13 Temmuz 2020 Pazartesi
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
VİRÜS TIRMANIŞA GEÇTİ
VİRÜS TIRMANIŞA GEÇTİ
Zafer Caddesi Yenileniyor
Zafer Caddesi Yenileniyor
19 Ayrı Adrese Eş Zamanlı Operasyon
19 Ayrı Adrese Eş Zamanlı Operasyon
Tarihi Çeşme Restorasyon Ediliyor
Tarihi Çeşme Restorasyon Ediliyor
  YAZARLARIMIZ
KİMSE KIZMASIN AMA…
19 Aralık 2019 Perşembe Bu yazı 9721 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Her şeyden önce insanları yaftalamanın kolay olduğu günümüzde sizde kolay olanı seçip beni yaftalamak yerine bu yazıyı sonuna kadar okuyup, ardından başınızı ellerlinizin arasına alıp, doğru mu acaba diye bir düşünün. Ardından haklıysam sizde kalmasın etrafınıza konudan söz edin. Haksızsam unutun gitsin.

            Konumuz her işe koşulan kadınlar ve onlara verilen değer.

            Kadınlar için her kesimden konuşmalar oluyor. Dernekler kuruluyor, kadın, erkek yazıyor çiziyor. Ama maalesef şiddetin önüne geçilemiyor. Acı olan bu şiddetin İslam’a mal edilmesidir.

            Aslında sadece ülkemizde veya Müslüman ülkelerde değil ki bu şiddet ve kadına ayrımcılık. En gelişmiş ve medeni denilen ülkelerde bile bu cinayetler ve hor görmeler vardır ve olacaktır.

            Konuyu sosyolojik, toplumsal, dinsel ve pek çok alandan uzman kişiler tartışıyor. Bu konuda paneller de düzenleniyor. İlgili bakanlıklar ve başkanlıklar da konuya eğiliyor. Mesela diyanet işleri başkanlığı da bu konuda çalışmalar yapıp, Cuma hutbelerinde konuyu da işliyor.

            Ben sadece bu konuya farklı bir açıdan yaklaşacağım. Aslında benim gibi düşünen çok insan var ama bu gelecek tepkiler nedeniyle ortaya dökülmüyor.

            Katıldığım geniş çaplı bir çalıştayda konu kadın erkek eşitliği konusuna gelmişti. Bende yapmış olduğum konuşmada dilimin döndüğünce (aşağıda bir kısmına değineceğim) İslam’da kadına verilen değeri anlatmış ve “kadın çalışmazsa ne olur” bağlamındaki fikrimi anlatmıştım.

            Aynı çalıştayda büyükşehirlerimizden birinin o günkü Belediye başkan yardımcısı hanımefendi söz aldı “ Başkanım kaç gündür buradayız siz asker kökenli birisiniz bu tür bir yaklaşım göstermeniz beni şaşırttı. Modern biri nasıl böyle düşünür.”diyerek serzenişte bulundu. Bende tekrar söz alıp daha geniş devam ettim.

            Her şeyden önce batının bize dayatmış olduğu en kötülerden biri; Her kötü şeyi İslam’a mal etmemiz. Nerde ne olumsuz bir şey olsa din böyle diyor, İslam böyle emrediyor yalanına sarılıyoruz. Oysa İslam dini akıl, mantık, beyin dinidir. Dünyaya adaleti yayan, mütevazılıği anlatan, doğruluğu, terbiyeyi, ahlakı baş şart sayan bir dinin kötüyle olumsuzlukla ne işi olur.

            İslam’da kadın emanettir, kutsaldır. İslam öncesi kadına görülen reva İslam’ın gelmesi ile ayaklar altına alındı. Allah Resulü (sav) : “Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür.” Derken nasıl olurda kadına yapılan kötü hareketten İslam sorumlu tutulur.

