27 Haziran 2019 Perşembe
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Kırıkkale'de bölgesel AFAD tatbikatı
Kırıkkale'de bölgesel AFAD tatbikatı
Hedefimiz 50 Dönüme Çıkmak
Hedefimiz 50 Dönüme Çıkmak
Bahşılı'da kamyon devrildi  1 yaralı
Bahşılı'da kamyon devrildi 1 yaralı
İstikrarlı başkan Güven Gündüz
İstikrarlı başkan Güven Gündüz
  YAZARLARIMIZ
ANNEMİN KARDEŞİNİN KISACIK HİKAYESİ
14 Temmuz 2018 Cumartesi Bu yazı 10225 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Yıllar önceydi, gençliğimin ilk çağındaydım, bıyığım, sakalım yenice çıkıyor, gençliğe adım atıyordum.O yıllarda, otuzlu yaşlarda talihsiz bir trafik kazası sonucu kaybetmiştik annemin kardeşini…

Hatırlıyorum hava sıcaktı, temmuz ayının günleriydi, gecenin ilerleyen vakitleriydi. Gece Bekçisi Şevki dayının gür sesiyle irkilerek, yatağımızdan doğruluyorduk.

İçimize bir sızı düşmüştü gecenin bu vaktinde ne işi vardı? gece bekçisinin evimizde…Gece bekçisi avazı çıktığı kadar bağırıyor gür sesiyle geceyi inletiyordu..Annem, babam çabucak yatağından kalkarken, bir yandan telaşla giyiniyorlar, diğer yandan da ''hayırdır inşallah'' diyorlardı.

Bizde kardeşlerimle acelece giyinerek onların peşlerine düşüyorduk. İçimizdeki sızı büyüyordu yolları adımlarken…

Gece bekçisi önemli bir şey yok Yetiş kaza yapmış ama bir şeyi de yok diye ilave ediyordu.Annemin yüreğinde sızı, gözünde yaş vardı. ''Bir şey oldu, bir şey oldu '' diyor, yoksa YETİŞİM öldü mü? diye ağlamaklı bir sesle soruyordu gece bekçisine…

Gece bekçisi susuyor, kırık bir sesle, yere bakarak sadece bir şey olmadı diyordu ve yine suskunluğa bürünüyordu.

Gecenin alaca karanlığında sadece annemin terlik sesleri duyuluyor caddede. Birde yine annemin boğazına düğümlenen hıçkırıkları... Gecenin sessizliğinde yüreklerimize kor düşüyordu mutlaka çok önemli bir şeyler olmuştu.

Gecenin bu vaktinde önemli bir şey olmasa gece bekçisi niye bizi bu vakitte çağıraydı diyordum, kendi kendime.
Belliydi, hissediyordum, çok önemli bir şeyler olmuştu. Herhalde annemin en çok sevdiği küçük kardeşini kaybetmiştik.

Anneme diyordum ağlama bak bir şey olmamış küçük bir kazaymış...Söylediklerime kendim inanmazsam da annemi inandırmaya çalışıyordum küçük aklımla.

Çok uzun sürmemişti, dayımların dededen yadigar iki katlı eski küçük kerpiç evlerine gelmemiz. Eve yaklaşmamızla beraber ağıt sesleri duyulmaya başlamıştı bile…
Ebemin, yengemin ‘’Yetiş öldü’’ ‘’YETİŞ öldü’’ feryatları kulağımıza geliyordu.

Annem duyunca onların bağrışlarını, olduğu yere yığılacak gibi oldu. Babam girdi koluna, eve kadar taşıdı. İki katlı , kerpiç duvarlı, tahta kapılı evin bahçesine vardığımızda dayımın cenazesi çatal tahta kapının önünde üstü örtülü idi.
Hala ağzından kanlar gelmekteydi, yengem adeta sürünerek geldi önümüze…

‘’Ablam, ablam canım ablam’’ diyerek annemle kucaklaştılar. Abla ‘’Yetiş öldü’’ diyebildi ve olduğu yere yığılıverdi. Annemde kendini yerlere attı, cemberi yere saçıldı, göğe savruldu, siyah saçları gözüktü, belki de ben bile annemin saçlarını ilk defa görüyordum.

