29 Haziran 2022 Çarşamba
 
ANA SAYFA   KIRIKKALE WEB TV  
Haber Ara  
 
Dışa Bağımlılığı Ortadan Kaldıracak
Dışa Bağımlılığı Ortadan Kaldıracak
Meslek lisesinde ekmek üretimi başladı
Meslek lisesinde ekmek üretimi başladı
Başkanım Mahallemde, Başkana Soruyorum
Başkanım Mahallemde, Başkana Soruyorum
Türkiye Şampiyonu Sporculardan İl Müdürüne Ziyaret
Türkiye Şampiyonu Sporculardan İl Müdürüne Ziyaret
  YAZARLARIMIZ
Kalp ve Ruh
18 Şubat 2020 Salı Bu yazı 13707 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Konuşulması çok mühim olan konular vardı hayatımızda. Pek de mühim olmayan konulara takılıp kaldık nedense. Çok önemli bir konu ise kalbin aklı, kalbin hastalıkları. Bedenin hastalıkları elbet ilaçla geçer. Dünyaya dermanı olmayan bir dert gelmemiştir. Derdin dermanı bulunmadığı için dermansız dert diye adlandırılıyor. Peki, kalbin hastalığını ne geçirir hiç düşündük mü? Onun ilacı, doktoru kimdir? Bizler maddeye bağlı olarak yaşadığımız için görülmeyene pek de önem vermiyoruz. Kalbimiz ağrıyordu ama biz farkında değildik. Kalbe kin, nefret, haset, kibir, intikam gibi yoracak hasletler yüklersek hem hayatımızı mahvederiz hem kalbimizi yorarız. Yapılan her kötülükte kalbe bir siyah nokta konurmuş, yapılan her iyilikte o siyah nokta silinir. Kalbimizdeki siyah noktalar ne hâldedir baktık mı?

Bedenin dinç kalabilmesi sağlıklı yaşam için gereken maddeleri özenle seçip alırken, hangisi faydalı, hangisi bünyemize daha iyi gelir diye nerdeyse saatlerimiz harcıyoruz. Peki, ruhun gıdası nedir diye hiç düşündük mü? Bedene gereken temizliği ve gıdayı verirken ruha neden vermiyoruz? Ruhun ölümü illa toprağa girince mi olacak? Yaşarken ruh ölmez mi? Ölür ama biz farkına varmayız. Belki ruhumuza dönüp baktığımızda onun can çekiştiğini göreceğiz, onu yaşatmak için onun ilacını vermek gerekir. Yanlış bir tedavide ise ölür. Kalbin ve ruhun gıdası dünyaya gelme amacımızdan geçer. Yani kulluğumuzdan, bize verilen görevler ne ise yapmamızdan geçer.

Düşünün ki Yaradan rızka kefil olduğu hâlde, rızkımızı aramak için çalıştığımız yere gitmez isek kovulacağımız kesin iken, bize verilen ruhanî görevleri yerine getirmezsek sonucunun hüsran olacağı da kesin. Üstad Necip Fazıl der ki “Veren de O, alan da O, nedir senden gidecek? / Telaşını gören de can senin zannedecek!” Aldığımız nefesi bile geri verirken, neyin sahibiyiz ki bu hayatta? Düşünün ki alıp verememek, verip alamamak var. Bir tek saniyesine bile hükmedemiyoruz şu hayatın değer verdiklerimiz arasında, hâlbuki vermememiz gereken o kadar değersiz unsurlar var ki, oturup tefekkür etmek gerek, zamanı gelmedi mi?

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  YORUMLAR
Murat  -  18-02-2020 - 16:57
Doğru söze ne hacet; \"Veren de O, alan da O, nedir senden gidecek? / Telaşını gören de can senin zannedecek!\"
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kamil ÖCAL
Yener KAZAN
Sami GÜLER
Şadiye ERYILMAZ
Müfit ASLAN
Ahmet ULUSOY
Dede BULUT
Hidayet DOĞAN
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  28 Haziran 2022 Salı
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net