11 Aralık 2018 Salı
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Şampiyon babanın şampiyon oğlu
Şampiyon babanın şampiyon oğlu
MHP 3 ismi daha açıkladı
MHP 3 ismi daha açıkladı
Yolcu otobüsünde 5 kilo 250 gram eroin
Yolcu otobüsünde 5 kilo 250 gram eroin
Muhtarlar Bilgilendirildi
Muhtarlar Bilgilendirildi
  YAZARLARIMIZ
DÜNYA DÖNÜYOR
02 Nisan 2018 Pazartesi Bu yazı 6952 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Bir önceki yazının üzerinden epey zaman geçti ve tekrar bilgisayarın tuşlarına basmaya başladığımda kendimi acemi hissettim.

Bir ay az zaman değil insan hayatında.  Bazen çabucak geçse bile hastalıkta, hapiste, gurbette hiçte yani bir yerde sayarak geçen zaman içinde bir ay saya saya bitmeyecek bir zamandır.

Bazen de bir ay öyle bir zaman dilimdir ki; Nasıl geçtiği adeta göz açıp kapayıncaya kadar denilecek andır.

Bir önceki yazımızda demiştik ki umreye gidiyoruz ve hakkınızı hela edin gelirsek görüşürüz demiştik.

Bir ay geçti aşağı yukarı ve müthiş bir kutsal yolculuğun ardından memleketimize döndük.

Gündemi oralardan takip ettik ama elbette bizler oraya ibadet amaçlı gittiğimiz için önceliğimiz manevi gündem oldu. Tabi olarak ülkemde ne oluyor, memleketimde ne oluyor diye haberleri takip ettik. Ancak hiçte azımsanmayacak kadar bir kafilenin sorumluluğu üzerinizde olunca; Mustafa Kemal Atatürk’ün veciz bir sözünde dediği gibi “ Sorumluluk yükü her şeyden ölmekten bile ağırdır”. Bu ağırlı ile kafamız daha çok oralarda oldu.

Afrin harekatını takip ettik. Birlik beraberliliğimiz için hem şahsi dualar ettik ve hem de Kabe’nin karşısında, Resülullah’ın karşısında ülkemiz, bayrağımız, devletimiz ve ezanımız için topluca dualar ettirdik. Allah her türlü beladan kahraman ordumuzu, polisimizi tüm güvenlik güçlerimizi korusun dedik. Benim için benim yanıma 19 yaşında gelmiş genç astsubay çavuş iken yükselip binbaşı olan Mithat duncanın afrinde şehit olması içimi acıtan olaylardan biriydi.

Elbette başka ölümler de oldu. Dayızademin daha otuzlu yaşlarda vefat edip üç evladı geride bırakan Adem’ de üzdü bizi.

Başkaca olaylarda oldu. Bir zamanlar yüksek faizlerle halkın gözünü boyayıp sonra da patlayan bankerler gibi bir genç adam pek çok adamı dolandırıp kaçtı. Oralardan gülelim mi ağlayalım mı anlayamadık. Çıtır çıtır yüksek faizleri yerken ye, yaprağına gelince sesin değişsin.

Memleketimiz dede neler olduğunu çok detaylı olmasa da takip ettik.

Galiba en önemli olanlardan biri medyanın aldığı karar dı. 13 yerel gazeteden 4’e düşen gazete sayısı ile bence basın Kırıkkale de daha başarılı olur, daha çok söz sahibi olur.  Zira birlikten güç doğar ve inşallah bu birliktelikten memleketime bir televizyon doğar. Koca il olacaksın ama bir televizyonun bile olmayacak. İnşallah bu birliktelik her türlü hayırlara vesile olur.

Evet gideceğimiz gün nedenini bilmediğimiz bir hastalı ile serum yiyip bir saat sonra yola çıktığımız arınmaya yolculuğumuz dolu dolu bir program ile nihayet buldu. Beraber gittiğimiz benim deyimim ile cennet yolcuları, Hz Fatma, Hz. Hamzalar ile birlikte Hastalandık, üzüldük, heyecanlandık, sevindik, her duyguyu beraber yaşadık ve elhamdülillah ailelerine teslim ettik.