Hemen yanlarındaydım, annem yerlere çalıyordu kendini... Saç, baş yoluyorlar ağıtlar yakıyorlardı ‘’bizleri bırakıp ta gencecik yaşta nere gittin Yetişim’’ diyerek ağıtlar söylüyorlardı…

Konu, komşu herkes ağlıyordu, bir gecede , bir anda , bir insanın saçları nasıl ağrırdı. İşte annemin saçlarının bir gecede, bir anda ağarışına şahit oluyordum. Yanaklarımdan dolu, dolu yaşlar süzülse de kendimi kaybetmemeye genç yaşımda metin durmaya çalışıyordum. bir köşeye oturmuş olanı biteni izliyordum.

&
Dayımı kaybettiğimiz geceyi anlatarak başlamak istedim yazıma. Şu satırları yazarken de gözümden yaş eksik olmadı ya! Dayımın hayali gözlerimin önünden bir film şeridi gibi gelip geçti. O geceyi hayalende olsa yeniden yaşadım, yaşadıklarımı bire, bir hatırlayamasam da, hatırlayabildiğim kadarıyla yazmaya çalıştım.

Annemin biricik kardeşinin ölüm yıldönümündeyiz..Otuzlu yaşlarda trafik kazasında kaybettiğimiz, acısını her daim yüreğimizde hissettiğimiz, gözümüzden yaş döktüğümüz, anneciğimin kardeşi dayımın hayali bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geldi geçti ve kısacık hayatı aciz satırlarıma düşüverdi.

Otuz yaşlarında, düz sarımtrak saçları, kalın kaşları, kahvemsi gözleri, atik, çevik görünen zayıfca vücudu ile kısa boyu, yüz hatlarında adeta yılların çilesini andıran çizgileri, ağzının içine giren pos bıyıklarıyla, mert, delikanlı, sözünün eri bir insandandı annemin küçük kardeşi…

Aklımın erdiği günden bu yana eski evimiz yakın olduğu için günaşırı gelir giderdi fakirhanemize. Annem hemen derme çatma balkonumuza sandalyesini koyar, dayım bacak, bacak üstüne atar, uzun samsun sigarasını yakar çayını yudumlardı. ‘’bacı gı’’ diye söze başlar bacısının hal ve hatırını sorardı. Tatlı,tatlı konuşurlardı bacı kardeş, yıllar gelip geçse de iki kardeş arasında, bu tür sağlam ,güzel , samimi, saf ilişkilere hiçbir zaman şahit olmadım.

Güldün mü gözlerinin içine kadar gülerdi. Çektiği yokluklara, sıkıntılara delalet eden yüz çizgileri kıvrılır birbirine karışırdı. Onca yokluğa, yoksulluğa rağmen ilçemizin en şık, en temiz giyinen gençlerindendi.

Her zaman düz sarımtrak saçları taralı, ayakkabısı boyalı, pantolonu, gömleği ütülüydü, yana doğru tarardı sarımsı saçlarını, yumurta topuk ayakkabısıyla dimdik yürür, dimdik konuşurdu. Jilet gibi giyindiği için ona arkadaşları JİLET Yetiş diye takılırlardı.

Hiç kimseyi ama hiç kimseyi kırmayacak,üzmeyecek bir yaratılışı vardı. Hele ki, iki bacısını ne kadarda çok severdi. Onlara hiç abla diye seslendiği vaki değildi. Hep bacı gı diye seslenirdi.. İki bacısı da en az onun kadar, ona düşkünlerdi.
Aralarındaki aile bağı oldukca kuvvetliydi. Birbirlerine hiç bir zaman , her ne şartta olursa olsun üzmeyecek, kırmayacak, kıyamayacak tavırları vardı.

Samimiyetin, kardeşliğin ilk örneklerini onlarda görmüştüm.Şimdilerde bu tür kardeşane ilişkileri görmek çok zordu.

Tarım ve hayvancılıkla uğraşan fakir İlçemizin bir çok insanı gibi, dayımın da düzenli bir geliri yoktu.İşsizliğin kol gezdiği ilçemizde, inşaat işlerinde, ara işlerinde yevmiye ile çalışmaktaydı.

