12 Nisan 2021 Pazartesi
 
ANA SAYFA   KIRIKKALE WEB TV  
Haber Ara  
 
34 Yıllık Büyük Tecrübe: Atılım Yapı Market
34 Yıllık Büyük Tecrübe: Atılım Yapı Market
OĞUZ BOYU DERNEKLERİ FEDERASYONU'NDA GÖREV DEĞİŞİMİ
OĞUZ BOYU DERNEKLERİ FEDERASYONU'NDA GÖREV DEĞİŞİMİ
19 Kişiye 118 Bin Lira Ceza
19 Kişiye 118 Bin Lira Ceza
Alt Geçidin Asansörü Aktif Hale Getirildi
Alt Geçidin Asansörü Aktif Hale Getirildi
  YAZARLARIMIZ
MİLLİ MÜCADELE'NİN 100. YILINDA KIRIKKALE'Lİ KAHRAMANLAR
19 Eylül 2019 Perşembe Bu yazı 14430 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Atatürk'ün 19 Mayıs 1919 yılında Samsun'a çıkmasıyla başlayan Anadolu'daki milli mücadele hareketi, Yüzüncü yılı dolayısıyla tüm Yurtta çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır.

            Amasya, Erzurum ve Sivas'taki milli ruhu galyana getiren çalışmalar coşkuyla hatırlatılırken 1919 Eylül Sivas - 1919 Aralık Ankara yaklaşık 3,5 aylık süre, özellikle Kırıkkale insanlarının tarihe imza attığı bir dönemdir ki; Nedense hep göz ardı edilmektedir.

            Bilindiği gibi Kırıkkale bir Cumhuriyet şehridir. Fakat bu şehir kurulmadan önce de bu bölgenin köyleri kasabaları mevcuttu. Bu köyler ve kasabalar milli mücadele döneminde o zor şartlarda üzerlerine düşen vatanseverlik görevini yüksek bir inançla yerine getirmişlerdir.

            Kırıkkale'nin o tarihlerde (Genel olarak 1919-1922 yılları arasındaki süre milli mücadele dönemi olarak kabul edilir) en yoğun ve gelişmiş yerleşim yeri Keskin ilçesidir. Kırşehir ve Ankara arasındaki coğrafya'ya özellikle ağırlığını koymaktadır.

            Mustafa Kemal Paşa Sivas'ta milli mücadelenin hazırlıklarını yaparken hedefinin artık Ankara olduğunun hissettirmeye başlamıştı fakat o zamanki Ankara Valisi Muhittin Paşa İstanbul'un aslında İngilizlerin emirleri doğrultusunda hareket ederek milli mücadele ve karşı faaliyetler yapıyordu. Özellikle Mustafa Kemal'i Ankara'ya sokmamak için Çorum ve Yozgat'ta İngiliz altınlarıyla kendisine tabi olunmasını istiyordu.

            13 Eylül 335 (1919)  tarihinde Sivas'ta  Heyet-i Temsiliye'nin şöyle bir karar aldığı görülür; "Lereyan-ı milli aleyhindeki harekat-ı hainanesi takarrur eden  ve devren Çorum'da bulunan Ankara Valisi Muhittin Paşa'nın derdestiyle muhfuzen Sivas'a sevki zımmında...."

            Muhittin Paşa aynı gün Ankara'ya dönmek için Çorum'dan ayrılır. Bunun üzerine Ali Fuat Paşa'ya (Cebesoy) tebligatta bulunuldu. Muhittin Paşa'nın tevkifi ile Sivas'a gönderilmesi rica edildi. Fakat anılan bölgede en uygun ve güvenilir Kuva-yı Milliye Keskin'di. Rıza Bey'e de ricada bulunuldu: ( Baykal- aynı eser s.5 ayrıca Kansu s.295)

            Çünkü adı geçen bölgede en iyi teşkilatlanma Keskin'de bulunuyordu. Keskin vatan severlik ve hürriyet ateşiyle ilk örgütlenen ilk yerleşim yerlerinden biriydi.