Dünya dönüyor. Bizim gitmemiz nasıl deryada bir Damal suyun buharlaşması gibi bir şeyse memlekete dönmemiz de öyledir. Bu yazıyı yazdık çünkü deryada bir damlada olsak duygumuz, özlemimiz var. Arınmaya yolculuğa çıktığımızda nasıl oranın özlemi bizi kendisine çekiyorsa memleket de aynı şekilde çekiyor. Yani kısaca dünya dönüyor ve hayat devam ediyor.

Biz giderken dediğimiz gibi Beytullah’ın karşısında Resulullah’ın karşısına Rabbimize dualar ettik, hatalarımızda günahlarımızdan af diledik, özür diledik hatalarımızın olduğu insanlarla manen helalleştik. İnşallah kabuldür.

Selam ve dua ile… 

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  YORUMLAR
Gül Çif  -  07-04-2018 - 19:54
Allah makbul etsin. Tekrar gidin inşallah
Ayşe A  -  06-04-2018 - 10:58
UMRE Gazeteci Ayşe Arman, umreye gitti, izlenimlerini yazdı: Allah\'la buluşmaya gidin Hayatımın en “eşsiz” deneyimlerinden biriydi. Tarif edecek başka bir sıfat bulamadım. “Eşsiz.” Budur! Yemin ederim Umre’den dönmek istemedim. Ama ben, gazeteci gibi gitmedim. Ayrım şu… Her hangi bir yere, gazeteci olarak gittiğinde başka bir şeye dönüşüyorsun. İçinden yaratık çıkıyor, böcek çıkıyor. Gözlerini hırs bürüyor. İşin gücün haberi bulmak, çekip almak, süslemek, kotarmak oluyor. Kendini bırakmıyorsun, bırakamıyorsun, direksiyonda oluyorsun ve “Fotoğrafları çekelim, hikayeleri dinleyelim, bilgi alalım, insanlarla konuşalım…” Normal gazetecilik faaliyetleri yani. O zaman da beynin sürekli kontrol ediyor, her şeye hakim olmaya çalışıyor. “Şeklen” yaşıyorsun bir takım şeyleri, “kalben” değil. Duygularına teslim olamıyorsun. Oysa, ben Umre’ye öyle gitmedim. Aklımdan çok kalbim devredeydi, düşüncelerimden çok duygularım. Bıraktım kendimi. İstedim, çok istedim, bir tura katıldım ve gittim. Milyonlarca insan gibi. Ve teslim oldum! Akışa, o kalabalığa, o enerjiye ve Allah’a… Ben orada, normal hayatla bağlantımı kestim. Zaman durdu. Her şeyi geride bıraktım. Eşimi ve kızımı bile. Sanki onlar başka bir hayattaydı, ben başka bir hayatta. Onlarla telefonla konuşurken bile, istiyordum ki hemen kapatalım ben tekrar bu dünyama döneyim, seccademi kapayım, namaza gideyim… Bir iç yolculuğa çıktım. Biliyorum tuhaf geliyor bunlar, inanın bana da öyle geliyor, ama n’apim, olan bu, yukarıda Allah var, ben içimde başka bir ben keşfettim… Medine’de ayrı, Mekke’de ayrı şeyler hissettim. Ve çok şaşırdım. Sizden çok, ben kendime şaşırdım. Hatta, hayret ettim. “Bu, ben miyim?” dedim. Medine’deki Ravza Cami’nin ve Mekke’deki Kabe’nin önünde binlerce insan namaz kılarken kendimden geçtim. Öyle oluyorsun. Öyle bir kalabalığın, aynı anda, aynı eylemi yapmasından , büyük bir güce yakarmasından etkileniyorsun, elinde değil… Orada, birlikte olduğun insanların enerjisi sana yansıyor. Hepsi iyi niyetlerle gelmiş, temizlenmeye, arınmaya gelmiş… Oradan bir müthiş bir enerji yayılıyor, olumlu bir enerji. Aksi olsa, oradaki o kadar insan aklından kötülük, haset geçirse nefes alamaz hale gelirsin, öyle bir karanlık basar içine. İşte kutsal topraklarda tam tersine ben aydınlığı, ışığı hissettim. Herkesle “bir” oldum. Kabe’ye çekildim, mıktanıs gibi… Etrafında tavaf ederken sanki uçan