29 Mart 2020 Pazar
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
HALK BANK 'dan Esnafa Destek
HALK BANK 'dan Esnafa Destek
Sezer, evlerinden çıkmayan vatandaşlarla internetten görüntülü sohbet etti
Sezer, evlerinden çıkmayan vatandaşlarla internetten görüntülü sohbet etti
Türk Metal'den Büyük Destek
Türk Metal'den Büyük Destek
Anons Ekibi İmdadına Yetişti
Anons Ekibi İmdadına Yetişti
  YAZARLARIMIZ
Bir Nesli Nasıl Mahvettiler -2
24 Mart 2020 Salı Bu yazı 5130 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Osman Yüksel Serdengeçti, “Bir Nesli Nasıl Mahvettiler" isimli eserinin bir diğer bölümünde iki büyük ummandan bahseder. Bunlardan biri Mevlana diğeri Mehmet Akif’tir. Takdim kısmında Mevlana ve Mehmet Akif’i karşılaştıran Serdengeçti, kendisini Mevlana’nın aşkına tutulan; Mehmet Akif’in de mücadelesine katılan aciz birisi olarak vasıflandırır. Mevlana’nın bir umman, bir derya olduğunun altını çizen Serdengeçti, Mevlana’dan söz açmanın denizi bardakla boşaltmaya benzediğini belirtir.

1207 yılında Belh şehrinde doğan Mevlana’nın memleketi üzerine pek çok tartışmalar yapıldığını söyleyen Serdengeçti, Arapça, Farsça, Türkçe şiir ve gazeller yazan bu umman için “bütün insanlığın malıdır” diyerek bu tartışmalara da son noktayı koyar.

Mevlana’nın hayatı Şems-i Tebrizi ile karşılaşmasıyla değişir. Mevlana eski ve yeni halini şöyle anlatır: “Tam 35 yıl kendimden habersiz kupkuru yaşamışım. Ulemalık postuna oturmuş kendimi insan sanmışım. Eskiden ilmimle, amelimle mağrurdum. Aklım hayır, şer, cennet, cehennem kaygılarıyla doluydu. Büyük âlim, büyük adamdım. Tebrizli Şems: Seni gördükten sonra hepsi bitti; sokağa düştüm, çoluk çocuğun maskarası oldum.” der.

Mevlana ile Şems-i Tebrizi’nin vuslatını anlatan Serdengeçti, bu muhabbetin dedikodulara sebep olduğunu, rivayetlere göre Şems’in öldürülerek bir kuyuya atıldığını; başka bir rivayete göre de dervişin sır olup nereye gittiğinin bilinmediğini söyler. Şems, Mevlana’ya bir gün yolu Tebriz’e düştüğünde kendisini “Yalancılar Kahvesi”nde aramasını söyler. Mevlana onu aramak için Tebriz’e gider ve bu yeri sorar. Kimseden cevap alamaz.

Aslında Şems’in kastettiği “yalancılar kahvesi” mezarlıktır. Tebriz’de aradığını bulamayan Mevlana şehri çıkarken ölülere Fatiha okumak üzere mezarlığa uğrar. Mezarlıkta Şems işe karşılaşır. Mevlana’nın sevincine diyecek yoktur. Şems, Mevlana’ya: “Sen nasıl oldu da buna akıl erdiremedin. Yalancılar kahvesi işte burası ya… Bak şu mezar şahın mezarıdır. Sağlığında dünyaya sığmıyordu bu adam; her yer, her şey benim diyordu. Şimdi bir avuç toprak! Yalancı değil miymiş bu?!...” der ve örnekleri çoğaltır. Hepsinin birer yalancı olduğunu, buranın da “yalancılar kahvesi” olduğunu söyler.

Mevlana, miladi 1273 tarihinde vefat eder. Serdengeçti, onun ölümüyle: “Mevlana’nın ölümüne Konya kan ağladı. Yahudiler bizim Musa’mız odur, Hıristiyanlar bizim İsa’mız odur, diyorlardı. Bir tabutun arkasından bütün mezhepler, dinler, tarikatlar yürüdü.” diyerek tüm insanlığın ona gösterdiği hürmet ve tazimi ifade eder.

Mevlana’nın hayatı boyunca İslam çizgisinden ayrılmadığının altını çizen Serdengeçti, son zamanlarda onun hayatını, eserlerini ve görüşlerini tevil edenler çıksa da Mevlana’nın din ölçülerine bağlı, Kuran’dan ve Peygamberin yolundan kıl kadar ayrılmayan büyük bir veli olduğunu söyler. Mesneviden kitabına aldığı birkaç seçme hikâye ile Mevlana bahsini kapatarak Mehmet Akif’e geçer.

Yaşanılan devrin sanat ve sanatçı üzerinde tesiri vardır. İmparatorluğun çöküş yıllarına rastlayan Mehmet Akif’in şiirlerinde bu figan ve haykırışı görebiliriz. Diğer şairler kendi iç dünyalarında, sanat toplum arasında bocalarken Akif, milletin derdiyle hemhal olmuş, sanatı milletin sinesinde bulmuştur. Şiirlerini de en güzel bir biçimde içinde yaşadığı topluma duyurmuştur.

Akif, aynı zaman da cemiyetçi bir şairdir. Şiirlerinde içinde yaşadığı cemiyetin dertlerini ele almış, bu dertleri onlarla birlikte yaşamış, sonra bunu şiirlerinde nakış işler gibi titiz bir dil işçiliği ve söz ustalığı ile harmanlayarak yine aynı cemiyete sunmuştur.

Akif’in, devrinin şairlerinden çok üstün olduğunu belirten Serdengeçti: “Ne yazık ki inkılâp nesli Akif’i dindar diye, softa diye okumak zahmetine dahi katlanmıyor. Akif’i sadece İstiklal Marşı’nın şairi, Çanakkale şiirinin şairi olarak biliyor… Akif’in Safahat’ında İstiklal Marşı’ndan, Çanakkale destanından da büyük, güzel şiirleri vardır.” der ve kitap bu şekilde nihayete erer.

Mevlana’daki dinginlik, Akif’teki his ve heyecan, Serdengeçti’nin örnek aldığı iki şahsiyetin en temel özelliklerindendir. Bunun için Serdengeçti, bu iki ismi öne çıkarmış, adeta abideleştirmiştir.

Yakın tarihin en önemli şahsiyetlerinden biri olan Serdengeçti’de; Necip Fazıl’ı, Mehmet Akif’i ve Mevlana’yı gördüm. Necip Fazıl’daki coşku, heyecan ve aksiyonerlik; Mehmet Akif’teki millet ve vatan sevgisi; Mevlana’daki tasavvufi dinginlik, sanki Osman Yüksel Serdengeçti’de birleşmişti.

Kitap; Serdengeçti’nin, M. Akif Ersoy’un Safahattaki şiirlerinden seçtiği manzumelerin açıklamasıyla nihayete erer.

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
İdris Aykul
Erol Serkan Kılıç
İsmail Dursun Kuzucu
Nusret Kılıç
Başar Özdemir
Fazlı GÜVENTÜRK
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  25 Mart 2020 Çarşamba
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net