18 Temmuz 2019 Perşembe
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
6 Ayda 2 Bin 948 Vatandaşa  İş
6 Ayda 2 Bin 948 Vatandaşa İş
Minareden düşen imam ağır yaralandı
Minareden düşen imam ağır yaralandı
Belediyeden Ulaşım Araçlarına Denetleme
Belediyeden Ulaşım Araçlarına Denetleme
Proje Bedelimiz  2 Milyar  830 Milyon
Proje Bedelimiz 2 Milyar 830 Milyon
  YAZARLARIMIZ
Babadan Oğula, Dededen Toruna ‘’ VEFA ’’
25 Aralık 2018 Salı Bu yazı 3013 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

(Bu yazı 07 Haziran 2018 – Perşembe / 20. 00 ‘ de yazılmış ve bir dergiye gönderilmişti!)

          Yaşanmış olan bu hikâyemizin başlangıcı aslında günümüzden yarım asırdan fazla öncesine dayanıyor. Yâni 1955 yılından günümüze gelen bir dostluğun, vefanın hikâyesidir.

          Konunun tam olarak anlaşılabilmesi için, hikâyenin başından almak icap eder. İşin bu kısmı ise yıllar önce kaleme alınmıştı. Bunun için bilgi edinmek istendiği takdirde ise (Google  da arama kısmına ‘’Atmış Yıllık Dost’’) yazdığınızda karşınıza çıkacaktır.

          Bu noktada da başlangıcından itibaren ‘’VEFA’’ nın bilgilenilmesini bilhassa öneririm.

          Konumuzun bu bölümünde, olayın ana mimarlarından hayatta olan dede – oğlu ve torun ile bugün hayatta olmayan diğer kahramanının oğlundan yani benden bahsedeceğiz.

          Bahsedeceğiz ki toplumumuzun geçen süre zarfında nereden nereye geldiğinin gözlenmesine bir nebzecik olsun ışık tutulabilirse, neyin doğru neyin eğri olduğunu gözler önüne sermiş olalım. Böylelikle de geleceğimizin güvencesi olan evlatlarımıza örnek olunsun.

          Bunun yapılabilmesi için de karşılıklı olarak, hiçbir şey beklemeksizin neler yapılabilirmiş onu bir görelim istedim. Çünkü her şeyin çıkar ve menfaate odaklandığı günümüzün mü, yoksa bugün hasretini çektiğimiz geçmiş günlerin mi doğru olduğunu kıyaslayalım.  

          Aralık 2017’ nin son günlerinden biriydi. Telefonum çaldı, baktım bizim Doğan Bey Amca arıyor. Mutat olarak her mübarek günlerde ve bayram öncelerinde aramasına alışığım. Fakat ortada ne öyle bir gün, ne durum olmadığı ve yılbaşına daha süre olduğundan dolayı, birazda panikleyerek (- Buyur Doğan Bey Amca! Bir şey mi var?) dedim.

          Doğan Bey Amca (- Yok be çocuğum. Bizim Atalay’ ın oğlu Tuğberk yani torunum asker oldu ve acemi eğitimini bitirdi. Kısa dönem yapıyor. Kalan süresi için de Kırıkkale’ ye dağıtımı çıktı. Ben onun için aradım seni) dedi.

          Rahatlamıştım ve sordum (- Kırıkkale merkezde birkaç birlik var. Jandarma Askeri Depo Birlik gibi yerlerden hangisine dağıtımı oldu. Merkez mi yoksa taşrada bir karakol falan mı?) diye sorduğumda da (- Merkezde imiş, öyle öğrenmiş) dedi.

          Bunun üzerine Tuğberk’ in ne zaman geleceğini sordum. Yılbaşında dağıtım olacağını ve izin kullanıp Ocak ayının ilk yarısı gibi geleceğini bildirdi. Bende telefon numaramı vermesini ve Kırıkkale’ ye gelince terminalden beni aramasını, oradan aldırtıp ondan sonrasında ne gerekir ise artık bize ait olacağını söyledim.  

