15 Aralık 2018 Cumartesi
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Sıfır Atık Geleceğe Değer Kattık
Sıfır Atık Geleceğe Değer Kattık
Çeşnigir'de Çalışmalar Başladı
Çeşnigir'de Çalışmalar Başladı
MKE  Memur Alımı Yapacak
MKE Memur Alımı Yapacak
Kırıkkale'den Azez'e eğitim yardımı
Kırıkkale'den Azez'e eğitim yardımı
  YAZARLARIMIZ
TÜRK’E MEKTUP-2
13 Ağustos 2018 Pazartesi Bu yazı 2298 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Bilge kralın günümüze ışık tutacak mektubuna bir önceki yazımızda başlamıştık. Şimdi bu önemli mektuba devam ediyoruz. Lütfen bir önceki yazıdan başlayarak okuyun daha anlamlı olacaktır.

            Efendim,
            Boşnak kime deniliyor? Sırplara ve onları himaye eden Avrupalılara sorarsanız, Avrupa’ya İslami yaymaya çalışan Türklere deniyor. Peki, Türklere sorsanız nasıl bir cevap alacaksınız? Çoğu, Boşnaklara Müslüman olmuş Slav bir irk diye tanımlıyor. Benim için irk zaten önemli değil. Hele 1992-1995 arasında yasadıklarımızdan sonra Boşnak isminin anlamı çok değişti. Ben size Boşnak’ı “Kültürünü, dinini, kimliğini sömürmeye çalışan güçlere karsı cani pahasına direnen millet” diye tanımlasam ne dersiniz, bilmiyorum.

Benim gözümde, Türkiye’den bize destek olmak için gelen savaşçılar da Boşnak’tır. Bosna ismini duyduğu an, kalbinin bir kösesinde küçük bir sizi hisseden başka milletlerin insanları da…

Dedelerimizin seksen yıl önce Çanakkale’de ve Yemen’de korumaya çalıştıkları şey neyse bizim Saraybosna’da ayakta tutmaya çalıştığımız şey oydu. Dünyayı sömürgeleştirmek isteyen, bunun için bazen dini, bazen dili bazen ırkı, bazen mezhebi kullanan işgalcilere karşı insanlığı, kardeşliği bir arada yasama idealini korumak için direndik. Bu idealin adi Bosna’ydı. Boğazı sıkıldı, kursuna dizildi, aç bırakıldı, tecavüz edildi, yalnızlaştırıldı ve ölüme terk edildi.

            O günü hiç unutmuyorum:

            Yugoslavya’nın artik dağılacağı belli olmuştu. Slovenya ve Hırvatistan, bağımsızlıklarını ilan ettiler, Avrupalı devletler onları hemen tanıdıklarını açıkladılar. Biz, Boşnakların, Hırvatların ve Sırpların birlikte barışla yaşayacakları bir devleti savunuyorduk. Ama Sırplar bizim gibi düşünmüyorlardı. Yugoslavya’nın hiç parçalanmadan, tamamıyla Sırp hâkimiyeti altında Büyük Sırbistan adıyla devam etmesini planladılar. Kimliğimizi yok edeceklerdi, bizi insan olarak bile görmeyeceklerdi.

            Yugoslavya ordusunun bütün silahlarına, Yugoslavya istihbaratının bütün araçlarına el koydular. Bosna-Hersek olarak bağımsızlığımızı ilan etmeye kalktığımızda Avrupa bizden referandum istedi. Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatların katıldığı referandumda % 64,4 bağımsızlık yönünde oy kullanıldı. Biz hakliydik ama o gün Sırp askerleri topraklarımızı, devletimizi işgal etmeye başladı.

            Silahımız yoktu. Tankımız, roketatarlarımız, uçaklarımız, bombalama da…

            Hepsine onlar el koymuştu. Birleşmiş Milletlere başvurduk. Avrupa’dan ve Amerika’dan adaleti, hakkı, hukuku, yıllardır savundukları demokrasiyi, hürriyet hakkını, kendi koydukları ve var olduğunu savundukları ilkelere sahip çıkmalarını talep ettik. Yardım dilenmedik, para ve silah da…

            Sadece ama sadece silah siz ve korunmasız halkı koruyacak bazı tedbirler talep ettik. Çünkü Birleşmiş Milletler bunun için kurulmuştu; barışı, demokrasiyi korumak, soykırımlara engel olmak.

