22 Eylül 2019 Pazar
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Gasp  İddiası
Gasp İddiası
 Şehit Babacan Kabri Başında Anıldı
Şehit Babacan Kabri Başında Anıldı
Bahşılı’da Aşure etkinliği
Bahşılı’da Aşure etkinliği
Kayıp koyun havalandırmadan Çıktı
Kayıp koyun havalandırmadan Çıktı
  YAZARLARIMIZ
Yusuf Akçura ve Üç tarz-ı Siyaset
12 Mart 2019 Salı Bu yazı 3750 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Yusuf Akçura, 2 Aralık 1879’da Kazan’ın Simbir şehrinde doğmuştur. Babası çuha fabrikatörü olan Hasan Efendi, annesi ise Bibi Kamer Banu Hanım’dır. İki yaşında babasını kaybeden ve annesi tarafından büyütülen Akçura, maddi nedenlerden dolayı yedi yaşında İstanbul’a taşınmıştır. İlköğrenimine Mahmut Paşa İlkokulu’nda başlamış, Kara Hafız İlkokulu’nda devam etmiştir. Askeri Rüştiye’yi bitirip ardından da Harbiye Mektebi’ne başlamıştır. Ancak Harbiye’de Genç Türkler’e katılmak ve destek olmak suçundan arkadaşı Ahmet Ferit Tek’le birlikte Divan-ı Harb’e gönderilmiş ve askerlikten uzaklaştırılmıştır. Divan-ı Harp kararıyla Trablusgarp’a sürgüne gönderilen Akçura, bir müddet burada hapiste kaldıktan sonra, Genç Türkler’le Yıldız Sarayı arasında yapılan bir anlaşma neticesinde hapisten çıkarılmış, cezasını serbest bir şekilde çekmesine karar verilmiştir.

 Bir süre sonra rütbesi iade edilen Akçura, Trablusgarp fırkası Erkan-ı Harbiye’sinde öğretmen olarak çalışmaya başlamıştır. Kalan cezasını çekmemek için, 1899’da arkadaşı Ahmet Ferit’le birlikte Trablusgarp’tan kaçarak Paris’e geçmiştir. Paris’te Serbest Siyasi İlimler Okulu’na kaydolan Akçura, 1903’de “Osmanlı Saltanatı Kurumları Tarihine Ait Bir Deneme”  adlı çalışmasıyla okuldan üçüncülükle mezun olmuştur.

 Kazan’da kaldığı süre zarfında Kazan Muhabiri adlı bir gazete çıkartmıştır. Akçura, 28 Ocak 1905’de Rus hükümetine Rusya Türkleri’nin dini, idari ve milli taleplerini bildirmek üzere kurulan dört kişilik komisyonda yer almış ve Türkler’in taleplerini iletmiştir. 1905’de gerçekleştirilen Birinci Rusya Müslümanları Kongresi’ne de katılan Akçura, alınan karar gereği kurulan “Müslüman İttifakı Partisi”nin Genel Sekreteri olmuştur. Rus Çarlığı’nda Türkler’e uygulanan baskının artması sonucu takibe alınınca da Osmanlı İmparatorluğu’nda II. Meşrutiyet ilan edilmesiyle birlikte, 1908’de İstanbul’a dönmüştür. Akçura, I. Dünya Savaşı sonrasında İstanbul’un İngilizlerce işgal edilmesi sonucu Anadolu’ya geçerek, Türk Kurtuluş Hareketi’ne katılmıştır. Bağımsızlık Savaşı sonrasındaki milletvekili seçimlerinde İstanbul’dan milletvekili seçilerek 1923’de meclise girmiştir. 1925’de yeni kurulan Ankara Hukuk Fakültesi’nde siyasi tarih profesörlüğüne tayin edilmiştir. 1931’de Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’ni kurmakla görevlendirilen aydınlar arasında yer almış, 1932’de cemiyetin başkanı olmuştur. 11 Mart 1935’de, bir kalp krizi sonrasında, geride birçok fikri eser bırakarak hayata veda eden Akçura, İstanbul’da toprağa verilmiştir.

            Üç Tarz-ı Siyaset

Son dönemlerinde yetişmiş önemli fikir insanlarından Yusuf Akçura, ‚Üç Tarz-ı Siyaset isimli ünlü eserini Kazan’da yazmasına rağmen, Sovyet idaresinden çekindiği için, 1904 yılında Kahire’de çıkan Türk Gazetesi’nde birbirini izleyen iki makale olarak yayımladı. Üç Tarz-ı Siyaset, Osmanlı Devleti’ni kurtarma amacıyla ortaya konan üç temel fikriyatı fayda, zarar ve uygulanabilirlik açısından derinlemesine ve tarafsız şekilde inceliyor. Akçura’nın makalesinde üzerinde durduğu üç temel husus şunlar olmuştur:

 1- Bir Osmanlı ulusu meydana getirmek yani ‚Osmanlıcılık.

