23 Şubat 2019 Cumartesi
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Zafer için çalışıyoruz
Zafer için çalışıyoruz
Hırsızlık Operasyonu
Hırsızlık Operasyonu
Arkadaşlarını Tiyatroyla Buluşturuyor
Arkadaşlarını Tiyatroyla Buluşturuyor
Okul Sporları Atıcılık Müsabakaları Sona Erdi
Okul Sporları Atıcılık Müsabakaları Sona Erdi
  YAZARLARIMIZ
HUN TÜRK KURULTAYI
27 Ağustos 2018 Pazartesi Bu yazı 4328 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Hun Türk Kurultayının temellerini Andras Zsolt Biro adlı Macar antropolog ve beşeri biyolog (aynı zamanda Doğa Bilimleri Müzesi araştırmacısı) bir Kazakistan seyahati sırasında atmıştır.

2006 yılında Kazakistan’dayken veriler ve genetik örnekler toplayarak analiz etmiş, daha sonra şu anda Kazakistan sınırları içinde varlığını devam ettiren Madjar kabilesi ve Karpat Havzası Macarları arasında sadece isim benzerliği olmadığını aynı zamanda genetik bağlarının da olduğunu kanıtlamıştır. Araştırma sonuçları dünyanın en önemli bilimsel dergilerinden birisi olan “American Journal of Pysical Anthropology” de yayımlandı. Bu araştırma diğer ulusların da dikkatini çekti ve araştırma grubuna da büyük bir ün kazandırdı.

Ayrıca Kazakistan ve Orta Asya ülkelerinin dikkatleri Macaristan üzerine çevrildi. 2007 yılı aralık ayında Andras Zsolt Biro Kazakistan Kültür Bakanı Yermukhamet Yertisbayev’den bir nişan alarak ödüllendirildi. Ayrıca Madjar halkı fahri üyeliği de verildi.

 2007 yılında Kazakistan’da ilk “Madjar-Macar Kurultay” ı Andras Zsolt Biro önderliği ve bir Macar heyeti eşliğinde düzenlenmiştir.

2008-2010-2012-2014-2016’da Kurultay genişleyerek  aynı zamanda katılımcı sayısı artarak devam etti.

 

MACARLAR

 

Fin-Ugor kabilelerinin en eski yurdu Ural Dağları ile İtil arasındaki topraklardı. Bunların Ugor kolu daha sonra güneye sarkarak hayvan beslemeye elverişli bozkır bölgesine indi. Burada Onogur Türkleri ile komşu olarak uzun süre yaşadılar (M.Ö. 700 yıllarından itibaren). Bu uzun zaman içinde Onogur Türklerinin bir kısmı Ugorlar arasında eridi. Bu karışımdan tarihi Macar kavminin çekirdeği doğdu.

Avarların batıya ittiği Sibirler, Onogur ve Macarları buradaki yurtlarından çıkardılar (460). Onlar, Kafkaslara doğru göç ederek Kuban nehri yöresine yerleştiler.

Macarlar daha sonra Hazarların egemenliğine girdiler. Uzun süre onlarla birlikte yaşadılar. Macarlar, Peçeneklerin baskısı üzerine batıya doğru yeni bir göçe başladılar. Bu sırada onların başında Kabar Türk oymağından Arpad bulunuyordu. Peçenek baskısı devam ettiğinden en sonunda kendi adlarını alarak bugünkü yurtlarına geldiler (896).

Hükümdar Arpad, Karpat Havzası’na göçü sağlayan daha sonraki yüzyıllarda da hükmedecek olan Macar krallık hanedanının kurucu atasıdır. Macar tarihinin en önemli kahramanlarından biri, ulusun varlığının ve birliğinin sembolüdür. Yani bu milletin tarihi Arpad zamanında ve onun soyundan gelenlerin yöneticiliği zamanında yazılmıştır.

Onlar, Macaristan’a yerleştikten sonra altmış yıl Avrupa’ya fırtına gibi estiler. Rusya’da Kiev’den İspanya’da Madrid’e kadar, Atlantik ve Kuzey Denizi kıyılarından İtalya ve Yunanistan içlerine kadar Macar akınları aralıksız devam etti.

En sonunda Germenya Kralı tarafından ağır bir yenilgiye uğradılar. Macarların akınları da yavaşladı (995) ve 1000 yıllarında Hristiyanlığın Katolik mezhebini kabul ettiler. Bundan sonra yerleşik hayata geçerek devlet kuran Macarların tarihteki en önemli rolü şu olmuştur: Onlar Slavlar arasına girerek birleşmelerini önlemişler, aynı şekilde Germenlerin doğuya doğru yayılmalarına karşı durarak Balkan topluluklarını Germenleşmekten korumuşlardır.

Macarların öbür adı olan “Hungar”, “Onogur” sözünden gelmektedir. Bazı İslam kaynakları onları Türk asıllı sayarlar. Hristiyan oluncaya kadar Macarların rütbeleri, askeri teşkilatları, savaş taktikleri, hatta müzikleri bile Türklerinki gibiydi. Bundan dolayı Bizanslı yazarlar Macarları “Batı Türkleri” adı ile anmışlardır.

Macarlar Hıristiyan olduktan sonra ve Roma kültürü içine girdikten sonra Türklük özelliklerinin hemen hemen tamamını kaybettiler. Bununla beraber ilmi olarak kendi tarihlerini araştırmaya başladıkları zaman onlar arasında XVIII. Yüzyılda Türklüğe karşı ilgi ve sempati görüldü. Bunun sonucu olarak dünyada ilk Türkoloji Kürsüsü Budapeşte Üniversitesin de kuruldu (1870).


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Şuayip Bütün
Nursan Gül Annaç
Kırlangıçoğlu Oktay
Şevket ÖZSOY
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  23 Şubat 2019 Cumartesi
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net