17 Ekim 2018 Çarşamba
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Delice SYDV’den ihtiyaç sahiplerine temizlik hizmeti
Delice SYDV’den ihtiyaç sahiplerine temizlik hizmeti
Aile İçi İletişimin Temel Unsurları
Aile İçi İletişimin Temel Unsurları
 İşi ehline vereceğiz
İşi ehline vereceğiz
Vatanımızın Milletimizin Yanındayız
Vatanımızın Milletimizin Yanındayız
  YAZARLARIMIZ
TÜRK’E MEKTUP-1
10 Ağustos 2018 Cuma Bu yazı 4227 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Bazen insan içinde bulunduğu ortamı çözümlemekte zorlanır. Bulunduğu ortam ve zamanı kanıksar ve onun normal olduğunu düşünerek yaşamaya başlar. Yani alışır. İşte bu alışma tehlikelidir. Çünkü sormaz, sorgulamaz sadece günü yaşamaya devam eder gider.

            Bu günlerde bir önceki yazıda dediğim adı konmamış savaşı benim güzide ülkem kendini büyük addeden ülke ve onun kuyruklarına karşı amansız bir şekilde sürdürüyor. Bu savaş neden var? Neden bizim üstümüze bu kadar çullanıp, yok etmeye çalışıyorlar.

            Bunun pek çok nedeni var ama bizim sadece Türk olmamız bile bu savaşta onların karşısında olmamız için yeterli sebeptir.

            İşte bu durumu gören bağımsız Bosna  Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı 2003’de aramızdan ayrılan  Türk  İslâm âleminin ‘Bilge Kral’ı, yakin dönemin dünya tarihine damga vuran şahsiyetlerinden biri olan Aliya Izzetbegoviç bakin  yazdığı mektup ile Avrupa’nın gerçek yüzünü nasıl anlatıyor, Türklere nasıl sorumluluk yüklüyor…

            Biraz uzun olduğu için birkaç bölüm halinde çıkacak, lütfen takip edin, edin ki ne denli önemli bir mektup olduğunu ve günümüze nasıl uyduğunu görün değerli kardeşlerim.

“Merhaba Efendim,

Ben Aliya.

Aliya Izzetbegoviç.

Bosna-Hersek’in Cumhurbaşkanıyım.

            Sizi Devlet-i Aliye’nin en güzel şehirlerinden birinden, Bosna Sarayı’ndan, sizin daha sık kullandığınız haliyle Saraybosna’dan selamlıyorum.

            Bu kısacık sohbetimizde, parçası olduğumuz Avrupa’dan, Avrupa’nın ve Batı’nın aslında ne olduğuna dair bazı tecrübelerimden bahsetmek istiyorum.

            Belki bilirsiniz, benim dedem Devlet-i Aliye’nin ordusunda askerlik yapmıştı, Üsküdar’da. Orada tanıştığı bir Türk kızıyla, ninem Sıdıka ile evlenmiş. Babam Mustafa Bey, bu evlilikten doğmuş. Biz ailece 1927’ye kadar Bosanski Samac şehrinde yasadık. Bu şehir Sultan Abdülaziz zamanında Müslümanlara tahsis edilmiş, Semendire’den gelen Boşnaklar tarafından kurulmuş.

            Ben iki yasındayken Saraybosna’ya tasınmışız. Çocukluğum ve öğrenciliğim Saraybosna’da geçti. Bu dönemde Yugoslavya’da Kara Corceviç hanedanı hüküm sürüyordu. Bu hanedan, 19. yüzyılda Devlet-i Aliye’ye isyan eden Sırp Kara Corceviç’in kurduğu hanedandı.

            Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Corceviçier planlı bir şekilde Müslüman halkı yok etmeye yönelik politikalar uyguladı. Yapılan toprak reformuyla bize ait 10 milyon dönüm toprağa el koydular. Birçok zengin aile, bir gecede her şeylerini kaybetti, Müslümanlar varlıklı uyandıkları günün aksamına fakir bir halk olarak girdi.

            Bosna’da üç halk yasıyordu: Müslümanlar, Sırplar, Hırvatlar. Aslında onlar bizi Müslüman diye ayırmıyorlardı, bize Türk diyorlardı. Sırpların gözünde 1389 Kosova Savası’nda burayı fetheden Türkler bizdik yani Boşnaklar. (Siz de sorguladınız mı bilmiyorum ama ben 28 Haziran 1389 ile 28 Haziran 1914 arasında küçük de olsa kurnaz bir bağ olduğunu düşünmüşümdür. Hatırlarsınız, 28 Haziran 1914 günü, Saraybosna’da bir Sırp milliyetçisi olan Gavrilo Princip’in ateşlediği kursun, Birinci Dünya Savası’nı başlatmıştı. Bu savaşın en önemli amacı ise Devlet-i Aliye’yi çökertmek ve sömürgecilere karsı direnen son kaleyi tarumar etmekti. Bunu basardılar da.)

            Boşnaklara sorarsınız, tarihi hafızamızda üç tarihin çok önemli olduğunu söylerler. Birisi bu 1918. ikincisi Devlet-i Aliye’nin Bosna topraklarından çekilmeye başladığı, Avusturya-Macaristan’ın yavaş yavaş hüküm sürdüğü 1878. Son olarak da artik Türk hâkimiyetinin tamamen son bulduğu ve Sultan Abdülhamid’in resimlerinin duvarlardan indirilip Avusturya-Macaristan imparatorunun resimlerinin asıldığı 1908. Babam o günleri gözü dolarak anlatırdı hep. Çünkü 1908’den sonra biz Boşnaklar çok büyük sıkıntılar yasadık.

            İkinci Dünya Savası’ndan önce Sırplar ve Hırvatlar, ülkemizi ikiye ayırmaya karar verdiler. Hangi şehirde kimin daha fazla nüfusu varsa, o şehir o devletin olacaktı. Sırp ise Sırbistan’ın, Hırvat ise Hırvatistan’ın… Türklerin yoğun olduğu bölgelerde Türkler hiç hesaba katılmadan sayım yapılacaktı. Tuhaf olan ise Bosna’da en fazla nüfusa sahip milletin Türkler olmasıydı. İkinci ayrışmayı Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Yugoslavya’nın dağılmasıyla yaşadık. Bu yüzyılın bizce en hazin, en zalim, en yoksul vakitleri, 1992 ile 1995 arasına âdeta sıkıştırılmış o felaket günlerdi. Hele insan onurunun tamamen ortadan kalktığı, vicdanin yok olduğu, insanlığın, evet insanlığın kaybolduğu Temmuz 1995…

Bilge kralın yazdığı bu çok önemli mektup devam edecek…

Selam ve dua ile…




Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kırlangıçoğlu Oktay
Şevket ÖZSOY
Fazlı GÜVENTÜRK
İsmail Dursun Kuzucu
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  17 Ekim 2018 Çarşamba
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net