O yılların onca yokluğuna, yoksulluğuna rağmen kazanılan paranın bereketi vardı.O günlerin şartlarına göre evlerinde hiçbir şeyin eksik olduğu vaki değildi.Mutlu, huzurlu, umutlu bir hayat yaşayıp gitmekteydiler, işte bir çokları gibi hayata nazire edercesine…

Din, abdest, namaz işlerinden yoksundu. Aslında bunda bana göre kendisinin pek de kusuru yoktu.Nasıl yetişmişse öyle devam etmişti kısacık hayatı.

Ramazan aylarında orucunu tuttuğu tutardı. Bayram gününde onu İlçemizin ünlü meyhanecisi Topal Osman’nın meyhanesinde bulmak mümkündü. İçki içiyor olmasına kızıyor olsam da, her şeylere rağmen kalbinin iyilikle dolu olduğuna emin olduğum ahlaklı güzel bir insandı.

Annem, teyzem, kimi zaman onu öylesine özlüyor, öylesine yokluğunu hissediyorlar ki kelimeler tarife kifayet etmiyor. Adı anıldığında, hemen her yanı bir hüzün yayılıyordu.

Dayımın sağken bulunduğu ortam renklenir, neşeli hale bürünüverirdi. Babamın kimi zaman onca bağırmalarına, kızmalarına rağmen küslük nedir, dargınlık nedir bilmezdi. Belki fiilen dinden uzak gibi görünse de yaptıklarıyla, ettikleriyle, davranışlarıyla, Müslümanlığın kimi vecibelerini yerine getiriyor, yaşıyor gibiydi aslında.

1980’ li yılların başlarında henüz darbe olmamışken, büyük dayımla sağ sol kavgaları, tartışmaları yaparlardı.Dede yadigarı, kerpiçten yapılma iki katlı, alt katı dam olan, üst katı salonlu iki odalı fakirhanemize gelir giderlerdi.

Hemen başlarlardı tartışmaya, sen öylesin, sen böylesin derken bir de bakmışın tutuşmuşlar abi, kardeş kavgaya , gariban anacığım girerdi araya, zar, zor ayırırdı onları…

Sonra anam ağlar bu seferde başlarlardı bacılarının etrafında dönmeye, onun gönlünü almaya…

Daha sonraki yıllarda, büyük dayım devlet işine girdi. Bu vesileyle anlamsız kavgaları son bulmuştu. Bu arada 12 Eylül ihtilali ve asgari müştereklerde dahi birleşmeyenleri askeri müştereklerde birleştiiyordu. Ortalık bir anda durulmuş, her yana asker hakim olmuştu.

Küçük dayım öylesine sağlam bir karaktere sahipti ki … İnandığı idealleri uğruna canını dahi verebilirdi. Komünizmi savunuyor, komünizmle her şeyin hakça, adaletçe paylaşacağına inanıyordu.

Önceleri Ecevitçi, sonraları Baykalcı olacak, ölene kadar onları savunacaktı. O yıllarda babamın akrabalarından bazılarının önemli mevkilerde olmasına rağmen onların işe alalım tekliflerine ben sağcıların verdiği ekmeği yemem diyecek kabul etmeyecekti.

Sonra ki yıllarda dayım, babamın uzaktan bir akrabasıyla evlendi.1989 yerel seçimlerinde sol partiler Ankara’ nın bir çok ilçesinde belediye seçimlerini kazanmıştı. Ankara‘nın Yenimahalle Belediyesinde geçici olarak bir süre çalıştı.Sonra işten çeşitli sebeplerle ayrıldı.Kadro alamadı.

Dayım belki de siyasi olarak biraz durulmuş, biraz değişmişti. Çünkü güvendiği dağlara kim bilir belki de karlar yağmıştı. Uğurlarına baş koyduğu, mücadeleler verdiği insanlar mevki makam sahibi olunca nasıl da değişime uğruyorlardı. Herkes kendini, kendi çevresini zengin etmenin işe yerleştirmenin yollarını arıyorlardı.

