteşem saydığı bir gaye için ölmesini bilen yaratıktır.

  • İlk düşüneceğimiz şey: Türkiye’de Türk Kültürü’nü hakim kılmak, yabancı tesirleri silkip atmaktır.

  • İlim ve hakikat, siyasetin oyuncağı olamaz.

  • İktisadi doktrinler çabuk değişir, değişmeyen prensipler, milliyetçilik prensipleridir.

  • Her Türkçü, bulunduğu yerin görevini inançla yaparsa, Türkçülük ülküsü sağlamlaşır. Türklük güçlenir.

  • Hem duyguya, hem de düşünceye dayanan milli şuur, bir milletin manevi kuvvetlerinden en önemlisidir.

  • Fedakarlık insanları da, milletleri de asilleştirir, kahramanlaştırır.

  • En büyük kahramanlığı yapsanız bile en küçük karşılığını beklemeyiniz.

  • Emperyalizm bir milletin başka milletleri hükmü altına alması demektir.

  • Dinin bir ruh ihtiyacı olduğunu bilim kabul etmiştir.

  • Dil; bir milletin sembolüdür. O milleti bir arada tutan ve yok olmasını engelleyen biricik faktördür.

  • Bizim için önemli olan, dost kılıklı yabancıların milli ülküyü güya milli çıkar adına baltalamasının önüne geçmektir.

  • Bize bir gençlik lazımdır. Temelinde cehalet, duvarlarında riya, tavanlarında dalkavukluk bulunmasın.

  • Bir millete, geçmişini unutturmak, onu yok etmenin ilk şartıdır.

  • Bir gün ülkede milliyetçi geçinen politikacılar, yöneticiler, sanatçılar, aydınlar hiç bir çıkar kaygısına düşmeden, yiğitçe, korkusuzca Türkçü söylemlerde, Türkçü tavırlarla milletin karşısına çıkarlarsa o gün Türkçülük büyük bir utkuya yaklaşır.

  • Bana göre Ticanilik, Nurculuk, yobazlık, komünizm ve partizanlık gibi hastalıkların sebepleri, milli ülküden yoksunluktur.

  • Ahlak, millet yapısının temelidir. O olmadan hiç bir şey olmaz.

  • Ahlakın meydana gelmesinde en önemli sebep soydur. Bir toplumun ahlakı, soyunun karışması ile değişebilir.

  • Milletler fedakar fertlerin çokluğu nisbetinde yükselir.

  • Yalnız kazancımızı, midemizi, maddemizi düşünmeyelim. Bunu hayvanlar da yapar. Daha çok manaya, düşünceye, ülküye dönelim. İnsanlık budur.

  • Yabancı hakimiyetler altında kırılan, sürülen milyonlarca ırkdaşımızın bulunması bize vazifemizin büyüklüğünü ve şerefini hatırlatsın.

  • Ümit, en sonra terk olunan şeydir. Ümitlerimiz kırık değildir. Uğrunda çalışanlar, ızdırap çekenler, ölenler bulundukça Türkçülük mutlaka zafer olacaktır.

  • Ülkü yolunda yürüyen milletler başka milletleri hem korkutur, hem kendisine hayran bırakır.

  • Türk’ü, gerçek olarak, Türk’den başkası sevemez.

  • Türk Milleti, üç bin yıldan beri vardır. O’nun varoluşu, büyüklüğü, gücü, tarihe damgasını vuruşu, yalnız milli karakteriyle mümkün olabilmiştir.

  • Türklük ve Türkçülük ebedidir.

  • Türkçülük dün bir kaynaktı, bugün bir çaydır. Yarın coşkun bir ırmak olacak ve önünde yabancı duygu ve düşüncelerden gelen bütün engeller yıkılacaktır.


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
İsmail Tekpınar
Şevket ÖZSOY
Hakan Gökkaya
Meltem Yıldız
Canan Akdeniz
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  23 Ocak 2018 Salı
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net