25 Eylül 2020 Cuma
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Uzelli'den Tablet Bağışı
Uzelli'den Tablet Bağışı
Son Kurban
Son Kurban
Biz Konuşmuyoruz Çalışıyoruz
Biz Konuşmuyoruz Çalışıyoruz
Kırıkkale'nin Âşığı Şiirlerini Öksüz Bıraktı
Kırıkkale'nin Âşığı Şiirlerini Öksüz Bıraktı
  YAZARLARIMIZ
KÖYDE HAYAT VAR
26 Nisan 2020 Pazar Bu yazı 9801 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

 Kapı tak tak diye yüksek sesle vuruluyordu.

Gelen köyümüzün muhtarıydı.

-          Hocam günaydın. Hoş geldiniz.

-          Günaydın muhtarım. Hoş bulduk.

-          Hocam köyde hayat var. Eğer şehirden gelenler virüs getirmezlerse bizim köye virüs zor gelir. Şu köyün havasının güzelliğine bakın. Şu temiz, mis gibi havada virüs olur mu hiç? Yalnız karakol komutanının emri, sizde on dört gün evden çıkmayacaksınız.

-          Teşekkürler Muhtarım. Sizin de, Karakol Komutanımızın da emri olur.

-          Sağolun Hocam. Karakoldan gelirlerde Muhtar tembihledimi derlerse, tembihledi deyin bir zahmet.

-          Olur. Muhtarım siz gale çekmeyin.

-          Hocam bir sorununuz, isteğiniz olursa beni arayabilirsiniz. Haydin hoşça kalın.

-          Güle güle muhtarım. İşlerinizde kolaylıklar dilerim.

Kırıkkale’denköye geleli iki gün olmuştu. Yiyecek ve içecekle ilgili yakın zamanda bir sorunumuz olmayabilirdi. Aksilik telefonumun şarj etmemesi benim için en büyük sorunum olarak görünüyordu. Bununda en yakın çözüleceği yer ya Kırıkkale, yada Kaman’a bir gideni bulmam gerekiyordu.

İnternetin de çok zor çekmesi, özellikle köşe yazılarımın gazeteme gitmesinde sorunlar yaşıyordum.

Yaşım altmış beş olduğu için sokağa çıkamıyordum.

Bahçenin tel örgüile çevrili yerinde dolanıpduruyor, çoğu zamanda bahçenin işleriyle uğraşıyor, yapılmadık iş bırakmıyordum.

İnsan, özgürlüğün kıymetini onu kaybedince daha iyi anlıyor. Sahip olduğumuz, farkına varamadığımız günlük yaşantımızda birçok güzelliğin farkına onları kaybetmeyince maalesef anlayamıyoruz. 

Sonra, bahçenin bir köşesine oturup etrafı dinlemeye, gözlemeye koyuldum.

Nede çok başka yaşamlar varmış şu küçücük alanda, farkına varmadığımız.

Bir kumru kuşuağacının ulaşılamayacak yerine yuva yapıyordu…

Bir solucan, ha bire toprağın altına girmeye çalışıyordu…

Bir kösnü toprağı kabartıyordu…

Bir çift karga ceviz ağacının en tepesine yakın yere,daha önceki yıllarda yaptıkları yuvanın tamirini yapıyorlardı.

Bir baykuş komşu evin bacasından hep bana bakarak sanki yaptığım hareketleri taklit ederek benimle dalgasını geçiyordu!

Meyve ağaçlarının tomurcukları aslında nasılda değişime uğrayarak her gün biraz daha büyüdüklerinin farkına varabiliyordum.

Köyün sığır ve koyun sürüleri, bizim bahçenin yanından geçerek meraya otlamaya gidiyorlardı.

Afganistan’dan gelen çobanlarda olmasa köylerde ne çoban, ne de gündelikçi işçi bulmak mümkün değildir.

Bu çobanlarla sohbet ettiğimde yıllarca görmedikleri aileleri, çocukları için kim bilir içlerinde ne özlemler, ne fırtınalar koptuğunu anlayabiliyordum.

Belliki memleket hasreti bunları mahzun, çekingen, korkak bir duruma getirmişti.

Kendileriyle yaptığım kısa sohbetlerde ne de çok unutulmaz acı dolu hikâyeleri vardı.

