20 Ocak 2019 Pazar
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Sungur'a Büyük Destek
Sungur'a Büyük Destek
Geriye Gidiş Bizi Fazlasıyla Rahatsız Ediyor
Geriye Gidiş Bizi Fazlasıyla Rahatsız Ediyor
Hırsızlık Operasyonu
Hırsızlık Operasyonu
KÜ 1.Lige Çıktı
KÜ 1.Lige Çıktı
  YAZARLARIMIZ
KARGA OLAN GÜL KIYMETİN BİLEMEZ
25 Aralık 2018 Salı Bu yazı 1462 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Rahmetli Neşet Ertaş, bozkır insanının düşündüklerini ve yaşadıklarını sazıyla ve sözüyle aksettiren sanatçılar içinde en çok dinlediğimdir. Abdal geleneğinin belki de son temsilcilerinden birisi, hatta sonuncusu… Muhakkak ki abdallık geleneği onunla başlamadığı gibi onun aramızdan ayrılışıyla da sonlanmayacak, ancak onun bu geleneğe kattığı tavır ve tat büyük ihtimalle bir daha hiç olmayacak.

Onun bu özelliğini inşa eden elbette ki doğup dolaştığı mekânlar, yaşadığı dönemin Türkiye’sinin içinde bulunduğu şartlar ile bizzat kendisinin yaşadıkları ve gördükleridir. Anadan öksüz kalışı, babasıyla düğün dernek dolaşarak boğaz tokluğuna oynayışı ve sonra da çalışı, aynen içinden çıktığı geleneğin felsefesine uygun şekilde her gördüğü güzele gönül verişi, en sonunda çaresiz bir sevdaya-karasevdaya yakalanışı, yurdunu terk edişi, kendisini önce sazına sonra meşrubat-müskirat ve mükeyyifata verişi, kısa da olsa hapishane hayatı, kadir kıymet bilir bir Anadolu çelebisinin “altın yere düşmekle pul olmaz” anlayışı çerçevesinde hareket edip o cevheri parlatmak için gösterdiği çabalar, bağrından çıktığı milletine geri dönüşü ve milletimizin onu baş tacı edişi, nihayetinde de devletimizin sahip çıkışı gibi başlıklarla açıklanabilecek bir ömür sürdüğü hepimizin malumu.

Ben ne şairim ne de edebiyatçıyım, ancak onun neler hissettiğini, onun gibi olmasa bile anlayacak kadar, bozkır denilen coğrafyada dolaştım, kendi çapımda yokluğu ve çaresizliği gördüm, gurbeti yaşadım ve nihayetinde ait olduğum ve bulunmam gereken yere döndüm. Benimle akran olmasına karşın onu benim gibi dinleyenlerin ve zihin dünyasında farklı yolculuklara yelken açanların sayısının çok da fazla olmadığını düşünüyorum. Hani derler ya “anlatılmaz yaşanır” diye, aynen onun gibi, ne eşim ne de çocuklarım onu benim gibi anlayamazlar, bunu biliyorum ve kabul ediyorum. Ne zaman rahmetliden bir parça söylesem ya da bir uzun havaya başlasam, bizimkiler hemen “babam yine başladı, yine dertlendi” diyor ve gülüyorlar. Varsın öyle düşünsünler “herkes kendi çağının ve coğrafyasının insanıdır, hatta hepimizin vatanı çocukluğumuzdur” diyerek kendi yoluma devam ediyorum.

Rahmetli anamın da dertli türküleri çok sevdiğini ve bana sürekli onları söylettiğini yazılarımda zaman zaman ifade ediyorum. Onları söyledikçe ben çocukluğumu yeniden yaşıyor ve o zamanlara gidiyorum tabii ki, bir film şeridi gibi geçip gidiyor gözümün önünden eski zamanlar... Bazen hıçkıra hıçkıra ağlamak geliyor içimden, bazen geride kalan bir damla gözyaşı oluyor ve onu göstermemek adına, “erkekler ağlamaz” diyen hanım sanatçıyı yalancı çıkarmamak için yönümü dönüyor, bakışlarımı kaçırıyorum etrafımdakilerden.

