24 Ekim 2020 Cumartesi
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
El Emeği Göz Nuru
El Emeği Göz Nuru
Araçlarınızı Kışa Hazırlamak İçin 10 Adım
Araçlarınızı Kışa Hazırlamak İçin 10 Adım
İddialar Gerçeği Yansıtmıyor
İddialar Gerçeği Yansıtmıyor
Mühendislik Fakültesinin Adı Değiştirildi
Mühendislik Fakültesinin Adı Değiştirildi
  YAZARLARIMIZ
MAHZUN BİR RAMAZANA DOĞRU
22 Nisan 2020 Çarşamba Bu yazı 3802 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Ramazan, toplumun hemen her kesimine az veya çok tesiri olan ve tesiri de sanki olumsuz olacakmış gibi düşünülmesine karşın sonuçta herkesi rahatlatan ve mutlu eden bir aydır. Aslında meşakkatli bir aydır ancak her nedense kadın erkek, küçük büyük, fakir zengin, yolcu mukim kimselerce sevinçle karşılanır hüzünle uğurlanır. Bu durumun belki tek istisnası, oruç tutamayacak kadar küçük, hasta ya da yaşlılardır. Onun da çaresini bulan insanımız küçüklere tekne orucu tutturarak, hastalara ve yaşlılara da inşallah kış aylarında tutarsınız diyerek onların hüzünlerini de sevince çevirir.

Benim akran ve emsalim, ömürlerinde aynı mevsimde ve aynı ayda iki defa oruç tutmuş olanlardır, yani Temmuz Ağustos aylarında da kış mevsiminde de en az iki defa Ramazan ayı geçirerek hayat döngülerini veya çemberlerini iki kere turlamışlardır. Temmuz Ağustos ayları sıcakların en yoğun şekilde hissedildiği zamanlar olmasına rağmen en uzun gün Haziran’dadır. Bu fakir, henüz gençlik çağında bu uzun ve sıcak Ramazan günlerini yakıcı güneşin altında iliklerine kadar hissederek yaşamış birisi olarak, susamanın ne menem bir şey olduğunu iyi bilir ama anlatamaz. Anlatsa bile inanan olur mu onu da bilemez. Zaten Ramazan denildiğinde de aklına gelen tek bir kare vardır; uzun ve sıcak bir günü kızgın güneşin altında çalışarak geçirmişsin, yerinden kalkmaya mecalin kalmamış ve adeta filit yemiş sineğe dönmüşsün, karnın neredeyse sırtına geçmiş ve karga çekecek etin kalmamış, suratın güneşten ötürü kararmış ancak yüzün kireç gibi ve dudakların ya morarmış ya da beyazlamış, gözünün feri solmuş dizinin dermanı kaybolmuş ve dilin damağın kurumuş bir halde sadece ve sadece suya rabıta yaparak akşam ezanının okunmasını bekliyorsun... Ve ezan okunduğunda sanki Harran Ovası’na Fırat’ın suyunu bırakıyorsun... Bu oldu mu derseniz eğer, evet oldu derim, hem de hiç abartısız oldu. Ve hâlâ Ramazan’ı bu şekilde yaşayanların olduğuna inanırım, her ne kadar o eski halimden eser kalmamış olsa da. Kışın sıcak yazın serin evlerimizde ve işyerlerimizde hayvan peşinde koşmadan, sap toplayıp harman savurmadan, bağ ve bahçe bozmadan, tarla sulamadan rahat Ramazan geçirmemize karşın bu halden de şikayet edenler olacaktır elbet. Benim hamdolsun bir şikayetim yok, yok da biraz hüznüm var, onu da ifade edeceğim inşallah.

Yukarıdaki paragrafta özetlemeye çalıştığım o hale rağmen Ramazan’ı sevinçle karşılardık. Yarı uykulu yarı uyanık bir vaziyette sahura kalkar, akşama kadar ister tarlada ister hayvan peşinde isterse mahallede top peşinde koşmaktan bitap bir halde iftar sofrasına heyecanla ve sabırsızca oturur, suyu içip yemeği yedikçe gözümüzün feri dizimizin dermanı gelir ve o hızla doğruca camiye teravihe koşardık. Sonrası yine ya hane halkı ya da komşu çocuklarıyla sohbet ve oyun. Evet, bir oyun ve eğlenceden ibaret olan bu dünya hayatı damağımızda böyle bir Ramazan tadı bırakırdı.

O Ramazanları artık görmüyorum ve eminim ki bu yazıyı okuyanlar da görmüyorlardır. Bu Ramazana kadar hep bir heyacan hep bir hafif telaşe olagelmiştir hanemizde Ramazan geliyor diye. Alış verişiyle, pidesiyle, davetleriyle, cüzleriyle, teravihleriyle, bayrama dair planlamalarıyla ve saire... Günler ilerleyip de bayram yaklaştıkça bu defa sadaka fitre ve zekatıyla, bayram temizliğiyle, çocuklara alınacak bayramlık giysilerle, ikram edilecek yiyecekler ve şekerlemeleriyle, bayram harçlıklarıyla ilgili gündem kendiliğinden oluşmaya başlardı. Fakat bu Ramazan böyle bir şey oluyor mu veya olacak mı bilemiyorum inanın. Her şeyden önce artık teravihlerin olmayacağını kesin olarak biliyoruz. Akraba hısım, eş-dost konu komşu ve öğrencilerimizle yapageldiğimiz iftarların olmayacağı neredeyse kesinlik derecesinde yüksek bir ihtimal, belki tek umut bayramda kısmen de olsa biraraya gelebilme ihtimali. Ramazanı görecek miyiz ve bayrama erişecek miyiz Allahu a’lem.

Ramazana mahzun bir halde yaklaşırken bayramı inşallah hem hata ve günahlarımızdan arınmış olmanın hem de şu musibetten kurtulmuş olmanın verdiği huzur ve seviçle karşılayabiliriz. Bu defalık hüzünle karşılayıp sevinçle uğurlamak yazılmıştır kim bilir ezel bezminde. “Üzülme!” emrine uyalım, bize verilen nimetlerin kadrini bilelim, sevgiyi ve umudumuzu her dâim diri tutalım, niyetimiz hayır âkıbetimiz hayır olsun inşallah Kıymetli Dostlar. Ramazan ayı inşallah güzellikleriyle ve bereketiyle gelsin...

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Ahmet Tarlabölen
Ahmet Kankal
Sadettin Şahin
Kırlangıçoğlu Oktay
Bahattin Akyön
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  23 Ekim 2020 Cuma
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net