            İslam’da kadın sultandır. Dinimiz kadına çok değer vermiş, erkeğe de çok mesuliyet yüklemiştir. İslamiyet’te kadın ev içinde ve dışında çalışmak, para kazanmak zorunda değildir. Evli ise erkeği, evli değilse babası, babası da yoksa en yakın akrabası çalışıp onun her ihtiyacını karşılamaya mecburdur. Kendisine bakacak hiç kimsesi bulunmayan kadına, devletin yardım sandığı bakar.

            Geçmişte bu sultanı tarla bağ bahçe işlerinde çalıştırırken nasıl ve hangi ruh halindeyse insanlar, günümüzde de kadını her işte çalışabilir anlayışında olanlar için aynı ruh halindeler.

            Efendim hayat müşterek, kadında çalışacak erkete çalışacak eve ekmek getirecek denirse oda yanlış ve kadına haksızlıktır. İslamiyet’te geçim yükü erkek ve kadın arasında paylaştırılmamıştır. Bir erkek, hanımını tarlada, fabrikada veya herhangi bir yerde çalışmaya zorlayamaz. Eğer kadın isterse ve erkek de razı olursa, kadın kendine uygun bir işte çalışabilir. Fakat kadının kazancı kendisinindir. Kaldı ki bu çalışmaya kendisi karar verecek.

            Kadın çalıştığı zaman ortaya çıkacak olumsuzlukların hangi birini sayalım.

            Her şeyden önce dışarıda çalışan bir kadın hangi işte çalışırsa çalışsın bünyesine ağır gelir. Masa başında iş yapsa bile yaradılış itibariyle zorlanır. “Efendim köyde analarımız tarlada çalışırmış şimdi kadınlara masa başına zor mu gelir” derseniz bende evet gelir derim. Annelerimiz isteyerek mi ot biçimiş, bostan sulamış. O eli öpülesi anaların ne denli zorlandığını görmemek körlük olur.

            Başka açıdan çalışan kadın, akşam evde de iş yapmak zorunda. “efendim eşi yardım etmelidir.” Derseniz bende her ikisine de yazık derim. Adamda akşama kadar çalışmış, kadında. İkisine de yazık.

            Bir diğer açıdan çalışan kadının evladı anne kokusunu, anne korkusunu, anne sevgisini, anne saygısını, anne terbiyesini alamadan büyüyor. “efendim bakıcılar var ve anne de akşamları ilgileniyor” derseniz orada durun derim. Büyük anneler bile olsa ki çoğu çalışan anne büyükanne bulamıyor. Kim olursa olsun anne sıcaklığını hissetmeden büyüyen bir evlat merhametten uzak olur. Anne akşama kadar çalışacak, evlat başka terbiye ile büyüyecek, sonra akşam olunca anne yemek yapacak, sofra kuracak, yemek yenecek ve çocuğun yatma zamanı gelecek. Anne ne zaman evladı ile kaliteli vakit geçirecek. Evladı ile ne zaman ders yapacak, oynayacak, derdini dinleyecek, arkadaşlarını, okulunu, dersini soracak. Bebekliğin, çocukluğun, ergenliğin doğal sorunlarını ne zaman öğrenip de evladına kalkan olacak, akıl dane olacak, yön veren olacak. Bu çocuk annesi ile akşamları kaç dakika bakın saat demiyorum kaç dakika birlikte olacak ki, sırtında çıkan sivilceyi, sokakta yaşadığı korkuyu, öğretmenin davranışını anneye anlatacak.

            Bir diğer açıdan annenin çalışması eşe karşı haksızlık. “efendim eşinin kölesi mi kadın ki haksızlık olsun” derseniz. Yok derim kölesi değil başının tacı. İşte başın tacı taç gibi başta taşınmalı. Yorgun, kendinden geçmiş, iş hayatının çıkmazları ile kafası allak bullak, iş hayatının yıprattığı bir taç başa takılmakta biraz zorlanılmaz mı? Kim ister tacının yıpranmasını.

