24 Eylül 2020 Perşembe
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Uzelli'den Tablet Bağışı
Uzelli'den Tablet Bağışı
Son Kurban
Son Kurban
Biz Konuşmuyoruz Çalışıyoruz
Biz Konuşmuyoruz Çalışıyoruz
Kırıkkale'nin Âşığı Şiirlerini Öksüz Bıraktı
Kırıkkale'nin Âşığı Şiirlerini Öksüz Bıraktı
  YAZARLARIMIZ
Necip Fazıl’ın Vasiyeti
26 Mayıs 2020 Salı Bu yazı 6844 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

“Sultanü’ş-Şuara” veya nam-ı diğer “Kaldırımlar Şairi” Necip Fazıl Kısakürek üzerine pek çok yazı ve biyografik eser yazılmıştır. Ben de bu yazıda, bu biyografik eserlerden birisinden, Mustafa Miyasoğlu’nun hazırlamış olduğu Necip Fazıl Kısakürek’ten bahsetmek istiyorum.

Akçağ Yayınları arasından çıkan kitabın elimdeki ikinci bakısı, 1992 yılını gösteriyor. Kitabı, 4 Şubat 1996 yılında Ankara Kocatepe Camii’nde düzenlenen kitap fuarından temin ettim. Kitap, üç bölümden oluşuyor.

Birinci bölümde Necip Fazıl’ın şahsiyeti; ikinci bölümde eserlerinin tasnifi; üçüncü bölümde Necip Fazıl’ın tesir çevresi ele alınıyor. Ayrıca yazarın kitaba aldığı şairin birkaçı şiiri ve bu şiirler üzerine yaptığı yorumlar da ek bölümde yer alıyor.

Giriş kısmında Miyasoğlu: “Üstad’ın eli kalem tutan her Müslüman’da emeği, her entelektüelde hakkı vardır inancındayız” diyor. Çok doğru bir tespit. Bugün İslâmi bir edebiyattan bahsedilebiliyorsa onun temel taşlarında Necip Fazıl, Nuri Pakdil ve Sezai Karakoç’un emekleri ve harcı vardır.

Necip Fazıl çok yönlü bir şairdir. Yüz civarında eser veren şair, hemen hemen edebiyatın her alanında mükemmel eserler ortaya koyar. Şairliğinin yanı sıra, hikâyeciliği, tiyatro yazarlığı, gazeteciliği, hatipliği ve mütefekkirliği ile komple bir sanatçıdır.

O sadece sanat eserleri ortaya koymamış aynı zaman da aksiyoner kimliğinin bir yansıması olarak toplum içerisinde inandığı davanın mücadelesini vermiş, savunmasını yapmıştır. Çıkardığı dergilerle bu mücadeleyi sürdürmüştür. Kalıcı ve uzun ömürlü olmayan “Borazan” ve “Ağaç” dergilerinden sonra ömrünü ve mücadelesine adını verdiği “Büyük Doğu” ile kırk yıl yaşamayı ve yüksek sesle davasını haykırmayı başarmıştır. Hem şair hem de mütefekkir olarak büyük çaplı eserler veren Necip Fazıl’ın ortaya koyduğu ürünlerin bir benzerini ortaya koyan eser sahibi çağımızda ve günümüzde yoktur.

Necip Fazıl, eserlerinin bir kısmını tarih ve tarihi şahsiyetler üzerine yazmıştır. Özellikle mevcut anlayış bakımından ötelenmiş, örselenmiş, hakkı yenmiş ve reddedilmiş şahsiyetleri, bir başkaldırı şeklinde eserlerle ortaya koymuştur. Özellikle Sultan Vahidüddin ve Sultan II. Abdulhamit bunlara örnek verilebilir.

Bohem hayatı yaşadığı yıllarda yazdığı “Kaldırımlar” şiiri ile ünlenen Necip Fazıl asıl kimliğini şeyhi Abdülhakim Arvasi ile tanışmasından sonra kazanır. Onu da: “Bana, yakan gözlerle, bir kerecik baktınız; / Ruhuma büyük temel çivisini çaktınız” şeklinde dile getirir. Akabinde de “Bildim seni ey Râb, bilinmez meşhûr “ dediği sürece ulaşacaktır. Bu süreç, Necip Fazıl’ın eserlerine de yansıyacaktır.

Klasik edebiyatta iki teori vardır. Sanat ve edebiyat ile uğraşanlar bunu ya “halk” için ya da “sanat” için yaparlar. Bu durumu da “Sanat sanat içindir” ya da “Sanat toplum içindir” teorisiyle sembolize ederler. Necip Fazıl, edebiyatta bugüne kadar bilinen teorilerin hepsini ters yüz ederek, yıkarak “Sanat Allah içindir” tezini savunmuştur. Eserlerini de hep bu minval üzere oluşturmuştur. İslam’a ve onun değerlerine teslim olan Necip Fazıl “Sanat Allah içindir” anlayışını: “Anladım işi sanat Allah’ı aramakmış, / Marifet bu, gerisi çelik çomakmış” dizeleriyle pekiştirir. Hayatını da bu çizgide sürdürür.

Son nefesine kadar çizgisinden sapma göstermeyen Necip Fazıl vasiyetinde, cenazesine bando ve çelenk istemediğini belirtir. Cenazesine bando ve mızıka gelmemiş; gönderilen çelenkler de kime ait olursa olsun, Üstad’ı seven gençler tarafından vasiyette belirtildiği üzere parçalanarak çöpe atılmıştır.

Miyasoğlu, Necip Fazıl’ın son anını oğlu Ömer Kısakürek’in naklettiği şekliyle kitabına alır. Cümleler aynen şöyledir: “Çok güzel öldü” dedi, Ömer. Gece saat biri on geçiyordu. Fenalaştı. Beni yanına çağırdı. Beni kaldır ve oturt dedi. Kaldırdım, oturdu. Elini alnına götürdü. Ufuklarda bir yolcu ararcasına uzaklara baktı. Tebessüm etti ve beni yatır dedi. Yatırdım. Bana Kur’an oku dedi; Yasin Suresi’ni oku… Okumaya başladım. Yüzünde boncuk boncuk ter. Kelime-i Şehâdet getirmeye başladı. Ruhunu teslim etti.”

Sizi bilmem; ama ben İlk kez, bu kitapla, Necip Fazıl’ın ölüm anına ait anekdotla karşılaştım. Hayatıyla insanlara örnek olan Necip Fazıl, ölümüyle de bize örneklik teşkil ediyordu.

Bu duygularla, vefatının 37. yıldönümünde Üstadı bir kez daha rahmetle yâd ediyorum.

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  YORUMLAR
cancan  -  29-05-2020 - 19:26
çok buyuk bir şair keşkem safını belli etmese idi çunku şiirlerinde her yönden insanlar bir şey buluyor aynı hatayı İsmet Özelde yaptı iki buyuk sair ama belli kesimler sahıp çıkıyor bence her iki şairede Turkiye sahıp çıkmalı
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Başar Özdemir
Kırlangıçoğlu Oktay
Bekir Eroğlu
Şevket ÖZSOY
Pınar Taşçı YIKILMAZ
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  24 Eylül 2020 Perşembe
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net