            Toplandılar, bir karar açıkladılar. “Savaşın üstüne savaş eklemek istemiyoruz.”

Dediler. Silah satışına ambargo koydular.

            Bu ne demekti? Bütün Sırplar silahlıydı, ama artik ambargo sebebiyle, direnmeye başlayan Boşnaklara silah satısı yasaklanmıştı. Avrupa ve Amerika, Müslümanları, Türkleri yani sizin deyişinizle biz Boşnaklara elimiz kolumuz bağlı hâlde düşmanımızın önüne sürdü.

            1200 gün boyunca gece ve gündüz cehennemi yaşadık.

            1200 gün boyunca Avrupa’dan, Amerika’dan sesimizi duymalarını bekledik.

            Her gün bizi kandırdılar, her gün bizi aldattılar.

            Çare bulmak ümidiyle gittiğimiz her toplantının aslında düşmanımıza daha fazla zemin hazırlama çalışması olduğunu fark edince Avrupa’nın ne demek olduğunu anlamıştım

            Onlar için biz yoktuk. Avrupa’nın ortasında bir halk, sadece Müslüman olduğu için, hakkini-hukukunu demokrasiyle aradığı için katillerin önüne elleri bağlı halde terk edildi. Ben halkımı bir savasın yaklaştığına dair ikaz ettim, ama itiraf etmeliyim ki bir savaşın içinde olduğumuzu söylerken bile 20. yüzyılda bir millete soykırım uygulanacağını, hele bunun Avrupa’nın gözünün önünde ve hemen yanında, onların göz yummasıyla yaşanacağını hiç ama hiç düşünmemiştim. (Soykırım elbette soykırımdır.

            Mesela neredeyse ayni tarihlerde Afrika’da yaşanan ve bir milyon kişinin ölümüyle sonuçlanan Ruanda Soykırımı için Fransa Devlet Başkanı François Mitterand’in “Oralarda yaşanan şeylerin ciddiye alınmasını gerekli görmüyorum.” dediğini duymuştum. Orası Afrika’ydı. Yıllarca Fransızlar ve İngilizlerin sömürdükleri topraklar. Ben de Fransızların, İngilizlerin oralara bu kadar umursamaz baktıklarını biliyordum. Biz Avrupa’da olduğumuz için en azından bir sorumluluk hissedeceklerini düşündüm. Yanılmışım.)

            Peki, neler oldu Bosna’da?

            Bosna, dört bir tarafından Sırp askerleri tarafından kuşatıldı. Boşnaklar, tarihte esine az rastlanır bir direniş sergilediler. Kendi tüfeğimizi yapmaya çalıştık, kendi silahlarımızı üretmeye uğraştık. Şofbenden bombalar, soba borularından roketatarlar yaptık. Ama hiç tankımız ölmedi mesela. Savası yasamayan kişiye onu anlatmak çok zordur. Anlayamazsınız.

            Dört tarafa dağlarla çevrili bir sahre, her taraftan ateş edildiğini düşünün. Hareket eden her şeyi vurma emri veren bir zihniyet düşünün. Çocuk, kadın, bebek, yaşlı ayırmayan bir yöntem düşünün. Ağır silahlardan 700 bin merminin yağdığı bir şehrin ne hale gelebileceğini hayal etmeye çalısın. Milyonlarca bos kovan…

            Elinizdeki insani malzemenin tükendiğini… Şehirde gıda bitti, temiz su şebekeleri yok edildi. Elektriğimiz ve gazimiz yoktu. Odun ve kömürümüz de… Şehre giril ve çıkış da yapılamıyordu.

            Bilge kralın mektubu devam edecek. Lütfen takip edin bir sonraki yazı ile…

            Selam ve dua ile…


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
ahmet kankal
Kırlangıçoğlu Oktay
İsmail Dursun Kuzucu
Şevket ÖZSOY
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  15 Aralık 2018 Cumartesi
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net