30 Haziran 2022 Perşembe
 
ANA SAYFA   KIRIKKALE WEB TV  
Haber Ara  
 
Kırıkkale'den Beklentimiz Yüksek
Kırıkkale'den Beklentimiz Yüksek
Duman ve Çelik, İYİ Parti'de
Duman ve Çelik, İYİ Parti'de
ECTASY Uyuşturucu Hap Ele Geçirildi
ECTASY Uyuşturucu Hap Ele Geçirildi
Yaz Spor Okulları Açıldı
Yaz Spor Okulları Açıldı
  YAZARLARIMIZ
Hayat Rehberi
13 Mayıs 2020 Çarşamba Bu yazı 16249 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Çok beğendiğim ve zaman zaman da sınıfta derslerde kullandığım “Et tekraru ahsen velev kane yüz seksen” diye yarısı Arapça, yarısı, Farsça yarısı da Türkçe bir terkip var. Diyor ki burada: “Tekrar güzeldir; isterse yüz sekseninci defa olsun...” Ben de bu meyanda içinde bulunduğumuz ramazan günlerinin önemine binaen ruh dünyamızda iz bırakacak büyük hayat rehberini farklı kaynaklardan bir kez daha okumak istedim.

Necip Fazıl, Martin Lings, Mahir İz ve Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınlarından çıkan kitaplarla o kutlu rehberin örnek hayatına şahitlik ettim. Okuduğum her bir kitaptan ayrı bir haz aldım. Sevgiyle, aşkla yenilendim. Arının her çiçekten bal aldığı gibi ben de her kitapta farklı duyguları yaşadım. Her birisinin farklı anlatım tarzıyla o hayat rehberini anlatmaya çalıştığı kitaplarda, o günleri bir kez daha bütün heyecanıyla yaşadım.

Kimi zaman Hazreti İbrahim’in elinde bir kurban oldum kesilmeye giden ve hiç itiraz etmeyen Hz. İsmail misali. Kimi zaman Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah’la oldum; İsmail’le aynı kaderi paylaşan ve yine aynı teslimiyetle kurban olmaya giden…

Kâbe’ye muhalefet olsun diye yaptırdığı tapınağa insanları çekebilmek için insanların oluk oluk aktığı bu kutsal yere savaş açan Ebrehe’nin ordusuna taş atan Ebabil kuşları oldum.

Baskı ve zulümler artınca “orada kimseye zulmedilmez, insanlara kötü davranılmaz” diyen Peygamber efendimizin iyi niyetli sözlerine muhatap olan Habeşistan Kralı Necaşi’nin memleketine hicret eden Müslümanlarla oldum.

Medine’ye hicret eden kutlu yolcularla birlikte ben de Kusva’nın yanında yol aldım. Ebu Eyyüb el-Ensari ile hayat buldum. Peygamber mescidinde namaz kıldım. Ashab-ı Suffe ile oturup ilim tahsil ettim.

Kimi zaman Ebazer oldum; yalnız gezen, yalnız yaşayan, yalnız haşrolan; yeri geldi okçular tepesinde isimlerini bilmediğimiz hiçbir zaman da öğrenemeyeceğimiz; daha doğrusu hataların yüzlerine vurulmadığı için isimleri açıklanmayan okçularla birlikte oldum.

Uhud şehidi Musap Bin Umeyr oldum, Mekke’nin en zengin insanı iken şehit olduğunda üzerine örtülecek bez bulunmayan…

Peygamberimizin mübarek eşleri annelerimizle mütevazılığı, duygusallığı, safiyeti ve itaati yaşadım. Hazreti Hatice’de teslimiyeti, Hazreti Ayşe’de ilmi ve zekâyı buldum. Hayber’in fethinden sonra refaha eren Peygamberimizin eşlerindeki kısa bir süreliğine de olsa dünya isteklerini ve bunun üzerine gelen ayetle, ilahi ikazı gördüm.

Hayatında hiç yalan söylememiş, dost düşman herkesin güvenini kazanmış “Muhammedü’l Emin” lakaplı bir insanı; hayatının her safhasında insanları iyiliğe ve güzelliğe yani Kuran’a çağıran bir davetçiyi, rahmet ve savaş peygamberini, kutlu rehberi gördüm.

Peygamberimizin vefatıyla kendini kaybeden ve “Kim Muhammed öldü derse kellesini vururum” diyen Hazreti Ömer’le celadet; “Kim ki Muhammed’e tapıyorsa bilsin ki Muhammed ölmüştür. Kim Allah’a tapıyorsa Allah ölümsüzdür, bakidir” diyen Hazreti Ebu Bekir’le teslimiyet iklimini yaşadım.

Peygamber olmasına rağmen sahabeleriyle istişare yapan bir Peygamber gördüm. Üzerine giydiği zırhı “Bir Peygamber silahını kuşandıktan sonra, Allah, düşmanlarıyla onun arasında hüküm verene kadar onları çıkarmaz.” diyen bir “savaş” peygamberini; oğlu İbrahim’in ölümüyle gözyaşlarına mani olamayan, “Siz de mi ey Allah’ın Resulü” diye sorulduğunda. “Kalp hüzünlenir, göz yaşarır” diyen; Taif’te kendisine taşlar atılıp yaralandığı zaman beddua edilmesi istendiğinde beddua etmeyerek “Ya Rabbi, bunlar bilmiyorlar, bunları ıslah et” diyen; Uhud’da çok sevdiği amcası Hazreti Hamza’yı şehit eden Vahşi’yi ve Hazreti Hamza’nın ciğerlerini yiyen Ebu Süfyan’ın karısı Hind’i affedebilecek kadar merhamet sahibi, “rahmet” peygamberini gözümde canlandırdım ve o anları hüzünle yaşadım.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin yanında çok sönük kalacağı Veda Hutbesiyle, bin dört yüz yıl öncesinden tüm çağlara seslenen kutlu davetçinin sesini duydum. Peygamberimizle beraber Arafat ve Müzdelife’de vakfe yaptım, Mina’da şeytan taşladım ve atam İsmail’in ve Abdullah’ın kurban edilişini yeniden yaşayarak kurban kestim. Kâbe’yi tavaf ettim. Hicri İsmail’de namaz kıldım. Safa ile Merve arasında Hazreti Hacer ile İsmail’i, zemzem içip gözyaşlarıyla andım.

İnsanlara insanca yaşama ölçülerini, hayat çerçevesini çizen bir Peygamberin ümmeti olduğum için Allah’a çok şükrederken sözlerimi, bizlere “ölçü”yü hatırlatan üstad Necip Fazıl’ın dizeleriyle bitiriyorum: “Müjdecim, kurtarıcım, efendim, Peygamberim/Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim.”

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  YORUMLAR
MEHMET YEŞİLYURT  -  14-05-2020 - 13:52
Kıymetli hocam çok güzel halisane bir yazı olmuş.Gönlüne yüreğine kalemine sağlık.Teşekkür ediyor hayırlı ramazanlar diliyorum.
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kamil ÖCAL
Yener KAZAN
Şadiye ERYILMAZ
Müfit ASLAN
Ahmet ULUSOY
Dede BULUT
Hidayet DOĞAN
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  29 Haziran 2022 Çarşamba
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net