26 Nisan 2018 Perşembe
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Çırak Öğrenciler Kitapla Buluştu
Çırak Öğrenciler Kitapla Buluştu
TSO’dan İngilizce kursu
TSO’dan İngilizce kursu
Boğulmalara Dalgıçlı Önlem
Boğulmalara Dalgıçlı Önlem
Tabipler Odası yönetimi yenilendi
Tabipler Odası yönetimi yenilendi
  YAZARLARIMIZ
MEHMET ÂKİF ERSOY
28 Aralık 2017 Perşembe Bu yazı 4698 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

 

Mehmet Âkif Ersoy 20 Aralık 1873’te İstanbul’da, Fatih ilçesi Sarıgüzel mahallesinde dünyaya geldi.

                               

Annesi Buhara’dan Anadolu’ya geçmiş bir ailenin kızı olan Emine Şerif Hanım; babası ise Kosova doğum­lu, Fatih Camii medrese hocalarından Mehmet Tahir Efendi’dir. Babası, ona ebced hesabıyla doğum tarihini ifade eden “Ragîf” adını verdi. Fakat telaffuzu zor geldiğinden arkadaşları ve annesi ona “Âkif” ismiyle seslen­di, zamanla bu ismi benimsedi.

 

İlk öğrenimine Fatih’te Emir Buhari Mahalle Mektebi’nde başladı. İki yıl sonra iptidai (ilkokul) bölümüne geçti ve babasından Arapça öğrenmeye başladı. Ortaöğrenimine Fatih Merkez Rüştiyesi’nde başladı (1882). Aynı zamanda Fatih Camii’nde Farsça derslerini takip etti. Mehmet Âkif, rüştiyedeki eğitimi boyunca Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızca dillerinde hep birinci oldu.

 

Rüştiyeyi bitirdikten sonra 1885’te dönemin gözde okullarından Mülkiye İdadisi’ne kaydoldu. 1888’de okulun yüksek kısmına devam etmekte iken babasını kaybetti. Ertesi yıl büyük Fatih yangınında evlerinin yan­ması aileyi yoksulluğa düşürdü. Babasının öğrencisi Mustafa Sıtkı aynı arsa üzerine küçük bir ev yaparak aileyi bu eve yerleştirdi.

 

Mehmet Âkif öncelikle meslek sahibi olmak ve yatılı okulda okumak istediği için Mülkiye İdadisi’ni bırak­tı. O yıllarda yeni açılan ve ilk sivil veteriner yüksekokulu olan Ziraat ve Baytar Mektebi’ne (Tarım ve Veteri­nerlik Okulu) kaydoldu. Okul yıllarında spora büyük ilgi gösterdi; başta güreş ve yüzücülük olmak üzere uzun yürüyüş, koşma ve gülle atma yarışlarına katıldı; şiire olan ilgisi okulun son iki yılında arttı. Mektebin baytar­lık bölümünü 1893 yılında birincilikle bitirdi. Daha sonra bu okulda Türkçe öğretmenliği yapacaktır. Resimli Gazete’de Servet-i Fünun Dergisi’nde şiirleri ve yazıları yayımlanacaktır.

 

II. Meşrutiyet’in büyük etkisinde kalan Âkif, arkadaşı Eşref Edip ve Ebül’ula Mardin’in çıkardığı ve ilk sayısı 27 Ağustos 1908’de yayımlanan Sırat-ı Müstakim dergisinin başyazarı oldu. Balkan Savaşı, Çanakkale Muha­rebeleri ve Kurtuluş Savaşı dönemlerinde çeşitli görevlerde bulunup, Balıkesir’e giderek 6 Şubat 1920 günü Zağnos Paşa Camii’nde çok heyecanlı bir hutbe verdi. Halkın beklenmedik ilgisi karşısında daha birçok yerde hutbe verdi, konuşmalar yaptı ve İstanbul’a döndü.