          12 Ocak 2018 günüydü, sabah saat dokuz gibi telefonum çaldı. Baktım arayan Tuğberk idi. (- Amca ben geldim ve Öğretmen Evindeyim. Size gelmek istiyorum) dedi.

          Neden terminale gelince aramadığını sorduğumda bana; (- Amca sabah sabah rahatsız etmek istemedim sizi) diye mahcup bir şekilde cevap verdi. Oysaki bizim törede böyle bir durum için rahatsızlık diye bir tanım söz konusu değil.  

          Bizim yetişmiş olduğumuz yıllardaki durumun günümüzde mazide kalmış oluşundan dolayı, şimdi yetişen gençlerimiz o günleri bilemediklerinden, onlara o günlerin adamlığı insanlığı ve değerleri de lâyıkıyla aktarılamadığından dolayı bu durumlarla karşılaşıyoruz. 

          Kahvaltı yapıp yapmadığını sordum. Yapmadığını söyleyince bize gelmesi ve birlikte kahvaltı yapmamızı, bulunduğu yerin bize yakın olduğunu, güzergâhı tarifim ile çok kolayca gelebileceğini, benim kendisini Dörtyol mevkii ışıklarda bekleyip karşılayacağımı söyledim. Hemen karşılamak üzere evden çıktım. Yaklaşık on dakika sonra buluşarak eve döndük.

          Kahvaltıdan sonra Doğan Bey Amca’ ya telefon ederek, emanetinin emîn ellerde olduğu haberini verdim. Sohbet sırasında birliğinin yerini öğrendim. Bizim eski 61. Piyade Alayı olan yer imiş. Şimdi ismi değişmiş ve ‘’Mühimmat Komutanlığı’’ olmuş.

          Ortanca oğlum Caner’ i arayıp durumu bildirdim. Bir ön araştırma yapmasını ve öğleden sonrası için gelip bizi götürmesini söyledim. Çünkü gece sabaha kadar yol gelen Tuğberk’ in bir süre dinlenmesi gerekiyordu.

          Mesai saati içinde teslim olması icap ettiğinden, öğleden sonra Caner gelip bizi alarak birliğine götürüp teslim işlemini yaptıktan sonra biz döndük.

          Başlangıçtan dört hafta sonra bir pazar günü çarşı iznine çıkıyor. Saat on gibi evde kahvaltı hazırlığı yapıyorduk ki telefonum çaldı, arayan Tuğberk’ ti. Bize gelmesini söyledim. Yine bir ay önceki gibi kahvaltı yaptık. Bizden telefonla ailesini aradı. Bundan sonra her hafta sonu bir cumartesi bir Pazar dönüşümlü olarak çarşı izni olduğunu söyledi.

          Ertesi hafta cumartesi yine aynı saatlerde çıkmış ve geldi. Küçük oğlum Evren’ i arayıp bize gelmesini ve tanıştıracağımı bildirdim. Geldi, sohbet muhabbet derken, bu defa büyük oğlum Alparslan aradı. Evde olduğumuzu söyledim. Kendisi organize sanayide fabrikada olduğunu ve mangal hazırladığını, müsaitsek davet ettiğini bildirdi.

          Hep birlikte çıkıp fabrikaya gittik. Alp’ le tanıştırdım. Bu vesileyle üç oğlumla da tanışıp görüşmüş ve aynı zamanda Tuğberk için değişik bir hafta sonu oldu. Saat beşe doğru da götürüp birliğine bıraktık.

          Bir ara hava değişikliğinden olsa gerek rahatsızlanıyor. Yüksek İhtisas Hastanesine götürüyorlar. Oradan beni arayıp durumu bildirdi ve bir tanıdık olup olmadığını sordu. Benim en küçük kardeşim Çağlar’ ın Yoğun Bakım Ünitesinin sorumlusu olduğunu, hemen durumu bildireceğimi ve kendisini aratacağımı, ne gerekiyorsa sağlanacağını, bunun için de endişe etmemesini bildirdim.  