2- İslamcılığa dayanan bir devlet yapısı kurmak yani ‚İslamcılık.

3- Türk siyasal ulusçuluğu meydana getirmek yani ‚Türkçülük.

 

 Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük görüşlerinin karşılıklı olarak mukayesesini ilk defa Yusuf Akçura yaparken; Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük fikirlerini tahlil ediyor ve sonuçta en uygun siyaset tarzının ‚Türkçülük olduğu vurguluyordu. Eski Hristiyan tebaa ile yaşanan 1912 Balkan Harbi neticesinde Osmanlıcılık, I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Sultanının Halife sıfatıyla ‘cihad’ ilanına rağmen ortaya çıkan Arap isyanlar ile de İslamcılık fiiliyatta anlamlarını yitirmiş idi. Türkçülük ise neredeyse tek alternatif gibi kaldı. İttihâd ve Terakki’yi ve müteakiben Atatürk’ün de benimsediği bu fikir akımı doğrultusunda; Atatürk’ün ‘Millet’ tanımı da Yusuf Akçura’nın tanımı ile uyuşmakta idi. Nitekim, Atatürk: ‚Millet, dil, kültür ve mefkûre birliği ile birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir siyasi ve ictimai heyettir. derken, Yusuf Akçura’nın millet tarifinde dini birlik aranmadığı gibi, ana unsurun ırk ve dil olduğu, bu tanımlada Atatürk’ün görüşüne paralellik olduğu görülmektedir.

 

Makalede Akçura, dönemin üç önemli siyasi akımı olan Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülüğü ele almış ve bu siyasi akımların olumlu ve olumsuz yanlarını, uygulanabilirliklerini etraflıca tartışmıştır. Akçura’ya göre, artık Osmanlıcılık siyasetini izlemek imkânsızdır ve bunun nedenlerini beş başlık altında toplamıştır: Türklerin, Müslümanların, Gayrimüslim tebaanın, Rusya’nın ve Avrupa’nın büyük devletlerinin, Osmanlıcılık siyasetini istemediklerini ifade etmiştir. Kosova Ovası’nda çiftçilik yapan bir Hıristiyan Sırp ile Arap çöllerinde bedevi hayatı süren bir Müslüman’ın hangi ortak paydada bir araya getirilip, bir Osmanlı milleti yaratılacağını sorgulamıştır.

 

İslamcılık ve Türkçülük konusunda ise kesin bir yargıya varamayan Akçura, İslam’ın halen çok güçlü olmasına ve insanları bir arada tutacak güce sahip olmasına rağmen, dış engellerin İslamcılık siyasetine mani olacağını iddia etmiştir. Çünkü İslam ülkelerinin büyük çoğunluğu Hıristiyan devletlerin hâkimiyeti altındadır.

 

Osmanlıcılık

 

Akçura’ya göre Osmanlıcılık fikri yüksek bir gaye ve ümide sahip değildi. Tek maksat, yapay bir Osmanlı milleti inşa etmek, müslim ve gayrimüslim halkı aynı hak ve sorumluluklarla donatmak ve böylece Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye’yi eski sınırlarıyla, asıl haliyle muhafaza etmekti. İkinci Mahmud’un “Ben tebaamdaki din farkını ancak cami, havra, ve kiliselerine girdikleri zaman görmek isterim.” sözünü Osmanlıcılık siyasetinin başlangıcına delil gösteren Akçura, bu siyasetin yanında doğuda gitgide artan ırk ve din etkisinin göz önünde bulundurulması gerektiğini savunuyor. Gerçekten de baktığımızda Osmanlı’nın son döneminde dini ve milleti bambaşka onlarca unsuru bir arada tutabilecek güce sahip olmadığını görüyoruz. Ayrıca bu karma toplum düzenini, tebaadaki mutlak eşitliği, Müslümanlar ve özellikle Osmanlı Türkleri istemiyordu çünkü yeni ve yapay bir millet içerisinde erimek demek yüzyıllardır sahip oldukları ayrıcalıklardan vazgeçmek demekti. Öte yandan Osmanlıcılık fikri gayrimüslim halk için de bir çözüm değildi. Tüm dünyayı kasıp kavuran milliyetçilik fikri, farklı ırklardan olan bu tebaayı her geçen gün biraz daha bölerken sahip oldukları millet kavramını Osmanlı başlığı altında eritmeyi kabul etmeleri neredeyse imkânsızdı. Bahsedilen bu dahili unsurların dışında bu tarz-ı siyasetin memnun etmeyeceği devletler de vardı. Panslavizm siyaseti ile Osmanlı tebaasındaki Ortodoks Balkan milletlerinde gözü olan Rusya için Osmanlıcılık kabul edilebilir bir fikir değildi. Ayrıca Avrupa da Haç’ı Hilâl’in gölgesinde bırakacak bu siyasetin önüne geçmeye çalışacaktı. İşte tüm bu dahili ve harici engel ve etkenler sebebiyle Yusuf Akçura Osmanlıcılık siyasetini gayrimümkün olarak nitelendiriyor.