            Rıza Bey komutasındaki Keskin Müfrezesi 19 Eylül 1919 günü Keskin'le Elmadağ arasındaki Kılıçlar Belinde (Eski ipekyolu üzerindeki Demirli bel) Muhittin Paşayı  yanındaki 60 kişilik jandarma ile birlikte pusuya düşürmüşler. Paşayı yakalayıp jandarmaları serbest bırakmışlardır. Tutuklanan Paşa 4 Keskinli yiğit tarafından 2 günlük bir yolculuktan sonra Sivas'ta  Mustafa Kemal'e teslim edilmiştir.(Ayrıca bu konu, Keskin Cerit Kale köyünden Arap Ali oğlu Hacı Mehmet Bey'den tarafımca dinlenmiştir)

            Bu tarihi görev bölge de ve tüm yurtta sevinçle karşılanmış Milli Mücadele'de yeni bir sayfa açmıştır. Aynı Keskin Kuva-yı Milliye'si Mustafa Kemal ve Arkadaşlarını Kırşehir hududunda karşılayarak 27 Aralık 1919 cumartesi günü Ankara'ya ulaşıncaya kadar eşlik ederler.

            Tüm Şehitlerimizi ve o ana şahitlik eden Gazilerimizi saygı ve rahmetle anıyor, 19 Eylül 1919 günü'nü Kırıkkaleliler adına kutluyoruz.  

