19 Ekim 2018 Cuma
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
TGF’de Büyük Bir Ailedir
TGF’de Büyük Bir Ailedir
Öztürk’ten Çiftçilere ve Taşıma Sektörüne Müjdeli Haber
Öztürk’ten Çiftçilere ve Taşıma Sektörüne Müjdeli Haber
Ticaret Borsası’ndan enflasyon mücadelesi
Ticaret Borsası’ndan enflasyon mücadelesi
Fikir Sizin Kırıkkale Hepimizin
Fikir Sizin Kırıkkale Hepimizin
  YAZARLARIMIZ
O AN HİSSEDİLEN
20 Eylül 2018 Perşembe Bu yazı 4762 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Sabah namazını her zamanki gibi durgun ve düşünceli kılıp, camiden çıktıktan sonra caminin hemen yanındaki fırından gazete kâğıdına sarılmış bir ekmeği koltuğunun altına alıp, evine doğru ağır ve yorgun adımlarla yürüdü Mehmet amca.

            İki katlı küçük bahçeli evinin penceresinde Ayşe Teyze çayı demlemiş, sofrayı hazırlamış eşinin gelmesini duasını edip tespihini çekerken bekliyordu.

            Mehmet amca her zaman olduğu gibi bahçe kapısını kapatıp, ağır adımlarla merdivenleri çıktı. Ayşe teyzenin açtığı kapıdan selam verip girerken ekmeği elinden bırakmadan oturma odasının ortasına kadar geldi.

            Yerde bir yer sofrası; sofrada bir tabakta zeytin, diğerinde peynir ve diğer kahvaltılık vardı.

            Ayşe teyze elinde iki kişilik çaydanlık ve sahanda yumurta ile geldi oda oturdu. Televizyon ilk sabah haberlerini vermeye başlamıştı.

            Aslında kahvaltı yapmanın tek nedeni o saate sabah haberlerine bakmaktı. Nerde ne olmuş, kim kime ne demişten ziyade oğlunun görev yaptığı Güneydoğu’nun şehirlerinde çatışma olmuş mu, dili veya akılları varmasa da bölgeden şehit haberi var mı? Onu öğrenmekti.

            Kahvaltılarının hemen ardından Ayşe Teyze sofrayı kaldırıp, mutfağa taşımakla meşgulken son bir bardak daha doldurduğu çayı Mehmet amcaya uzattı.

            Mehmet amca çayını alıp pencere kenarına otururken, ekranlarda geçen haberlere de hem göz ucuyla bakıyor, hem de sunucun konuşmalarına her zaman ki gibi kulak kesiliyordu.

            Pencereden sokağın başına doğru bakıyordu. Sokak ıssız, sokak her zaman ki gibi sessizdi. Sonbahar rüzgârı sokak kaldırımlarında bulunan küçük bodur ağaçların yapraklarını sallıyor, adeta yapraklar sabah duasını doğmaya çalışan güneş ile birlikte yapıyordu.

            Sokağın caddeye bakan yolundan önde bir flamalı askeri araç çıktı. Çok ağır ilerliyordu. Hemen ardında plakası askeri olduğu belli belirsiz bir ambülâns göründü.

            Mehmet amcanın askeri araç ve ardından ambülânsı görmesi ile elleri titremeye başladı. Elindeki bardağı taşıyamaz hale geldiğini fark etti ve son bir hamle ile masaya bardağı bıraktı.

            Aslında araçlar sokakta ilerledikçe yerinden kalkıp kapıya koşmak istedi. “Hayır, burası değil aradığınız ev burası değil” demeyi çok istedi. Ama başaramadı. Son bir gayretle kaldırdı kafasını ve muhtarın evin önünde duran araçtan askeri kıyafetli komutan olduğu belli kişi ile indiğini gördü.

            Ayakları vücudunu taşıyamaz halde adeta sürükleyerek merdiveni inip kapıya yöneldi. Zaten bu arada kapının zili de çalınmıştı. Hemen ardından Ayşe teyzenin geldiğini görmedi gibi “hayırdır bey kim bu saatte” dediğini de işitmedi.

            Kapıyı açtığında sessiz bir feryat Mehmet amcadan ve bir çığlık Ayşe teyzeden geldi. Henüz komutan sözüne bile başlamamıştı.

            “Olamaz yavrummm” ağıtı Ayşe teyzenin sesinin son haddinde çıkması ile mahalleyi çınlatırken; Mehmet amca sessiz hıçkırıklara boğuldu.

            Aslında tüm şehit haberleri böyle veriliyordu. Ama komutan bu sefer şehit haberi değil, mayın patlaması sonucu yaralanan oğullarının haberini vermek için böyle gelmişti.

            Şehit olmadığı için acıları hafifleyen Mehmet amca ve Ayşe teyzeyi alıp, oğullarının askeri uçakla sevk edildiği hastaneye gittiler.

            Evet, aradan bir yıl geçmişti. O iki katlı pencereden babasının camiden çıkmasını bekleyen gazimiz belki yürüyemiyor ama ilk günkü gibi vatan sevgisi ile elindeki bilgisayara yazılar yazarak asker arkadaşlarına destek oluyor.

            Selam ve dua ile…

           

Not:Benzer yazıyı daha önce de yazdım ama gaziler haftası nedeniyle Ülke genelinde bir dergide yapılan yarışmada dereceye için yayınladığından tekrar yazmak istedim.


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  YORUMLAR
Şakir K.  -  22-09-2018 - 10:11
Vatan aşkı yüreğinde , Dalgalanmış, bayrak olmuş. Dile gelmiş, dağlar, taşlar, İnancınla hayat bulmuş. Çıktın yola, haykırarak: \"Vatan için aksın kanım, Ya şehitlik, ya gazilik, Bu yurt; benim canım, kanım.\"Rıfkı Kaymaz ne güzel demiş.
Davut  -  21-09-2018 - 18:41
Bilen bilir bu acıyı bilen bilir bu ani. Ne hisstettigimizi ne güzel yazmışsın güzel insan.
Perihan Kayak  -  20-09-2018 - 21:04
Kıymetli abim beni tanımazsın ama ben bir Assubay kızıyım. Yıllar boyu bu anlattığın manzarayı yaşadık hem biz hem büyükbabam babaannem. Ne kadar güzel sözcüklerle dile getirmişsiniz duygularımızı. Allah yiğit askerlere polislere yardım etsin.
Hamdi Baytu  -  20-09-2018 - 12:48
Müthiş. Çok güzel. Betimleme, anlatma, kelimeler ve gazinin önemi ancak böyle anlatılır. hocam eline koluna sağlık. İnşallah Allah hepimizi bağışlar.
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kırlangıçoğlu Oktay
Şevket ÖZSOY
Fazlı GÜVENTÜRK
İsmail Dursun Kuzucu
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  18 Ekim 2018 Perşembe
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net