22 Eylül 2018 Cumartesi
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Belediyeden  aşure ikramı
Belediyeden aşure ikramı
Yavru Kedi Hayata Tutundu
Yavru Kedi Hayata Tutundu
İnanç Rektör Yardımcılığına Atandı
İnanç Rektör Yardımcılığına Atandı
Öğretmene Darp İddiası
Öğretmene Darp İddiası
  YAZARLARIMIZ
Liyakat
10 Temmuz 2018 Salı Bu yazı 7768 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Liyakatin birbirine belli ölçülerde benzeyen birçok tanımı mevcuttur. Buna göre “liyakat”; görevi başarıyla yapabilme gücü olarak, bir şeylere layık olmayı ve bir şeyleri hak etmeyi de içermektedir. O halde liyakat, başarılı olma karşılığında “hak etme” anlamını taşımaktadır.

 

Aynı zamanda Arapça kökenli layık, uygun, yeterli anlamına gelen ve Batı dillerindeki “merit” terimine karşılık olarak kullanılan bir sözcüktür. Liyakat kavramını en net biçimde karşılayan kavramlardan biri de “yetenek”tir.

 

Tarihimiz ve kültürümüz daima liyakate önem vermiş ve bunu “işi ehline veriniz” anlayışıyla kodlamıştır.

 

Osmanlı Devleti de bu konuda İstanbul’un 16.yüzyıldaki hali hakkında en yetkin kaynaklardan biri olan, “Türk Mektupları” adlı eserinde Seyyah Busbecq, bu konuda: “Osmanlı’da herkes liyakat, bilgi, ahlak ve seciyesine göre bir mevkie tayin edilir. Ahlaksız, bilgisiz ve tembeller hiçbir zaman yüksek mevkilere çıkamazlar. Osmanlıların muvaffakiyeti ve bütün dünyaya hakim bir ırk olmalarının hikmeti budur. Türklerin en büyük düşmanı iltimastır.” demiştir.

 

Yine liyakatin ne ölçüde değerli olduğunu gösteren şu satırlar da Koçi Bey’e aittir: “yüksek makamların şunun bunun aracılığı ile verilmesi doğru değildir. En bilgilisi hangisi ise ona verilmek gerektir…Bir cahilin, sırf eskidir diye bir bilgilinin önüne geçirilmesi haksızlıktır. Bilgi ve diyaneti olunca, genç de olsa zarar vermez. Yaşlı ile genç, bilgi ve marifette eşit olunca yaşlının önüne geçmesi daha doğrudur. Amma bilgi ve marifetten hissesiz olunca 1000 yaşında da olsa halka faydası olmaz. Ve hakkı, yanlıştan ayıramaz.”

 

Osmanlı’da, Devlet’ten ziyade kişisel çıkarların ön plana çıkması, sistemde başlayan bozulmalara önlem alınamaması nedeniyle ortaya çıkan başıboşluk, zaman geçtikçe sistemi işlemez hale getirmiştir.

 

Sınava dayalı titiz bir göreve alma sistemine dayandığı kabul edilen dini kurumlarda bile kayırmacılık ve akrabaları tutmaların görülmüştür.

 

17 ve 18. yüzyıllarda vali olarak atanmak isteyen bir kişinin geniş bir hane halkına sahip olmasına gerek duyulmuş.

 

Kalemiye’ye(Bürokrasi) girecek olan kişilerin ya Kalemiye’de görev yapanların çocuklarından seçilmesi ya da Kalemiye’nin ünlü isimleriyle bir şekilde ilişki halinde olması da kayırmacılığın açıkça göstergesi olmuştur.

 

O halde; iyi işleyen bir bürokrasi, iyi işleyen bir devlet yönetimi oluşturabilmek için ilk olarak yapılması gereken, devlet hizmetine giriş aşamasında, göreve layık, hem hukuken hem de vicdanen bakıldığında rakiplerinden önde olan kişinin göreve seçilmesini yani liyakatin ön plana alınmasını gerekmektedir.

 

Hem göreve alınma esnasında hem de göreve alındıktan sonra ilerleyen kariyer yolları boyunca liyakatin temel alındığı uygulamalar yapılması, objektif değerlendirmelerle işe alım ve terfi mekanizmalarının işletilmesi halinde liyakat sistemi geçerli kılınırsa Osmanlı’nın akıbetine uğranmaz diye düşünüyorum.


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Musa HACIBALOĞLU
Hüseyin Güney
Fazlı GÜVENTÜRK
Gökhan Demir
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  21 Eylül 2018 Cuma
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net