07 Ağustos 2020 Cuma
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Sizlerin Hakları Yenmez Yedirilmez
Sizlerin Hakları Yenmez Yedirilmez
MHP'de  Kongre Zamanı
MHP'de Kongre Zamanı
Ataseven'den Yerinde İnceleme
Ataseven'den Yerinde İnceleme
Trafoda Çıkan Yangın Söndürüldü
Trafoda Çıkan Yangın Söndürüldü
  YAZARLARIMIZ
15 Temmuz’dan Ayasofya’ya
15 Temmuz 2020 Çarşamba Bu yazı 9151 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Daha dün gibi hafızamda canlılığını koruyor, 15 Temmuz hain darbe girişimi.  Temmuz ayının bir cuma akşamında evimizde televizyon izlerken sosyal medyada İstanbul Boğaziçi Köprüsü’nün tek taraflı olarak askerlerce kapatıldığı haberleri dolaşmaya başlamıştı. Yine sosyal medyada bir darbe girişiminden bahsediliyordu. İnanamadım.

Ekonomimiz gayet iyi gidiyor, bankalar batmıyor; enflasyon tek haneli rakamlara inmiş, işsizlik günden güne azalıyordu. Temel insan hak ve özgürlükleri her geçen gün iyileşiyor; kamuda, üniversitelerde hatta orta öğretim öğrencilerinde bile başörtüsü problemi kalmamıştı. Dini inanç ve özgürlüklerde herhangi bir sıkıntı yaşanmıyor; kimse kimsenin inancına karışmıyordu.

12 Eylül’ü on iki yaşında, 28 Şubat post modern darbeyi de öğretmenliğimin ilk yıllarında yaşamış biri olarak 15 Temmuz hain darbe girişiminin yaşandığı anlarda, ülkede darbeyi gerektirecek ne var diye kendi kendime soramadan edemedim.

12 Eylül öncesi ülkede sağ sol, Alevi-Sünni çatışmaları yaşanıyordu.  Kahvehaneler taranıyor, her gün haberlerde ölüm haberleri ve buna benzer olaylar konu ediliyordu. Birden 12 Eylül darbesi ile bıçakla keser gibi olaylar sona erdi. İnsanlar bir anlamda sevindi. Artık kimse kimseyi öldürmüyordu. Mademki bir gecede bu terör olayları durdurulabiliyorsa niye daha önceleri meşru yollardan, askeri müdahale olmadan bu iş engellenememişti. Ortamın kıvama hazır hale gelmesi beklenmişti(!)

Aynı ortam hazırlanması 28 Şubat sürecinde de yaşandı. Bir günde ne olduğu belli olmayan Aczimendiler, Müslüm Gündüzler, Ali Kalkancılar, Fadime Şahinler türedi. Canlı yayınlarla evlerinde hazır basılmaya bekleyen insanlar basıldı. Modern darbenin alt yapısı hazırdı, irtica hortlamıştı. Boncuk boncuk terleyen zamanın Başbakanı Erbakan’ın elinden, yapılan darbeyle Başbakanlığı alındı.

Dernek ve vakıflar Batı Çalışma Grupları tarafından denetlenirken Fethullah Gülen’in “Beceremediniz, artık bırakın” açıklamaları gazetelere manşet oluyordu. İşin ilginç tarafı bu süreçte bütün İslami dernek ve vakıflar kapatılırken Gülen’in hiçbir okul, yurt ve dershanelerine dokunulmuyordu.

Zihnim bu düşüncelerle uğraşırken gecenin ilerleyen saatlerinde haberler, bir kısım silahlı kuvvet mensupları tarafından bir kalkışma olduğundan bahsediyordu. “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” diye bir konsey tarafından korsan bildiri okutuluyordu. Kendimi tutamadım, hırsımdan çatladım, yukarıda bahsettiğim ekonomik, temel hak ve özgürlükleri düşünerek gözyaşlarıma mani olamadım, ağladım. Darbe demek; ülkenin en az on yıl, yirmi yıl geriye gitmesi demekti.

Cumhurbaşkanımızın halkı meydanlara davet eden konuşmasını beklemeden hemen çocuklarımla beraber şehrin meydanına koştum. Meydana giden yollar her zamanki gibi canlı idi. Olağanüstü bir durum belirtisi gözükmüyordu. Meydana indiğimizde, meydanın dakikalar içerisinde sağdan soldan gelen yüzlerce insanla dolduğunu gördüm. Herkeste hüzünlü bir o kadar da keskin, iradesine sahip çıkacak, demokrasiyi ve özgürlüğünü ayaklar altına aldırmayacak cesur bir tavır gördüm.

Valimiz M. İlker Haktankaçmaz henüz birkaç gün önce şehrimize gelmişti. Merkezde bulunan Emniyet Müdürlüğü basamaklarına çıkarak güzel bir konuşma yaptı; daha sonra da milletvekilimiz. O zaman anladık ki bu darbe girişimi hain FETÖ elemanları tarafından planlanmıştı.

İnsanları din ile kandıran FETÖ, bizim insanımızın vergileriyle alınan silahlarla bizim insanımızı öldürecek kadar alçaktı. Adeta, Aytmatov’un romanında geçen kendi öz annesini öldüren mankurt örneği burada kendini gösteriyordu. 251 Şehit ve 2196 Gazi vererek ülkesini savunan milletimiz, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde uçurumun eşiğinden dönmüştü. Allah aziz milletimizi FETÖ ve onun dayandığı ABD ve işbirlikçilerinden bir kez daha korumuştu.

15 Temmuz hain FETÖ darbe girişiminde dik duruşuyla ülkeyi kan gölü olmaktan kurtaran Cumhurbaşkanımız; Sezai Karakoç’un mısralarında ifadesini bulan “meyveler sabırla olgunlaşırmış”  dizelerinde olduğu gibi Necip Fazıl’ın ve necip Türk milletinin özlemi; ancak müze olarak kullanılan Ayasofya’nın, Danıştay kararıyla tekrar ibadete açılması kararnamesini imzalayarak 86 yıllık bir hasreti vuslata çevirmiştir. Gençlik yıllarımızda bizim de slogan olarak kullandığımız “Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın.” dizeleri gerçekleşmiş oldu. Allah’a ne kadar hamd etsek azdır.

15 Temmuz’un dördüncü yıldönümünde duamız; Cennet vatanımızda bir daha darbelerin yaşanmadığı; ilelebet özgür, bağımsız ve hür olarak yaşamak temennisiyle…

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kırlangıçoğlu Oktay
Halil Eşmebaşı
Erdal Geyikçi
Başar Özdemir
Ahmet Tarlabölen
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  06 Ağustos 2020 Perşembe
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net