          Devam eden hafta sonlarındaki çıkışlarında, birlikte olduğu arkadaşlarını da getirebileceği ve onlarında değişik bir ortam yaşamalarını sağlamamızın bir mahzuru olmadığını bildirdim. Bu şekle bağlı olarak ta iki arkadaşıyla tanışma fırsatımız oldu.

          Gelişinin üzerinden yaklaşık üç ay geçmişti. Turgutlu’ dan Doğan Bey Amca aradı. Oğlu Atalay Bey ve aile efradının Tuğberk’ i ziyarete geleceklerini bildirdi. Fakat rahatsız olduğu için uzun yola dayanamadığından kendisinin gelemeyeceğini söyledi.

          Benim telefonumu vermesini, geldiklerinde kendilerini misafir etmek istediğimi bildirdim. Atalay Bey, eşi Nuray Hanım ve kızı Tuğçem geldiler. Tuğberk’ e de gece izni alıp birlikten çıkarmışlar. Hep birlikte akşam oturup geç vakte kadar sohbet ettik. Memleketin önemli ve güncel konularından, hemfikir olarak bahsettik.

          Bu süreç içerisinde geçen mübarek gün ve gecelerde, Doğan Bey Amca gibi, Atalay Bey ve eşinin hiçbirisinin aksatmaksızın, bizi arayıp kutlamasını belirtmeden geçemeyeceğim.

          Sayılı gün tez geçermiş derler misali, zaten kısa dönem askerliğin son günlerine gelen Tuğberk’ in de vatan vazifesinin sonuna gelindi. Haziran başındaki son hafta izninde, hafta içi 07 Perşembe sabah 08. 30 – 09. 00 gibi terhis olacağını ve veda edeceğini bildirdi.

          Daha önceki izinlerinde müteaddit kereler istediğim halde bir türlü kısmet olmayan, annem ile tanışmalarını artık bu son hafta gerçekleştirmek farz olmuştu. Bu defa Tuğberk’ i alıp anneme götürdüm. Başlangıçta babasının halasından kaynaklanan bir tanışmanın devamına vesilesi oldu.

          Çarşamba akşamdan oğlum Caner’ i arayıp, sabah Tuğberk’ in terhis olacağını, Ocak ayında götürüp teslim ettiğimiz gibi, yarın da gidip teslim alıp, terminalden yolcu edeceğimizi, sabah 08. 30 da beni de alarak birliğine gideceğimizi bildirdim.

          Perşembe sabahı eşim ve Caner’ le birlikte birliğin nizamiyesine vardık. Tuğberk ve arkadaşı Onur’ u da alarak terminale götürüp, ikisini birlikte 10. 00 da İstanbul’ a yolcu ettik.

          Doğan Bey Amca’ ve Atalay Bey’ i arayıp emanetlerini salimen uğurladığımızı ve Cenabı Allah’ ın sonraki hayatında hayırlı huzurlu sağlıklı mutlu günler vermesi dileğimizi bildirdik. O günden beri de hepsiyle irtibatımız kesintisiz devam etmektedir.

          Atmış üç sene önce babam ile dedesi arasında Kozaklı’ da başlayan diyalog, tam yarım asır kesintisiz birinci şahıslar arasında sürüp gelmiş, devamında da oğuldan toruna intikal eden bir şekle dönüşmüş bulunuyor. Bu demek oluyor ki ‘’VEFA’’ dediğimiz zaman, bunun karşılığı sadece İstanbul’ daki bir semtin adı değil!

          Tabii bunun anlaşılabilmesi için de ya yaşamış olmak gerek. Yahut ta bunu yaşayandan dinlemek icap eder diye düşünüyorum. Ne mutlu böyle bir ömür boyu dostluk yaşayanlara

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Hakan Öztürk
Şevket ÖZSOY
Fazlı GÜVENTÜRK
Ülkü Kaya ÇELİK
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  18 Temmuz 2019 Perşembe
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net