19 Ekim 2018 Cuma
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
TGF’de Büyük Bir Ailedir
TGF’de Büyük Bir Ailedir
Öztürk’ten Çiftçilere ve Taşıma Sektörüne Müjdeli Haber
Öztürk’ten Çiftçilere ve Taşıma Sektörüne Müjdeli Haber
Ticaret Borsası’ndan enflasyon mücadelesi
Ticaret Borsası’ndan enflasyon mücadelesi
Fikir Sizin Kırıkkale Hepimizin
Fikir Sizin Kırıkkale Hepimizin
  YAZARLARIMIZ
Adnan_OKTAR_Babuna'lı İHANET!!!
16 Temmuz 2018 Pazartesi Bu yazı 5281 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Doksanlı yılların sonuna gelinmişti. Artık 2000'lere ramak kalmıştı. İnternet henüz daha evlere girmemiş, cep telefonlarının nadir kişilerde ve iş adamlarında bulunduğu zamanlardı. 80'li yıllardaki merkez sol parti olan SHP ile merkez sağ parti DYP'nin koalisyonundan bu zamana kadar sağ ve dol partiler hiç biraraya gelmemiş, MHP ve DSP koalisyonu ile tarih tekerrür etmişti. Doç.Dr.Osman Durmuş sağlık bakanı olmuş ve ilk defa Kırıkkalemizden de bir bakan çıkmasının sevinç ve gururunu yaşamıştık.

O yıllarda internet ve android telefonlar insanları henüz esir almadığı için sosyal diyaloglar daha güzeldi ve haberler de gündüz gazetelerden akşam da televizyonlardan takip edilirdi.

Uzaya uydular yeni yeni fırlatıldığından televizyonlarda henüz dijital kanallar yoktu. 8-10 tane karasal yayınlarla akşam haberlerini izlerdik. Akıllara durgunluk veren sorularıyla haber dinlerken bizleri güldüren Reha Muhtar, izlerken düşündüren Ali Kırca ve haber sonu yorumlarıyla Engin Ardıç her akşamki tutkumuzdu bizim.

Yine bir akşam haber bülteni izlerken gözyaşlarına boğulmuş "kurtarın beni" diyerek yakaran bir adam çıktı ekranlara. Öyle ki; bütün tv kanalları ortak yayın yapıyordu sanki. İnsanların yüzlerine tebessüm veren Reha Muhtar'ın bile haber sunumu dramatize olmuştu adeta. Doktor bir ailenin çocuğu olduğunu, ilik kanserine yakalandığını, yeteri donör bulunamazsa 10-15 gün içinde öleceğini beyan ediyordu. Ülke olarak hemen her gün geri sayım yapıyorduk sanki. İnsanlar dua bile ediyorlardı iyileşmesi için. Herkes kan vermek için seferber olmuşlardı. Uygun kanın bulunması halinde, kanı uyana o günün parasıyla 10 milyar lira para ödülü ve kan merkezi açmayı vadetmişti. Hatta kampanya öylesine hızlı bir şekilde büyümüştü ki, bir stadyumun ortasına konser verir gibi kan araçları çekildi, sırasıyla kan toplanıyordu. Kampanyaya TSK dahi katılmıştı. Bir can kurtarmak için gece gündüz kanlar toplanıyor, hadi birisininki tutar mı diye umutla bekleniyordu. Ömrünün son haftasına girilirken dilekolay 120 bin kan örneği alınmıştı. O dönemleri hatırlayanlar bu kişiyi hemen tanımışlardır balki! Bu kalpazan, o yıllarda vatandaşımızın aklıyla edercesine duygularını suistimal eden adam; bugünkü Adnan Oktarın müridi OKTAR BABUNA idi.

Herkes yürek yangını kan veredursun, bir anda sağlık bakanımız Osman DURMUŞ'un açıklamaları hepimizin düştüğü vahim durumu ortaya serivermişti. Bir nevi gözlerimizi açmıştı. Toplanan kanların usulsüz olduğunu, bu kanların bilinmeyen bir yerlere götürülüp insanların kan yapılarına göre hastalıklar türetilebileceğini söylemişti. Hatta bundan sonraki yıllarda da savaşların silahla değil, soğuk savaş olup hastalık ve belâlarla savaşabilineceğini işaret etmişti o zamanlar. Kanlar nerede sorusunun karşılığı boş kalmıştı. Çünkü 120 bin ünite kanın sadece 40 bin ünitesi iade olmuş, 80bini kaybolmuştu ortadan.

Insanlarımız saftı, masumdu. Olası bir sahtekârlığa ihtimal vermemişlerdi. İlk kez böyle bir dolandırıcılıkla karşılaşıyorlardı. Ne bir çiftlik bank, ne telefon şebekesi sahteciliği ile karşılaşmamışlardı henüz. Yenilen gıdalar masum ve hilesizdi o yıllar. En büyük hile pirincin içine katılan taş ve sütün içindeki su miktarıydı sadece. Peynirlerin margarinden değil sütten yapıldığı, insan hayatının günümüzdeki kadar ucuz olmadığı yıllardı. Bir anlamda zihinlerin daha henüz GDOsu bozulmamış ve organikti.

Farkındasınız değil mi; bugünkü zehirli kenelerin, ölümcül kuş ve domuz griplerinin ne şekilde türediğinin... Daha 10 yaşındaki çocuğun nasıl kansere yakalandığının ve ömrü boyunca neslin ne tip hastalıklarla mücadele ettiğinin farkındasınız!. O zamanlarda sağlık bakanımız Osman Durmuş da bunu anlatmaya çalışmıştı. Ne hikmetse 15 günlük ömrü kalan Oktar Babuna denen cibiliyetsiz adam yıllar sonra israil kuklası Adnan Oktar'ın müridi olarak çıktı karşımıza.

Harun Yahya ismiyle ortaya çıkıp, insanların güven ve beğenisini kazanan, sonra Darwinin evrim teorisinin yalanlarını ortaya seren kitaplar yayınlayan ve bu kitapları Cuma namazı çıkışlarında halka dağıtan, bilimsel dergiler, CDler yayınlayan Adnan Oktar ve müridi Oktar Babuna'nın birarada oluşu tesadüfmüdür sizce?! Şirketlerine el konulup emniyette sorguya çekilmesi, İsrail tarafından neden tepki görmüştür acaba?!. Yıllarca yüce dinimiz İslamiyetle alay edilircesine televizyon kanallarında müstehcen, ahlâksızca sahneler sergilemeleri, kabul edilir bir durum da değildi zaten. Esasında bu müdahalede geç bile kalındı.

Evvelâ İsrail ajanı bu iki şarlatanın arkasındaki gücünün ve para kaynağının nereden geldiği araştırılmalı, sonrasında toplanıp kaybolan kanların ve insanların manevi değerlerle alay edenlerin tek tek hesabı sorulmalıdır.

Bu devlet çok çekti ve halâ çekmekte hainlerden. Artık ya devlet başa, ya kuzgun leşe!!!

Sağlıcakla kalın...


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kırlangıçoğlu Oktay
Şevket ÖZSOY
Fazlı GÜVENTÜRK
İsmail Dursun Kuzucu
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  18 Ekim 2018 Perşembe
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net