Tüm bunlara rağmen herkesle, herkesimce sevilen sayılan, fikirlerine değer verilen biriydi.Sözüne, özüne güvenilen bir insandı.Bizim evde çok değeri vardı, fakir sayılabilecek evimizin en mutena yerine o oturur evde her ne varsa önüne yemesi için konulurdu. Balkona atılan sandalyeye kurulur, annem sandalye dibine çöker birbiriyle tatlı, tatlı konuşurlar çaylarını yudumlarlardı.

Bizlerde dahi dayımıza karşı bir hayranlık vardı ve gözümüze öyle büyük gelirdi. Fikri dünyası, meyhane hayatı bir tarafa hakikaten adam gibi adam belki de nesli tükenen bu günlerde izine pek de rastlanmayan karakterde, mizaçta bir adamdı.

İlkokul mezunuydu, ama sol fikirler adına komünizm adına öylesine çok şey biliyordu ki... Kimi zaman bu fikirlerini bize de anlatır can kulağıyla dinlerdik.
Yeğen derdi ;
‘’gün gelecek iktidara biz geleceğiz, bir kişinin , bir çok evi arabası olamayacak, seninde, benimde evimiz, katımız ,arabamız olacak hele bir iktidara gelelim yokluğu yoksulluğu bitireceğiz.Fakir fukara kalmayacak’’

Kısacık ömrü iyiliklerle gelip, geçmişti. İnandığı davasına ölene dek sadık kaldı. Her ne kadar inandığı değerler bizim değerlerimiz olmasa da sol fikirlere hep sahip çıktı.Dayımın siyasi tarafı bir tarafa insanlık tarafı belki de şu satırlara sığmayacak kadar büyüktü. Hakkın Rahmetine kavuşalı uzun yıllar oldu. Biz o yıllarda gençliğimizin ilk çağlarındaydık, şimdi ise dayımın vefat ettiği yaşı geçeli çok oldu.

Havanın çok sıcak olduğu şu günlerde annemin küçük kardeşi, Yetiş dayımı anmak adına bir şeyler yazmak istedim, eksik yazdım yoktur fazlası…

Aklıma gelmeyen bir çok yönlerinide yazamadım. Ama işin özü o ADAM GİBİ ADAMDI tarifine o kadar uyuyordu ki…Onu sevmeyen yoktu, hemen her cenah da bir saygınlığı vardı. Başkalarına yedirmekten, içirmekten, haz alırdı. Çok yemeklerini yedim. Allah gani, gani rahmet eyleye, rahmetini esirgemeye…

Bu arada başlı başına bir yazıya da konu olabilecek eşi Döndü gelini anmadan geçemeyeceğim. Döndü gelin de dayım gibi sevecen, cana yakın dünya tatlısı bir insandı. Dayımla birbirine öyle yakışıyorlardı ki anlatamam. Huyları huylarına, sözleri sözlerine benzeşiyordu.Birbirinin aleyhine tek kelime ettiklerini dahi hatırlamıyorum. Onca yokluğa ,yoksulluğa rağmen yok dediklerini, sızlandıklarını hiç duymadım. Birbirlerini her ne olursa olsun üzdüklerine, tartıştıklarına hiç şahit olmadım. Birbirlerini hep hoş gördüler, sevdiler, sevildiler başkalarına örnek bir yuva oldular.

Hasılı dünya iyisi iki güzel insanlardı. Dayımın beklenmedik ani, erken vefatından sonra çocukları da olmadığı için her ne kadar Döndü gelin kalmak istese de, çevrenin etkisiyle babasının evine gönderildi.
Belli bir süre sonrada duyduğuma göre bir köye kendinden yaşlı bir adama verilerek yeni bir hayata merhaba etti. Annem döndü gelinin ayrılırken çok ağladığını anlatır…hatta şu satırları yazarken de, dayımın ve Döndü gelinin zayıfca, kuruca vucudları, kısacık boyları, mütebessim yüzleri yaşlı gözlerimin önüne geliverdi hayalleri…

Ve belki de bizim gibilerine yaşanmış bu hikayeden düşecek nasihatlar vardı.


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Fazlı GÜVENTÜRK
Şevket ÖZSOY
Hakan Öztürk
İdris Aykul
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  27 Haziran 2019 Perşembe
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net