08 Ağustos 2020 Cumartesi
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Matematik Bölümü Dünya’da İlk 500’de
Matematik Bölümü Dünya’da İlk 500’de
En Başarılı Ülke Türkiye
En Başarılı Ülke Türkiye
Başaran'da Tercih Dönemi
Başaran'da Tercih Dönemi
Bilinçli Tercihin Püf Noktaları
Bilinçli Tercihin Püf Noktaları
  YAZARLARIMIZ
ÇOK GEÇ OLMADAN
15 Nisan 2020 Çarşamba Bu yazı 6170 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Doğa, insan ve sosyal yaşam… Birbirlerine bu kadar dost görünen bu kavramlar, aynı zamanda müthiş bir tezatla varlıklarına devam ediyorlar. İnsanoğlu, varoluşundan günümüze kadar doğanın görkemli dağlarında doğar, ovaların ve denizlerin sonsuz zenginliğinde yeşerir ve yine bereketi bol toprakların bağrında ebedi istirahatine kavuşur.

Doğa ise, insan ve tüm canlıların varlığıyla anlamlanır. Bir nehir kuzeyden güneye akar; bir garip köyün yanından geçerken yaşlı köylü tarlasını nasiplendirir, nehir aşağılara doğru akar; bir koca metropolün insanlarının evlerine su olur, nehir süzüldükçe güneydeki topraklara, vatanı bekleyen hudutta, bir tim Mehmetçiğin matarasına can olur, kan olur, rahmet olur ve kazanır nehir yeryüzünde bir mana.

İnsan ve doğanın birbirine muhtaçlığı kadar, sosyal yaşam da bu döngünün vazgeçilmez bir parçasıdır. Zira; sosyal ve toplumsal hayat, insanı insan yapan, doğayı da yaşanılır kılan olgunun ta kendisidir. İnsan sosyalleştikçe insaniyet özelliklerine kavuşur, bu özelliklerine kavuştukça da doğayı anlamlandırır.

Ancak; zaman geçtikçe, insan binlerce yıllık yazılı olmayan anlaşmalarından caydı. Önce kendisine bağrını açan doğayla arasını bozdu. Büyük savaşlar sonrası peyda olan büyük göçler, sanayileşmenin getirdiği hava kirliliği, endüstriyel ve teknolojik gelişmelerin nükleer, kimyasal ve biyolojik savaşlar ortaya çıkarmasıyla doğa adım adım katledildi. Doğanın adım adım katledilmesi, yine insanın aleyhine oldu.

Kızılderili Lider Şef Seattle tarafından, 1854 yılında Amerikan Başkanına yazılan mektupta şu ifadeler geçer: ‘’Çocuklarınıza bizim çocuklarımıza öğrettiğimizi öğretin. Dünya annenizdir. Dünyaya ne olursa, dünyanın oğullarına da aynısı olur. Eğer insanlar yere tükürürse, kendi üzerlerine tükürürler. Dünya insana ait değildir, insan dünyanındır. Bunu biliyoruz biz. Bütün her şey bir aileyi bağlayan kan gibi birbirine bağlıdır. Dünyaya ne olursa olsun dünyanın oğullarına da o olur.’’ İşte dünyayı anne gibi gören anlayış, Kızılderili toplumu gibi yok edilmeden önce, şu Kızılderili atasözünün acı acı gülümseyerek ‘’Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda ve son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak’’ diye fısıldadığını duyarız.

Biz insanoğlu doğayı yok ederek, aslında kendimizi yok ettiğimizin farkına ancak Koronavirüs salgınının dünyamızın üstüne kara bulut gibi çökmesiyle varabildik. Esasında bu salgın, insanlığın başına gelen ne ilk hastalık, ne de son. Bundan önce de Koronavirüs’ün çeşitli varyasyonlarıyla boğuşan insanlık, kesinlikle yeni salgınlarla da boğuşacaktır. İşte bunun sebeplerinden en büyüğü de doğanın acımasızca katledilmesi ve hor kullanılmasıdır. Kim bilir belki de güçlü devletlerin, zengin şirketlerin ve servet sahibi bireylerin akılları başlarına gelir, doğayla mücadele etmek yerine onunla barışmayı öğrenirler. Eğer bu gerçekleşmezse Kızılderililerin uyarısını çok acı şekilde tüm dünya öğrenecek.

Öğrenmek demişken, insanların acı şekilde öğrendiği bir gerçekte sosyal yaşamın insan varlığı üzerindeki önemi. Bizler toplumsal varlık olduğumuzu yine gelişen teknoloji ve endüstriyel toplum olmanın kaçınılmaz sonucu olan mücadeleci hayat tarzımız sebebiyle unuttuk. Sabahın ilk ışıklarıyla yarış atları gibi sokaklara, otobüslere, plazalara dağılan modern insan; doğa ve toplum bilincini yitirdi. Kendisini bilgisayarlara, akıllı telefonlara ve oyunlara verdi. Sosyal medya kullanımının yaygınlaşmasıyla, insanlar gösterişin kurbanı oldular. Bu gösteriş zamanla fotoğraf paylaşmak için doğal ortamlar gezen, video çekmek için et restoranlarına giden insanlar ortaya çıkardı. Sosyal medya platformları gitgide bireyselliği ön plana çıkardı. ‘’Toplum için, toplumla beraber’’ hareket tarzı, yerini bencilliğe bıraktı. İnsanlar kendi benliklerini öyle sarıp sarmaladılar ki; sevdiklerine sıcakkanlı şekilde sarılmayı, büyüklerinin ellerinden öpmeyi dahi unuttular.

Ancak Koronavirüs salgını ortaya çıkardı ki; insanoğlu birbirine muhtaçtı. Toplum olarak yaşamaya, sosyal hayatın getirdiği huzura muhtaçtı. Sevdiklerine sarılmak büyük bir lükstü. Yaşlı dedenin ellerinden öpebilmek huzurun ta kendisiydi. Arkadaşlarınla bir bankta omuz omuza oturup çekirdek çitlemek büyük bir lükstü. Milli parklar sadece piknik yapmak için değil, nefes almak için de ziyaret edilmeliydi. Ve Kızılderililer haklıydı, para hava vermiyordu, para nefes vermiyordu, para su vermiyordu, para yenmeyen bir şeydi…

İnsanoğlu daha da geç olmadan bütün bunları hatırlamalı, özümsemeli ve unutmamalı. Doğayla barışmalı, birbirini hatırlamalı. Doğaya ve birbirlerine daha fazla vakit ayırmalı. Şairin de dediği gibi;

bin kez budadılar körpe dallarımızı

bin kez kırdılar.

yine çiçekteyiz işte

yine meyvedeyiz

bin kez korkuya boğdular zamanı

bin kez ölümlediler

yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.

bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri

suyun ayakları olmuştur ayaklarımız ellerimiz,

taşın ve toprağın elleri.

yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık

törenlerle dikilirdik burçlarınıza.

türküler söylerdik hep aynı telden

aynı sesten, aynı yürekten

dağlara biz verirdik morluğunu,

henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz...

Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne, ne tan atışı doğumların sevincine

ey bir elinde mezarcılar yaratan,

bir elinde ebeler koşturan doğa

bu seslenişimiz yalnızca sana

yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Selam ve dua ile…     

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Ahmet Kankal
Bekir Eroğlu
Fazlı GÜVENTÜRK
Kırlangıçoğlu Oktay
Halil Eşmebaşı
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  07 Ağustos 2020 Cuma
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net