 

“Binaenaleyh, zannımca, artık Osmanlı milleti meydana getirmek ile uğraşmak beyhude bir yorgunluktur.”

 

İslamcılık

 

Gayrimüslim tebaanın çoğunun bağımsızlık elde etmesi ile Osmanlı idaresindeki tüm Müslümanlar ve dolayısıyla Türkler önce içte ardından dışta kuvvetli bir bağ ile birleşmeyi çare olarak gördüler. İslam’ın hâlâ süren gücünün arkasına sığınmak dönem şartlarında ve iç siyasette gerçekten de mantıklıydı fakat Akçura, harici engelleri İslamcılıkta oldukça kuvvetli buluyordu. Zira İslam dünyasının pek çoğu Hristiyan devletlerinin nüfuzu altındaydı. Müslim halka malik olan bu devletler tevhid-i İslam siyasetini menfaatlerine aykırı görüp Osmanlı Devleti’nin karşısında durabilirlerdi ve üstelik Müslüman halklar üzerindeki sınırsız yaptırım güçleriyle bu hususta başarılı da olabilirlerdi.

 

Türkçülük

 

Son tarz-ı siyaset olarak Türk Birliği’ne geçen Akçura bu siyasetin dış engellerini İslamcılığa göre daha az, iç engelleri daha fazla buluyor. Dili, soyu, âdetleri ve genelinin dinleri bir olan ve Asya’dan Avrupa’nın doğusunda kadar uzanan Türklerin birleşme fikrine hizmet edecek bu siyaset en etkin devlet olarak Osmanlı’ya başrolü verecekti. Ancak bu durum Osmanlı ülkelerinde yaşayan, Müslüman olup Türk olmayan ve Türkleştirilmesi de mümkün olmayan toplulukların elden çıkması demekti. Bu durum Yusuf Akçura’nın Türkçülüğün önündeki iç engelleri kuvvetli bulmasının asıl sebebiydi. Diğer yandan milliyetçilik fikrinin Osmanlı Türkleri arasında çok yeni olması ve İslamcılık gibi kuvvetli temellere sahip olmaması bu fikrin önündeki bir başka dahili engeldi.

 

“Yukarıdaki mütalaalardan şu neticeler çıkıyor: Osmanlı milleti yaratılması, Osmanlı Devleti için faydalara sahipse de gayr-i kabil-i tatbiktir. Müslümanların veya Türklerin birleşmesine dönük siyasetler Osmanlı Devleti hakkında eşit denilebilecek menfaat ve mahzurlar ihtiva etmektedir. Tatbikleri cihetine gelince, kolaylık ve zorluk yine aynı derecede denilebilir.”

 

Akçura, Osmanlıcılık fikrini faydalı ancak uygulama açısından imkânsız görüyor. İslam ve Türk Birliği siyasetleri ise kendisine göre Osmanlı için eşit fayda ve zararlara sahiptir ve uygulanabilirlik açısından eşit kolaylıktadır. Ancak uygulamaları uzun zaman alabilir ve çeşitli dış tehlikelere açıktır. Makalenin sonunda ise Akçura, Türkçülük ve İslamcılık arasında kaldığını açıkça belli ediyor ve Türklerin maziye olan unutkanlığından, Türk-İslam siyasetlerinin bir arada desteklenmesi hususunda da ısrarsızlıklarından şikâyet ediyor. 111 yıl öncesinden bugünün karmaşıklığına tutulan bu ışığın da sonu bir çözüme bağlanamıyor. Eserde ucu açık bırakılmış “Müslümanlık ve Türklük siyasetçilerinden hangisi Osmanlı Devleti için daha yararlı ve kabil-i tatbiktir?” sorusu Yusuf Akçura’nın zihninde sonradan bir cevaba ulaşmış olsa da, Akçura Üç Tarz-ı Siyaset boyunca Türkçülük ve İslamcılığa karşı mesafesini eşit tutmuş ve çeşitli sebeplere dayanarak üç tarz-ı siyasetin de olumlu ve olumsuz yanlarını okuyucuya aktarmıştır.


Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Hakan Öztürk
Şuayip Bütün
Mehmet ERKOÇ
Hakan Gökkaya
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  21 Eylül 2019 Cumartesi
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net