Rahmetlinin nasıl bir hayat sürdüğü hepimizin malumu, özel hayatın gizliliği esası doğrultusunda bu konuda kelam etmek istemiyorum. Bunun sebebi öncelikle kalpleri ancak Allah’ın bileceği gerçeği ve kişilerin kararının kendisini bağlayacağı anlayışıdır. Bir müzik üstadı olmadığımdan onun türkülerini tarz olarak kabaca uzun havalar ve oyun havaları şeklinde değerlendiriyorum. Türkülerine konu ettiği o kadar çok malzeme var ki, onlara girmeyecek sadece derinliği olduğunu düşündüğüm şu türküsü hakkında birkaç kelam edeceğim. Türkünün sözlerini kendi söylediği mahalli biçimiyle veriyorum:

 

Yar hoyrata datlı kelam eyleme

Hoyrat olan dil kıymetin bilemez

Kargayı bağına goyup ağleme/eğleme

Karga olan gül kıymetin bilemez

 

Kerem gibi canın nâra yakmıyan

Mecnun gibi çilesini çekmiyen

Yâr aşkına gözyaşları dökmiyen

Ağlamıyan sel kıymetin bilemez

 

Gül cemalin gayıp edip aratma

Şo gonümün ışığını garartma

Zülüflerin yâd ellere daratma

Kul olmıyan tel kıymetin bilemez

 

Kadir kıymet bilmek, bugün için unuttuğumuz ve son kullanma tarihi geçmiş kelime ve anlayışlardan olabilir, hatta rahmetlinin kendisi bir türküsünde:

“Bilemedim kıymetini kadrini

Hata benim günah benim suç benim…” diyerek bizlere öncülük etmiş ya da olacakları önceden görüp bunu bir nevi normal bir şeymiş gibi göstermeye çalışmış olabilir, işin orasını bilemeyiz. Kişisel olarak kendisinde çok kuvvetli bir iman olduğunu düşünenlerdenim, çünkü gösterişten uzak ve içinden geldiği gibi konuşan birisi olarak gördüğüm rahmetlinin Allah’a iman, mana âlemi, kader, tasavvuf, umut, aşk, sevgi vb. konularda o kadar derinlikli sözleri mevcut ki, bunları arka arkaya sıralamaya kalksam işin içinden çıkamam. Allah Teâlâ’nın Kur’ân-ı Kerîm’de insanın pek zalim ve nankör oluşuna dair epey bir Âyet-i Kerîmesinin mevcut olduğunu bilmeyenimiz yoktur herhalde. Her şeyi, olanı da olacak olanı da bilen Allah Teâlâ nankör oluşumuzla ilgili bu kadar söz söylüyorsa, o zaman bize karşı yapıldığını düşündüğümüz nankörlük karşısında neden şaşırıyor ya da bozuluyoruz? Sonuç nankörlük olsa dahi biz doğru olanı yapalım ve kadir kıymet bilelim derim.

Divan Edebiyatı denildiğinde konuların başında geleninin aşk olduğunu, aşk deyince de yelpazenin ilahi olandan beşeri olana ya da beşeri olandan ilahi olana doğru dairesel yönde hareket ettiğini biliyoruz. Aşkı insan dışında bitki ve hayvan motifi üzerinden anlatan şairler örnek olarak bülbül ile gülü tercih etmişlerdir. Toprağında güllerin bittiği ve güllerin dallarında bülbüllerin öttüğü Kırşehir coğrafyasından seslenen Neşet usta, bu türküsünde ilk örneği gül ve karga üzerinden, ikinci örneğini aşkta zirve görülen Kerem ve Mecnun’dan, son örneği de aşkın en son noktası olan kulluktan vermiştir. İlahi olanla beşeri olanı iç içe geçirerek ve mecazları kullanarak söylediği bu türküsü benim için çok anlamlıdır. İnsanlarla ilişkiler, sevginin derecesi ve gücü, mahremiyet gibi gerek sosyolojiyi ve gerekse kültürü ilgilendiren konularda irfanımızı da işin içine katarak düşünmeliyiz. Hayal ettiklerimizin, elde etmeyi düşündüklerimizin o kadar da kolay olmadığını, bedel ödemek gerektiğini dikkatimizden uzak tutmamalıyız. Kolay elde edilenlerin ve maliyeti az olanların kıymetinin düşük, süresinin kısa ve tesirinin de az olduğunu unutmamalıyız.

Kul olmamız ve kaybettiğimizi düşündüğüm irfanımızı tekrar elde etmemiz dileklerimle selametle kalın kıymetli dostlar…


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Bekir Eroğlu
Kırlangıçoğlu Oktay
Murat Karadağ
Fazlı GÜVENTÜRK
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  19 Ocak 2019 Cumartesi
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net