bir halının üzerinde gibiydim. Kesik, kesik anlatıyorum, kusura bakmayın. Önce bir dökeyim içimi, sonra gün be gün anlatırım. Ama sizi uyarıyorum, ben böyle biriyim, duygularımı uçta yaşıyorum, belki de hislerimi abartıyorum, belki başkaları benim gibi hissetmeyebilir… Ama ben, benim gibi hisseden bir grupla gittim. Kuantumcu mu istersiniz, şaman mı, cerrah mı, mücevver tasarımcısı mı, iş adamı mı, avukat mı, mimar mı strateji uzmanı mı… Birbirinden renkli, birbirinden değişik insanlar! Hepimizin enerjisi tuttu. Aramızda bir “çıkıntı” yoktu. Müthiş uyumluyduk. Ve başımızda iki muazzam hoca vardı. Biri Hafız Selman Okumuş, diğeri İlahiyatçı Recep Can. Kutsal Topraklar’a onlarla gitmek de bir şanstı. Düz, duygusuz, sadece bilgi verici açıklamalar yerine, katman katman din tarihi ve kültürü dinledik. Ben 45 yaşındayım ve şimdiye kadar hiç namaz kılmadım. Orada 4 gün boyunca, 5 vakit kıldım. Tanla ve ben, grubun çocuğu gibiydik, onlar da bizim abimiz, ablamız gibiydi. Bize gösterdiler, duaları öğrettiler. Tarifi olmayan bir mutluluk içindeydik. Namaz kılmanın insanı müthiş rahatlatan bir yanı varmış. Hele secde etmek, inanılmaz bir teslimiyetmiş. Milyonlarca insanın arasında “hiç kimse” olmak, teslim olmak, kendini oradaki enerjiye bırakmak, bütün hayatımı gözden geçirmeme sebep oldu… O 4 günü, ben 40 günmüş gibi yaşadım! Bir de çeneme vurdu, herkese Umre anlatıyorum. “Mutlaka gidin” diyorum. Reklama ihtiyacı yok ama Allah’ın evinin reklamını yapıyorum! “Perşembe-Pazar da olabilir. Önce Medine, sonra Mekke” diye yol yordam anlatıyorum, “Mutlaka bizimki gibi bilgili, hoşgörülü hocalarla gidin” diye bir de akıl veriyorum… Sevindirik oldum. Allah affetsin, biraz da görgüsüz oldum. Çünkü ben o kadar insanla “hiç” olmaya aşık oldum! Ben orada, o kadar insanla “hiç” olurken, “bir” oldum. Ben orada kaybolmayı sevdim. Kimliklerden, sıfatlardan, süslerden, püslerden sıyrılmayı, arınmayı sevdim. En çok da şunu fark ettiğime sevindim: Orası hepimizinmiş. Kimsenin tekelinde değilmiş. Ne Arapların, ne Suidileri, ne sofuların, ne koyu dindarların ne de dininin bütün vecibelerini yerine getirenlerin… Benim gibi getirmeyenlerin de yeriymiş. Giderken biraz mahcuptum, sanki orada yerim yokmuş gibi hissediyordum, dua ederken ellerimi çekingen bir şekilde kaldırıyordum, Allahü Ekber derken sesimi yükseltmekten utanıyordum… Sanki bir parmak uzanacakmış, “Senin burada ne işin var!” diyecekmiş gibi… Gittim, gördüm. Ve artık biliyorum. Öyle bir şey yok. Orası herkesin, hepimizin. Kalbinizden geçiriyorsanız, gidin arkadaşlar
RABBİM KABUL BUYURSUN  -  03-04-2018 - 12:11
ALLAH İBADETLERİNİZİ VE DUALARINIZI KABUL ETSİN. İNŞALLAH O KUTSAL TOPRAKLARI GÖRMEK HERKESE NASİP OLUR. BİZ DE TAKİPÇİNİZ OLARAK KENDİMİZ İÇİN SEVİNİYORUZ, GÜNDEME DAİR YAZILARINIZI VE YORUMLARINIZI ÖZLEDİK. SAYGILAR,
Harun okcu  -  03-04-2018 - 09:16
Allah kabul etsin baskanim. Tekrar ve herkese nasip olsun.
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Şevket ÖZSOY
Hakan Gökkaya
Fazlı GÜVENTÜRK
Şuayip Bütün
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  10 Aralık 2018 Pazartesi
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net