            Bir başka açıdan ülke genelinde işsizlik sorunu artıyor. “ efendim maaş mı yetiyor tek kişi çalışınca” derseniz bende bakın bir dinleyin derim. Kadınların daha geri kaldığı tüm sektörlerde erkelere iş oranı artacaktır. Yani evine ekmek götürmesi gereken asıl kişi olan erkek iş bulmakta zorlanmayacaktır. İlla kadın istihdamı diye eleman alımında ön şart koşanlar erkeklerle çalışacaktır. Bu durumda işsizlik olmayacağı için işçi hak ettiği rakamı alacak ve maaşı dolgun olacaktır. Dolgun bir maaş ile evine gelen erkek ihtiyaçları karşılayacağından iki kişinin çalışmasına gerek kalmadan ekonomik seviyesi yüksek aile olacaktır.

            Bu yazının erkeler ile ilgili kısmı şudur: Sizin her işe koştuğunuz koşturduğunuz kadının size evinizde yemek yapma zorunluluğu, sizin çamaşırlarınızı yıkama zorunluluğu, sizin elbisenizi ütüleme zorunluluğu bile yok. Siz kim oluyorsunuz da bu kadını hayat müşterek diye çalışmak zorunda bırakıyorsunuz. Allah(cc)’ın emanetine böyle mi bakıyorsunuz.

            Yine bu yazının kadınları ilgilendireni ise: Doğurduğunuz evladınıza bile süt verme zorunluluğunuz yokken, sadece, iffetinizi koruyarak cennet ehli olabilecekken (aman ha çalışan kadın iffetsiz mi gibi bir …ca düşünceye kapılan olmaz ama yinede ben uyarayım benimde evlatlarım çalışıyor) zaten evinizin işi başınızdan aşkınken, evladınıza hayat yönü verecekken neden kendinizi zorlayıp kendinize zulmederek çalışma yolunu seçersiniz ki yi hatırlatmaktır.

            Ben tüm bunları yazarken bana ne denli kızılacağını, geri kafalı olmakla suçlanacağımı biliyorum. Aslında ileride konu ile ilgili bir olay olduğunda bu yazının benim aleyhimde kullanılacağını da biliyorum. Nihayetinde bazı alanlarda ve bunların başında siyasi olarak gelecek kurma durumu olabilecek bir kişi olduğumdan bu yazının benim başımı ağrıtacağını da biliyorum.

            Ama İtalyan bilim insanı Galileo Galilei, 385 yıl önce Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğünü söylemişti. Bu fikirleri kilise tarafından yanlış olarak kabul edildiği için ölümle yargılandı. Ölünceye kadar ev hapsinde kalan Galileo fikrini söyleyerek ve doğrusunu haykırarak  öldü.

            Malum olduğu üzere yalan, dile ait bir afettir. Dil ise, kalbin sözcüsü olarak insanın tüm uzuvlarına ve amellerine tesir etmektedir. Cenabı-ı Hak şöyle emreder: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin ki Allah amellerinizi sahih hâle getirsin ve günahlarınızı bağışlasın…” (el-Ahzâb, 70-71)

            Bizde doğru bildiğimizi söyleyelim. Dedik. Bilmem hata mı ettik.

            Yoksa “doğru olduğu halde söylenmesi doğru olmayan doğrular vardır.” Deyip sesimizi kessek miydi?

            Valla eğer bu sözlerden alınan olursa bir kez daha düşünsün. Kadın düşünsün ki evinin sultanları çalışmasın sultanlık yapsın. Evlerinde çalışmaları zaten yeterince yorar onları ve erkekler düşünsün ki sultanlarının çalışması baş taçlarına haksızlık olur. Baş taçlarını başına taç etsinler.

Selam ve dua ile…

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  YORUMLAR
Halk  -  22-12-2019 - 09:52
Islam dini toplumsal yasamin temellerini cok guzel aciklamistir. Sizde dogru bildiklerinizi ve fikirlerinizi yansitiyorsunuz. Iyi de yapiyorsunuz.
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Şevket ÖZSOY
Pınar Taşçı YIKILMAZ
Nusret Kılıç
Şuayip Bütün
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  13 Temmuz 2020 Pazartesi
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net