 

1921’de Ankara’da Taceddin Dergâhı’na yerleşen Mehmet Âkif, 500 lira ödül konularak açılan İstiklâl Marşı yarışmasına başta katılmadı. Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey’in ricası üzerine arkadaşı Ha­san Basri Beyin teşvikiyle ikna oldu. Onun orduya ithaf ettiği İstiklâl Marşı, 17 Şubat günü Sırat-ı Müstakim ve Hâkimiyet-i Milliye’de yayımlandı. Hamdullah Suphi Bey tarafından mecliste okunup ayakta dinlendikten sonra 12 Mart 1921 Cumartesi günü saat 17:45’te Milli Marş olarak kabul edildi. Âkif, ödül olarak verilen 500 lirayı hayır kurumuna bağışladı.

 

Kurtuluş Savaşı ve zafer sonrası uzunca bir süre Mısır’da yaşayan Milli Şâirimiz Mehmet Âkif Ersoy, 17 Haziran 1936’da tedavi için İstanbul’a döndü. 27 Aralık 1936 tarihinde İstanbul’da, Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nda vefat etti, Edirnekapı Şehitliğinde yatmaktadır. En önemli iki eseri İstiklal Marşı ve şiirlerini yedi kitap halinde topladığı Safahat’tır.

 

ESERLERİ

1911-1933 yılları arasında yayımladığı ve ilki Safahat olan, yedi kitabındaki eserleri bir araya getirilerek; SAFAHAT adı altında basılmıştır. Bu kitaptaki eserler:

1-Safahat(1911): 1908-1910 yılları arasında yazdığı şiirlerden oluşur.  Toplumun alt kesimlerinin zor şartlar altındaki  hayat hikayelerini, genel toplum sorunlarını, İslâm Tarihini konu alan ve yöneticilere tenkitlerini kapsar.

2-Süleymaniye Kürsüsünde(1912): Uzun bir metinden oluşan bu eseri, bir vaizin sohbetlerini ve buna bağlı olarak Akif’in; İslâm Coğrafyasındaki çöküşle ilgili görüşlerini dile getirir.
3-Hakkın Sesleri(1913): Balkan  Savaşı yıllarının acılarını dile getiren, Kur’an ve Hadis yorumlarından ibaret; dokuz adet şiirden meydana gelir.

 4-Fatih Kürsüsünde (1914): Uzun bir manzumeden oluşur. II. Meşrutiyet sonrası düzensizlikleri,  kurtuluşun  çalışmaktan geçtiği anlatılır.

5-Hatıralar (1917): On manzumeden oluşur. Ayet ve Hadis yorumlarını ve Mehmet Akif’in Seyehat hatıralarından oluşur.

6-Asım (1924): Hocazâde ile Köse İmam arasında sohbet şeklinde ele alınmış, geçmiş ile yeni nesil (Asım’ın nesli) karşılaştırılmış; dönemin çöken kurumları, aile yapısı, kötü yönetim eleştirilmiş; Asım’ın neslinin bu kötü gidişe son vereceği ümidedilmiş, Batı’nın ilmi ve teknolojisinin öğrenilmesi için Asım neslinin Avrupa’ya gönderilmesi konuları işlenmiştir.

7-Gölgeler (1933): Kahire’de yayımlanan kırk bir şiirden oluşur. Şiirlerden bir kısmı, Kurtuluş Savaşı dönemini, bir kısmı da Mısır yıllarının umutsuzluğunu, ruhi sıkıntısını, İslâm idealindeki hayal kırıklıklarını işler.

Atsız Ata Ne Dedi

 

Akif,  şair, vatanperver ve karakter adamı olmak bakımından mühimdir. Şairliğine kimse itiraz edemez. Onun oldukça bol manzum eserleri arasında öyle parçalar vardır ki Türk edebiyatı tarihinde ölmez mısralar arasına girmiştir.

 

Vatanperverliği, tam ve tezatsız bir vatanperverliktir. Akif, sözle vatanperver olduğu halde fiille bunu tekzip edenlerden değildi. Vatanperverane şiirler yazdığı halde en sefil bir namert ve en rezil asker kaçağı hayatı yaşayanlar henüz aramızda bulunduğu için Akif’in vatanperverliği yüksek bir değer kazanır.