Dayanılmaz zannettiğimiz birçok acı dolu yaşantılara, insanlar nasılda dayanıyorlardı…

Arılar hava biraz iyi olunca kovanlardan dışarıya girip çıkarak ne kadarda aceleci çalışıyorlar. Kovanın önünde saatlerce onların çalışmasına bakmak bana büyük haz veriyordu.

Koyun sürüsü bahçenin yanından meraya doğru gidiyor…

Hava biraz soğuktu.  Kuzularıda annelerinin yanına bırakmışlar yan yana gidiyorlardı.

Eşim ‘’Yazık, kuzular daha çok küçük bu havada üşürler’’ diye bana seslendi.

Sonra birde baktıkki aksak bir koyun sürüye yetişmek için alabildiğine çaba göstererek sürünün arkasından geliyordu.

Bu aksak koyunun sürüye yetişme çabası gerçekten gören herkese büyük acı veriyordu.

Eşim büyük bir üzüntü içinde ‘’Bey, ne olur git çobanla konuş. Bu aksayan koyunu evde bıraksınlar, yazık nasıl acı çekiyor’’ diye seslendi.

Gerçekten aksak koyunun sürüye yetişme çabası görülmeye değerdi. Sonra baktık akşam olunca da yine sürünün arkasında aksayarak aynı koyun geliyordu.

Tüm çevremde olan, daha önce hiç aklıma gelmeyen veya umursamadığım veya hiç dikkat etmediğim ne yaşamlar varmış.

Bunlar da hep Allah’ın yarattıklarıydı.

Bu dünyayı ortak olduğumuz varlıklardı.

O kadar dünya malına dalmışız ki, o kadar bencil olmuşuz ki, o kadar kendimizden başkasını görmez olmuşuz ki, çevremize güzellik katan diğer canlıları anlamaz ve düşünmez olmuşuz. 

Bunlar olurken yaşadığımız ömür içinde tüm korkularımız aklıma geldi.

Aslan, kaplan, timsah, yılan aklımıza gelecek tüm yabani hayvanlar…

Korona denen görünmez küçücük virüsü düşündüğümüzde aslında bunlar ne kadarda masumlarmış değil mi?

Sağa sola bağırıp çağıran dünyanın en kuvvetli liderleri…

Hani hoşunuza gitmeyen bir yerlerden ufacık tehdit aldığınızda Altıncı Filoyu gönderiyordunuz?

Hani atom Bombanız vardı isterseniz dünyayı yok ederdiniz?

Hani sizlere dünyada kafa tutacak kimseler yoktu?

Oraya buraya silah gönderip fakiri fukaraları dağ başında meçhule gönderen muktedirler…

Durduk yerde ülkeleri biri birine tutunuz.

Durduk yere insanları biri birine kırdırdınız.

Durduk yere olmayacak savaşlar çıkardınız.

Çok anaları ağlattınız.

Çok yuvalar yıktınız.

Çok ocakları söndürdünüz.

Çok mazlumun ahını aldınız…

Bir ders aldınızmı küçük, o küçük bir virüsten…

Altıncı Filoyu birde Korana denen virüse gönderip, üzerine bir atom bombası atsanız olmaz mı?

Kurtarsanız önce kendinizi, sonra tüm insanlığı!

Ama olmuyor işte yaramadı ne filolarınız, ne bomba yüklü jetleriniz.

 Çok korktunuz değil mi?

Sesiniz soluğunuz kesildi de…

Yelkenleri indirmişe benziyorsunuz.

Dünyada hiçbir şey sizleri korkutamıyordu.

Çünkü kocaman pazınız, dev gibi vücudunuz, birçok insanı bir anda öldürecek silahlarınız vardı.

Ne oldu da şimdi içeriye kapandınız?

Kaçıp, kurtulacak, saklanacak bir yer bulamadınız.

Değil mi?

Ey, dünya benden sorulur diye böbürlenenmuktedirler!

Eğer tüm bu silahlara harcadığınız paraları insan sağlığı için harcasaydınız, insanlık bugün bu virüsün karşısında çaresiz kalmaz, saklandığınız yerde değil, o muhteşem tahtınızda otururdunuz.

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Başar Özdemir
Kırlangıçoğlu Oktay
Bekir Eroğlu
Şevket ÖZSOY
Pınar Taşçı YIKILMAZ
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  24 Eylül 2020 Perşembe
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net