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  YORUMLAR
Adnan YILMAZ  -  27-12-2020 - 16:55
Tarih pozitif yaklaşım ister. Kurtuluş Savaşımızda henüz düzenli ordu kurulmadan önce irili ufaklı çetelerden ve bölgesinde nüfuz ve güç sahibi kesimlerden ciddi olarak yararlanılmış, işin açığı büyük yararlılıklarda göstermişlerdir. Bu kuvayı milliye yani milli güçler içinde yer alan her bir insanı rahmetle anmak gerekir. Ancak Mustafa Kemal gibi bu milli kurtuluşu örgütleyen ve sevk eden vatanı kurtaran birde yokluklar içinde son Türk varlığının bile yok edilmeye çalışıldığı Anadolu’da yeni bir türk devleti kuran kurucu önderimizle kuvacıları karşı karşıya getirerek malzeme çıkarmaya çalışmak da nafiledir. Keskin’li rıza beyin babası Halil Bey’ bile oglu idam edildikten sonra Mustafa Kemal Atatürk’ümüze saygısını ve sevgisini yitirmemiş. Oglunun idamı üzerine yazdığı şiirlerde bunu açıkça ifade etmiştir. Burada okurlar açısından Şu bilgileri sunmayı da yararlı gördüm Kurtuluş Savaşının çete savaşları dönemi içinde “Hamit’li Rıza” olarak ünlenen Kuvay-i Milliye şeflerinden Rıza Bey (Silsüpür) sonradan 1926 yılında Ankara’da idam edilmiştir.[ Rıza Bey’in babası dâhil tüm aile ve akraba efradı Mustafa Kemal’e karşı en ufak bir öfke ve kin duymamıştır. Rıza Bey’in babası oğlunun idamının acısıyla yazdığı şiirler Kırşehirli gazeteci Sayın Dursun Yastıman’ın arşivlerinde bulunmakta olup, tarafımdan el yazması olarak görülmüştür. Bu şiirlerinde Rıza Bey’in babası, oğlu Rıza’nın sürekli olarak Atatürk’e yanlış anlatılmış olmasından yakınmıştır. Kendisi birinci dönem Kırşehir milletvekilliği de yapan Rıza Bey meclisten aldığı yetkiyle Kırşehir ve çevresinden topladığı 600 kişilik süvari alayıyla birlikte batı cephesinde Yunanlılarla savaşmak üzere gitmiştir. Bu konuda F. Rıfkı Atay, Çankaya adlı eserinde özetle “Çetelere duyulan bu aşırı güven sırasında Keskin’li Rıza denen ve milletvekili bulunan haydut un bir süvari alayı ile kendi bildiği bir geçitten Bursa’ya girip, Bursa’yı düşmandan alacağını söylediğini, meclisin Mustafa Kemal’e rağmen kendisine bir alay kurdurtmak yetkisini verdiğini, bu alayın da ilk düşman ateşi karşısında dağılıp Türk köylerini yağmaya başladığını, ellerindeki silahlarında güçlükle geri alındığını” söylemektedir. Oğlu Ahmet Kasapoğlu tarafından anıları yayınlanan, Milli Mücadelede Soma – Bergama cephesinde Kırkağaç milli tabur ve Soma milli alay kumandanı olarak görev yapan Kasapoğlu Hüseyin Hulki Efendi 16 Ağustos 1920 Pazartesi günlüğüne şu notları düşer: “Bugün İnegöl ve Sülüklü ’de bulunan 600 mevcutlu Kırşehir Milli Suvari Alayı’nın Pazarcık’a çekileceği, yeni bir emre kadar bu alayın kumandanı Mebus Rıza Bey’in emrinde bulunacağımızı Suphi Bey bildirdi. Sabahleyin güneş doğarken bu alayın ileri bölüğü geldi. Bir düşman tayyaresi de arkalarını takip ediyordu. Bölükler Pazarcık’a girerken teyyare bomba attı. Bomba köyün sığırının içine düştü. Zayiat ve telefat vuku bulmadı.” Milli Mücadele boyunca Kırşehir’i ilgilendiren bir ciddi olayda Kayseri, Yozgat ve Kırşehir çevresinde çalışmalara başlayan “5 numaralı İstiklal Mahkemesi’nin kurulmuş olmasıdır. Mahkemenin en belirgin görevi; cepheden firar edenleri, firarı kolaylaştıranları, himaye edenleri, ordunun sevkinde ve toplanmasında gevşek ve ihmal davrananları, ordunun ve memleketin maddi ve manevi kuvvetini kırmak isteyenleri şiddetle cezalandırmak olmuştur. Şevket Süreyya Aydemir; idama mahkûm Kırşehir Mebusu, meşhur Hamitli Rıza Bey(Silsüpür) ile ilgili olarak cezaevinde birlikte, aynı koğuşta kalırken, Rıza Bey’in idamından kısa bir zaman önce Ocak 1926’da( İstiklâl Mahkemeleri’nin 10 Ocak 1926 tarihli kararıyla idama mahkûm edilmiş,11 Ocak 1926’da da cezası infaz edilmiştir) anı ve gözlemlerini şöyle aktarır: “Bir aralık cezaevinin bir odasında, mahkemenin hükmünü bekleyen bir mebusla(Kırşehir Mebusu Rıza Bey) bir arada kalmıştık. Aslında, bir köylüydü İri, heybetli, kara bıyıklı ve iyi huylu bir adamdı. Harp içinde veya mütarekeden sonra ortalık karışıp da her tarafta çeteler, gruplar ve mahallî sergerdeler türeyince, o da kazasında bir kudret olmuştu. ‘Padişahın Ankara valisinin kendisinin dağa kaldırdığını, Atatürk’e Ankara’nın yolunu açtığını ve onu Çankaya’ya kendisinin oturttuğunu ‘söylerdi: ‘Mustafa Kemal ne zaman otomobiline binse beni yanına alırdı. Simdi bunlar ne çabuk unutuldu? Bu Dâhiliye Vekili, bu Hariciye Vekili de kim oluyorlar ki? Ben silâha sarılıp da filan boğazı kestiğim zaman onlar neredeydiler? Yok, efendi yok, bu iş böyle sökmez!’ Sonra gözleri döner ve ağzına geleni söylerdi. Hiç bir teselli ve uyarma kabul etmezdi. Bir köy ağasıyken Millet Meclisinde mebus oluşunu, taşlı tarlaların sulu tarla, sulu tarlaların da birer çiftlik haline gelişini ve dağda sıra sıra davar sürülerinin dolaşmasını kâfi görmezdi: ‘Tabancayı belime takınca’ derdi ve belinde tabancayı takacağı yeri de eliyle gösterirdi. ‘Dâhiliye Vekilini de, Hariciye Vekilini de Allah’ın inayetiyle cebimden çıkarırım! Sen bana bak efendi! Bu iş böyle hallolur.’ Bu, aslında basit ve iyi adamın, bu kolay harekete getirilir benlik duygularını birtakım huysuzlar yakalamış ve onu galiba birtakım karanlık işlere sürüklemişlerdi. O mahkemede hâkim sandalyesinde oturanları, Meclis koridorlarında teklifsizce şakalaştığı eski arkadaşlar sayıyor ve onlara mahkemede nasıl ağızlarının payını verdiğini anlatıyordu ama sonu iyi görünmüyordu ve nitekim öyle çıktı: Bir gecenin son saatlerinde koridorda gene jandarmaların tok ayak sesleri duyuldu. Bu ayak sesleri daha bizim odanın kapısına yaklaşırken ve jandarma subayının anahtarı daha oda kapısının kilidinde devrini tamamlamadan mebus yatağından fırladı. Zaten daima tetikteydi. Gecelerini kâbuslar içinde geçiriyordu. İri boyu, heybetli yapılışı ve gecelik haliyle yatağının ortasında bir heykel gibi dimdik duruyordu. Fakat yeisin ve çaresizliğin müşahhas bir timsali gibiydi. Bu hayatın artık sonu gelmişti. Biraz sonra son nefesini verince, her şey bitecekti. Hırslar, benlik duyguları, korkular sona erecekti. O da böyle düşünmüş olacak ki, duruldu, gevşedi. Kendini kaderinin eline teslim etti, giyindi. Sükûnetle vedalaştık ve gitti.” Yine Kırşehir mebusu Rıza Bey (Silsüpür) milletvekili olarak Trabzon milletvekili Hüsref (Gerede) Bey’le birlikte inceleme yapmak ve Yozgat isyanıyla la ilgili rapor düzenlemek üzere bölgeye gönderilmiş, bu iki milletvekili T.B.M.M’ye sundukları raporda “Yozgat ayaklanmasının Kırşehir mebusuda bulunan Ankara valisi Yahya Galip (Kargın)in idaresizliği, belki de tertiplediği fesat yüzünden çıkmıştır.” diyerek Yahya Galip’i suçlamışlardır Çerkez Ethem’in basılmış anılarında Erkan-ı Harbiye Umumiye reisi İsmet Bey (İnönü)’in kendisine (Çerkez Ethem’e) “…isyancıları Konya dört gözle beklemekte ve şimdiki bu isyan muhitinin bir ucu Ankara’nın şark cihetinden Kırşehir’e kadar sirayet etmiş bulunmaktadır. Hatta Büyük Millet Meclisi azasıdan bulunan ve kendisinden istifade edilir ümidi ile isyan mıntıkasına evvelce gönderilen Kırşehir mebusu Keskin’li Rıza Bey’in de vaziyeti şüpheli görülmektedir. Ben Erkânı Harbiye-i Umumiye Reisi sıfatıyla görüşlerimi ve vaziyeti izah ettim. Yani kanaatim bu isyan gailesinin tamamıyla ortadan kaldırmadan ne sizin ve ne de kuvvetlerinizin cepheye dönmenizin doğru olmayacağı merkezindedir.” dediğini belirtmektedir (Bk. Çerkez Ethem’in Hatıraları s.55). Keskin’li Rıza yönüyle, bu durum İsmet İnönü açısından gerçekten bir şüphe midir, yoksa Yozgat isyanına batı cephesindeki Yunan saldırısını gerekçe göstererek gitmek istemeyen Çerkez Ethem’i ikna etmek amacıyla mı söylemiştir? Şimdilik elimizdeki kaynaklar bu noktaya soru işareti koymanın ötesinde olanak tanımıyor. KAYNAK İÇİN BAKINIZ ADNAN YILMAZ KÜÇÜK ASYA’NIN KIR-ŞEHRİ. KIRŞEHİR BELEDİYESİ KÜLTÜR TARİH YAYINLARI SERİSİ. NO 1.2006
Cengiz ERKOÇ   -  19-09-2019 - 13:37
Güzel bir yazı olmuş kalemine yüreğine sağlık
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Yener Kazan
Erol Serkan Kılıç
Nesrin Bulat
Prof. Dr. Hande ŞAHİN
Şevket ÖZSOY
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  12 Nisan 2021 Pazartesi
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net