04 Temmuz 2020 Cumartesi
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Şehit Aileleri ve Gaziler Abone Açım Ücreti Alınmayacak
Şehit Aileleri ve Gaziler Abone Açım Ücreti Alınmayacak
Sistemler Değerlendirildi
Sistemler Değerlendirildi
Saran'ın Gönlü Zengin
Saran'ın Gönlü Zengin
3 Temmuz Şehitleri Unutulmadı
3 Temmuz Şehitleri Unutulmadı
  YAZARLARIMIZ
İKİ DÜNYANIN HESAPLAŞMASI
01 Temmuz 2020 Çarşamba Bu yazı 8036 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

İki Dünyanın Hesaplaşması’nda Ersin Nazif Gürdoğan, bilinen dünya ile bilinmeyen dünyanın karşılaştırmasını yapar. Sanatın ve edebiyatın bu hesaplaşmadaki rolünden bahseder. Sanatın ölümlü dünyada ölümsüz dünyayı arama serüveni olarak değerlendirirken; sanatçıyı da bu iki dünya arasındaki köprüye benzetir.

Kültür, edebiyat, sanat bağlamında Türk tarihine damgasını vuran büyük şahsiyetlerden bahseder. Bu şahsiyetleri, biyografik hayatlarından ziyade kültür ve sanat bağlamında ele alır. Bunlar içinde en başta Mehmet Akif gelir. Mehmet Akif’i; kökleri geçmişte, dalları gelecekte olan büyük bir Anadolu çınarına benzetir. Akif’in, Anadolu insanının geleceğini kendi özüne dönmekle elde edileceğini belirttiğini söyler. Akif’in şiirinin bütün Anadolu’nun yükünü çeken insanların çığlığı olduğunu ilave eder.

Gürdoğan daha sonra Necip Fazıl’ı ele alır. Necip Fazıl’ın, Cumhuriyet döneminin çileli hayata sahip düşünce ve eylem ustalarının başında geldiğini söyler. Sanatın, onun gözünde bir amaç değil; geleceği aramanın bir aracı olduğunu belirtir. İnsanın iç dünyasındaki uyum ve düzeni kavramadan, dış dünyasındaki uyum ve düzenin dinamiklerinin kavranılamayacağını belirten Gürdoğan; Necip Fazıl’da bu dinamiklerin “iman” ve “aksiyon” şeklinde kendini gösterdiğini ifade eder ve Necip Fazıl’ın hayat kaynağının Batıda değil; Doğuda olduğunun altını çizer.

Gürdoğan; “Dost Zengini Bir Bilge” olarak Fethi Gemuhluoğlu’ndan bahseder. Yirmi birinci yüzyılda insanların gönüllerinin ekonomik silahla değil; kültürel değerlerle kazanılabileceğini belirtir. Globalleşen dünyanın sevgiyle silahlanmasını bilenlerce değiştirilebileceğini; bu silahlarla insanların hem kendilerini hem de çevrelerini değiştirebileceklerini söyler. Bu bağlamda gönül mimarı Fethi Gemuhluoğlu’nun Türkiye’ye büyük ve güçlü bir entelektüel sermaye kazandırdığını belirtir.

Gürdoğan; “İnançsız, ahlaksız kültür ve ekonomi düşünülemediği gibi, kültürsüz ekonomi, ekonomisiz kültür düşünülemez” diyen Sezai Karakoç’u doksanlı yıllardaki gelişmelerin haklı çıkardığını söyler. Köklü ve sağlıklı bir kültüre dayanmadan güçlü ve sağlam bir ekonomi geliştirmenin mümkün olamayacağını belirtir.

Kudüs şairi olarak bilinen Nuri Pakdil’in, Anadolu insanının düşünce ve eylem anlayışına yeni boyutlar getirdiğini belirten Gürdoğan, Pakdil’in, insan ruhunun derinliklerine inmeyi ustalıkla başaran şairlerin başında geldiğini söyler. Pakdil’in; kitabı hem görünen hem de görünmeyen silah olarak kuşandığını; edebiyatsız topluma derinlik kazandırmak için düşünce kadar eylemin de gerekli olduğunu, bu bağlamda Pakdil’in hem bir düşünce hem de eylem ustası olduğunun altını çizer.

Yedi Güzel Adam’dan biri olan Cahit Zarifoğlu’nun “şiiri” yakalayamayanların arasından toplumları peşinden sürükleyecek öncülerin çıkmayacağını söylediğini belirten Gürdoğan, Zarifoğlu’nun “söz”ün ustası olduğu kadar “eylem”in de ustası olduğunu ifade eder.

Gürdoğan, Yedi Güzel Adam’dan biri olan benim de kendisiyle tanışma şerefine eriştiğim M.Akif İnan’ı medeniyet bağlamında ele alır. İnan’ın bulunduğu ortamı, özü ve sözüyle güzelleştirenlerden biri olduğunu belirtir. Akif İnan’ın her gittiği yerde mutlaka geniş bir sohbet ve dost halkası oluşturduğunu söyler.

Mavera Dergisi’nin kurucuları arasında yer alan şair Erdem Bayazıt’ı Anadolu’nun dünyayı vizesiz dolaşan sesi olarak tasvir eder. Bayazıt’ın şiirleriyle bütün insanlığa seslendiğinin altını çizer.

Yine, Yedi Güzel Adam’dan biri olan ve benim de üniversite bitime tezimi öyküleri üzerine yaptığım Rasim Özdenören, Gürdoğan’ın DPT’den yakın çalışma arkadaşı ve Türk öykücülüğünün de önemli bir kilometre taşlarından biridir.

Şahıslardan şehirlere geçen Gürdoğan, şehirlerin medeniyet üzerine etkilerini belirtir. Mekke, Medine ve Kudüs üzerinde durur. Bunların yanına İstanbul’u da ekler. Gürdoğan: “Mekke, İslam’ın; Kâbe, Mekke’nin kalbidir.” dedikten sonra Medine’nin kalbinin de Peygamber Mescidi olduğunu söyler. Kudüs’ün ise üç büyük din tarafından kutsal kabul edildiğini; Kudüs’te huzur isteniyorsa ancak bu şekilde varlığını devam ettirmesi gerektiğinin altını çizer.

Yeryüzünde bir savaşın yaşandığını belirten Gürdoğan, yeni savaşın bir yanında aşkın kültürün, diğer yanında seküler kültürün yer aldığını söyler. Toplumları güçlü kılanın orduları değil; adalet odaklı yönetimleri olduğunu ifade eder. İki dünya arasındaki sınırları şiirle silahlanmasını bilenlerin yıkabileceğini, varoluşun kaynağının Allah dışında arayan şiirin, aşkınlığın perdelerini aralayamayacağı gibi aşkınlığı da yakalayamayacağını belirterek sözlerini tamamlar.

Hazreti Âdem’in oğulları Habil ve Kabil’le başlayan İki Dünyanın Hesaplaşması kıyamete kadar çeşitli isimler altında sürecektir.

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Pınar Taşçı YIKILMAZ
Başar Özdemir
Nusret Kılıç
Kırlangıçoğlu Oktay
Bekir Eroğlu
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  01 Temmuz 2020 Çarşamba
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net