 

Karakter adamı olmak bakımından ise Akif eşsizdir. O, daima bulunduğu kabın şeklini alan bir mayi veya cıvık bir halita değil; şeklini sıcakta, soğukta, borada, kasırgada muhafaza eden katı bir cisimdir.

 

İslamcı olmasını kusur diye öne sürüyorlar. İslamcılık dünün en kuvvetli seciyesi ve en yüksek ülküsü idi. Bugünkü Türkçülük ne ise dünkü İslamcılık da o idi. Esasen İslamcılık Osmanlı Türklerinin milli mefküresiydi. On dördüncü asırdan beri Türklerden başka hiçbir Müslüman millet, ne Araplar, ne Acemler, ne de Hintliler İslamcılık mefküresi gütmüş değillerdir. Bir Osmanlı şairi olan Akifte milli mefküre kemaline ermiş, fakat yeni bir milli mefkürenin  doğuş zamanına rastladığı için geri ve aykırı görünmüştür.

 

Mazide yaşayanların fikir ve mefküreleri bize aykırı gelse bile onları zaman ve mekan şartları içinde mütalea ettiğimiz zaman haklarını teslim etmemek küçüklüğüne düşmemeliyiz. 

 

Çanakkale şehitleri için yazdığı şiir kafidir. Başka söz istemez...

Akif insandı, dönmedi ve öyle öldü. 

 

 Hüseyin Nihal Atsız (Kızılelma, 1947, Sayı: 9)

 

AKİF’İN OĞLU

Çetin ALTAN Anlatıyor:

Sanırım 1961 yılıydı. Milliyet'teki odama, odacı Bayram girdi.

-Sizi biri görmek istiyor, dedi.

-Buyursun…

İçeri traşı uzamış, üstü başı bakımsız, yaşlıca, çelimsiz bir adam girdi. Hafif bükük bir boyunla:

-Bendeniz, dedi, Mehmet Akif'in oğluyum…

Bir anda ne olduğumu şaşırdım ve nasıl şaşırdım bilemezsiniz. Eski bir dostluk havası yaratmak istercesine:

-Oooo buyurun buyurun, nasılsınız… Türünden bir yakınlık göstermeye çalıştım. O tavrını bozmadı:

- Rahatsız etmeyeyim, dedi. Sizden ufak bir yardım rica etmeye gelmiştim…

 

Gökler mi tepeme yıkıldı; yer mi yarıldı da, ben mi yerin dibine geçtim; doğrusu fena allak bullak oldum… Tek yapabildiğim şeyi yaptım, cüzdanımı çıkarıp uzattım. O, boynu bükük boyunla:

-Siz ne münasip görürseniz, dedi.

 

Cinnet cehennemlerinin tüm yıldırımları düşüyordu yüreğime… Durun bakalım neyimiz varmış gibilerden cüzdanı açtım; içinde ne varsa çıkardım, fazla bir şey de yoktu, elimde tuttum. Bir iki adım attı. Sanırım sadece bir 10, yahut 20 lira aldı.

-Çok çok teşekkür ederim, rahatsız ettim dedi ve çıktı.

Aradan bir ay geçti geçmedi; gazetelerde küçük bir haber ilişti gözüme: Beşiktaş'taki çöp bidonlarından birinde Mehmet Akif'in oğlunun ölüsü bulunmuştu!

Ölüsü çöp bidonlarının yanında bulunan kişi Akif'in oğlu Emin Ersoy'dan başkası değildir.

İki dörtlüğü ile Türkiye'yi her sabah ayağa kaldıran adamın oğlu çöplükte ölü bulunuyor…


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
İsmail Dursun Kuzucu
İsmail Tekpınar
Hakan Gökkaya
Fazlı GÜVENTÜRK
Kırlangıçoğlu Oktay
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  26 Nisan 2018 Perşembe
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net